Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/7220 E. 2016/6587 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/7220 |
| Karar No | 2016/6587 |
| Karar Tarihi | 21.03.2016 |
| Dava Türü | Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Ceza yargılaması hukuk davasını doğrudan etkiler.
- Bekletici mesele kurumunun uygulanması zorunludur.
- Mobbing iddiası ceza dosyasıyla desteklenebilir.
- Kesinleşmemiş mahkeme kararı tek başına yetmez.
Bu karar hukuken, işyerinde psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayanılarak açılan manevi tazminat davalarında, usul hukukumuzun önemli bir kuralı olan bekletici mesele kurumunun nasıl uygulanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar uyarınca, eğer işçinin mobbinge maruz kaldığı yönündeki iddiaları aynı zamanda hakaret veya tehdit gibi suç teşkil eden eylemleri barındırıyorsa ve bu eylemler hakkında açılmış bir ceza davası devam ediyorsa, hukuk mahkemesi hakimi bu ceza davasının sonucunu mutlak surette beklemek zorundadır. Hukuk mahkemesinin, ceza dosyasının sonucunu beklemeden iddiaların ispatlanamadığı gerekçesiyle aceleci bir tutumla ret kararı vermesi, adil yargılanma hakkına ve hukuki dinlenilme hakkına ağır bir aykırılık teşkil etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar mahkemelerin eksik inceleme ile hüküm kurmasının önüne geçmekte kritik bir rol oynamaktadır. Uygulamada işçiler tarafından amirleri hakkında yapılan suç duyuruları neticesinde açılan ceza davaları, mobbingin ispatı açısından kullanılabilecek en güçlü ve somut delillerden birisidir. Yargıtay bu içtihadıyla, mahkemelere ve hukuk profesyonellerine, ceza dosyası henüz kesinleşmeden salt mevcut duruma bakılarak mobbingin ispatlanamadığı yönünde bir sonuca varılamayacağı mesajını vermektedir. Dolayısıyla, uygulamada avukatların ve mahkemelerin, derdest ceza dosyalarını büyük bir titizlikle takip etmeleri ve hak kayıplarının önüne geçilmesi adına bu dosyaların nihai kararla sonuçlanmasını beklemeleri yerleşik bir kural haline gelmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu davanın temelinde, bir çalışanın işyerindeki yöneticilerine karşı açtığı manevi tazminat talebi yatmaktadır. Davacı işçi, şirketteki amiri ve birim şefi tarafından kendisine işyerinde sürekli olarak mobbing uygulandığını iddia ederek davalı şirket aleyhine dava açmıştır. Davacının anlatımına ve olayın kısa hikayesine göre, söz konusu yöneticiler diğer çalışanların duyabileceği şekilde kendisine ağır hakaretlerde bulunmuş, tehdit içerikli sözler sarf etmiş ve sistematik olarak tahrik edici davranışlar sergilemiştir. Bu olaylar üzerine şirket yönetimine şikayette bulunulmasına rağmen işverence hiçbir önlem alınmamış, soruşturma açılmamış, bilakis yaşananlara göz yumularak davacı önce zorunlu izne çıkarılmış, ardından da gerçek dışı bahanelerle işten atılmıştır.
Bunun neticesinde davacı işçi, uğradığı ağır psikolojik tahribat ve manevi zarar sebebiyle manevi tazminat talep etmiştir. Davalı işveren ise olayları tamamen reddederek, davacı ve arkadaşlarının verilen görevleri beğenmediğini, işyerinde adeta isyan çıkararak sorun kaynağı olduklarını savunmuş ve davanın tümden reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, medeni usul hukukumuzun adil bir yargılama için öngördüğü bekletici mesele (ön sorun) kurumudur. Bu kurum, aynı maddi vakıalara dayanan farklı yargılamaların birbiriyle çelişmemesini ve hukuki güvenliğin sağlanmasını hedefler.
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.165 düzenlemesidir. İlgili kanun maddesi açık ve net bir biçimde; "Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir." hükmünü ihtiva etmektedir. Bu kural, maddi gerçeğin tek bir bütün olarak ortaya çıkarılabilmesi için birbirini etkileyen dosyaların senkronize bir biçimde yürütülmesini zorunlu kılar.
Bununla birlikte, iş hukuku alanındaki yerleşik içtihat prensipleri gereğince mobbing; işyerinde bir çalışana yönelik sistematik, sürekli ve kasıtlı olarak gerçekleştirilen yıldırma, dışlama ve psikolojik taciz eylemleri olarak tanımlanmaktadır. Doktrin tanımlarına ve Yargıtay kararlarına göre, mobbingin varlığından söz edebilmek için bu fiillerin somut delillerle ispat edilmesi elzemdir. Eğer bu eylemlere ilişkin olarak başlatılmış bir ceza davası mevcutsa, ceza hakiminin maddi vakıalara, suça konu söz ve davranışlara ilişkin yapacağı tespitler hukuk hakimini doğrudan bağlar. Ceza davasında verilecek olası bir mahkumiyet kararı, hakaret veya tehdit gibi haksız fiillerin kesinleşmesini sağlayacağından, bu fiiller üzerine inşa edilen mobbing davasının sonucunu kökten değiştirecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılamada, davacının iddialarını desteklemek amacıyla yöneticileri hakkında savcılığa şikayette bulunduğu ve bu kişilerin Sulh Ceza Mahkemesi'nde yargılanmaya devam ettikleri tespit edilmiştir. Ancak yerel mahkeme, bahsi geçen kişiler aleyhine sonuçlanıp kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığına dikkat çekmiştir. Mahkeme, mobbing iddialarının kabulü için davranışların sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerektiğini, yaşananların ise münferit olaylar kapsamında kaldığını ve sonuç olarak davacının işyerinde sistematik bir baskıya uğradığını kanıtlayamadığını belirterek davanın reddine hükmetmiştir.
Ancak dava dosyası temyiz incelemesi için Yargıtay'a geldiğinde hukuki durum farklı bir usul ekseninde ele alınmıştır. Yargıtay incelemesinde, davacı ve mesai arkadaşlarının şikayeti üzerine şirketin pazarlama müdürü ve birim şefi hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame detaylıca incelenmiştir. İddianamede, yönetici konumundaki bu kişilerin, diğer çalışanların da duyabileceği açık ortamlarda davacılara bağırarak "Siz ne biçim adamsınız, kafanız çalışmıyor mu, sizleri sürdürürüm, iş hayatınızı bitiririm, duman ederim sizi" şeklinde ağır hakaret ve basit tehdit içerikli sözler sarf ettiği belirlenmiştir. Bu iddialarla açılan davanın görevsizlik kararı sonrası Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmeye devam ettiği anlaşılmıştır.
Yargıtay ilgili dairesi, Asliye Ceza Mahkemesi nezdinde devam eden bu dosyanın manevi tazminat davasının temelini oluşturan olayları konu edindiğini ve bu yargılamadan çıkacak nihai sonucun hukuk davasını doğrudan ilgilendirdiğini tespit etmiştir. İlgili ceza dosyasında çıkacak bir karar, davacıya yöneltilen sistematik saldırıların ve psikolojik tacizin varlığını kesinleştirebileceğinden, ceza davasının sonucunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca mutlak surette beklenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yerel mahkemenin bu yasal zorunluluğu göz ardı ederek ceza yargılamasının sonucunu bekletici mesele yapmadan hüküm kurması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ceza davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerektiği yönünde kararı bozmuştur.