Karar Bülteni
AYM Mehmet Kaplan BN. 2021/25439
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/25439 |
| Karar Tarihi | 13.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Cenaze mazeret izni taziye ziyaretlerini kapsar.
- Mahpusun ailesiyle teması asgari düzeyde sağlanmalıdır.
- Salgın hastalık genel bir ret gerekçesi olamaz.
- Kamu menfaati ile birey yararı dengelenmelidir.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların, yakınlarının vefatı hâlinde cenaze ve taziye ziyaretlerine katılma hakkının, Anayasa ile güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahpusların cezaevinde bulunmaları, aile bağlarının tamamen koparılması sonucunu doğurmamalıdır. Ölüm gibi son derece acı ve hassas bir durumda, kişinin geride kalan aile bireyleriyle bir araya gelerek acısını paylaşması, kültürel ve insani bir gereklilik olmasının yanında devletin anayasal pozitif yükümlülükleri arasındadır.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, idari ve yargısal makamların mazeret izni taleplerini değerlendirirken basmakalıp ve genel geçer ifadelerden kaçınmaları gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle küresel salgın gibi olağanüstü dönemlerde dahi, enfeksiyon riski tek başına mutlak bir ret gerekçesi yapılamaz. Karar, idarenin maske, mesafe ve izolasyon gibi alternatif tedbirleri değerlendirmeksizin doğrudan ret yoluna gitmesini orantısız bir müdahale olarak nitelendirmektedir. Bundan sonraki benzer taleplerde, idare ve infaz hâkimlikleri her somut olayın kendi şartları içinde, mahpusun durumu ile kamu güvenliği veya sağlığı arasındaki adil dengeyi titizlikle kurmak ve ret kararlarını muhakkak somut, ikna edici ve bireyselleştirilmiş gerekçelere dayandırmak zorunda kalacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İzmir Ödemiş'te bulunan bir ceza infaz kurumunda hükümlü olan başvurucu, ağabeyinin vefat etmesi üzerine acısını paylaşmak ve taziyeleri kabul etmek amacıyla Siirt'e mazeret izni verilmesi talebiyle başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun bu talebi, Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ölüm tarihinden itibaren üç günlük sürenin geçirilmiş olması ve COVID-19 salgın hastalığı nedeniyle oluşabilecek riskler gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.
Başvurucu, ağabeyinin ölüm belgesini geç alabildiği için talebini gecikmeli ilettiğini, salgının en az görüldüğü bir dönemde keyfî gerekçelerle ailesinin yanında olmasının engellendiğini ileri sürerek infaz hâkimliğine ve ardından ağır ceza mahkemesine itiraz yollarına başvurmuştur. Mahkemelerce de virüsün cezaevine taşınma ihtimali ve İzmir ile Siirt arasındaki yol mesafesi gerekçe gösterilerek itirazlar reddedilince, başvurucu acılı günlerinde ailesinin yanında bulunmasına izin verilmemesinin aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel teşkil eden hukuki normların başında, Anayasa'nın özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını güvence altına alan 20. maddesi gelmektedir. Bu hak, devletin kişilerin aile bağlarını sürdürebilmeleri için hem negatif hem de pozitif yükümlülükler üstlenmesini gerektirir. Ceza infaz kurumunda tutulmanın doğası gereği bu hakka birtakım sınırlamalar getirilebilse de, idarenin kamu düzeni ile bireyin hakları arasında adil bir denge kurması zorunludur.
Somut olayın kanuni dayanağını, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.94 ve 5275 sayılı Kanun m.116 oluşturmaktadır. İlgili kanun hükümleri, hükümlü ve tutuklulara yakınlarının ölümü hâlinde yol süresi dışında belirli bir süreye kadar mazeret izni verilebileceğini düzenlemektedir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kanun koyucunun bu düzenlemedeki amacı yalnızca defin işlemine katılımı sağlamak değildir. İznin kapsamı, defin sonrasında gerçekleştirilen taziye ziyaretlerini kabul etmeyi ve geride kalan aile bireylerinin bir araya gelerek birbirlerine destek olmalarına imkân tanımayı da içermektedir.
Anayasa Mahkemesinin prensiplerine göre, yakını ölen mahpusun mazeret izni talebinin kamu makamlarınca somut koşullar dikkate alınarak özenli bir şekilde değerlendirilmesi ve en kısa sürede sonuçlandırılması şarttır. Talebin karşılanması imkân dâhilinde görülmüyorsa, buna engel teşkil eden zorunluluk hâllerinin ve güvenlik veya sağlık risklerinin soyut ifadelerle değil, somut olgu ve olaylara dayalı olarak ilgili ve yeterli bir gerekçeyle açıklanması anayasal bir gerekliliktir. Aksi tutum, hakkın özünü zedeleyen ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan ölçüsüz bir müdahale anlamı taşımaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun vefat eden ağabeyinin taziyesine katılma talebinin reddedilmesinin, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına yönelik açık bir müdahale olduğunu tespit etmiştir. Bu müdahalenin kanuni dayanağı bulunmakla birlikte, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde titizlikle incelenmesi gerekmiştir.
Kamu makamları ve derece mahkemeleri, ret kararlarında temel olarak COVID-19 salgınının yarattığı bulaş riskine, mazeret izni başvurusunun ölümden sonraki üç günlük süreden sonra yapılmasına ve cezaevi ile taziye yeri olan Siirt arasındaki mesafenin uzaklığına dayanmıştır. Ancak Yüksek Mahkeme, bu gerekçelerin başvurucunun özel durumu bağlamında yeterli, ilgili ve ikna edici olmadığını belirlemiştir. Zira kararlarda, salgının neden olduğu bulaş riskine ilişkin genel ve soyut ifadelere yer verilmiş; maske kullanımı, sosyal mesafe ve izolasyon gibi koruyucu alternatif tedbirler çerçevesinde talebin karşılanıp karşılanamayacağı hususu hiç tartışılmamıştır. İdare, personelin görevlendirilmesi veya başka alternatif çözümler üretilmesi konusunda durumun gerektirdiği özeni gösterdiğini ortaya koyamamıştır.
Ağabeyini kaybeden başvurucunun uzun süredir görmediği yakınlarıyla bir araya gelerek taziyelerini sunamaması ve acısını paylaşamaması, kendisinde derin bir manevi sarsıntıya yol açmıştır. Kamu makamlarının sunduğu matbu nitelikteki gerekçeler, ceza infaz kurumunun güvenliğini ve sağlığını koruma amacı ile başvurucunun aile bağlarını sürdürme ve manevi destek bulma hususundaki üstün kişisel yararı arasında adil bir denge kurmaktan uzaktır. Sunulan gerekçeler, müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve orantılı olduğunu kanıtlamaya yetmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.