Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | UKRAYINSKYY VE DİĞERLERİ | BN. 48751/19

Karar Bülteni

AİHM UKRAYINSKYY VE DİĞERLERİ BN. 48751/19

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 5. Bölüm
Başvuru No 48751/19
Karar Tarihi 02.04.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Cezaevi koşulları insan onuruna uygun olmalıdır.
  • Bireysel başvuru hakkının engellenmesi Sözleşme'ye aykırıdır.
  • Mahpusların şikayetlerinden vazgeçirilmeye zorlanması açık ihlaldir.
  • Kötü muameleye karşı etkili iç hukuk yolu sağlanmalıdır.

Bu karar, cezaevinde bulunan mahpusların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yaptıkları başvurular nedeniyle devlet otoriteleri tarafından maruz kaldıkları idari baskıların hukuki niteliğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, özgürlüğünden yoksun bırakılmış kişilerin devletin tam kontrolü altında olduğunu ve bu durumun onları idarenin baskılarına karşı son derece savunmasız kıldığını bir kez daha vurgulamaktadır. Karar, devletin sadece cezaevlerindeki kötü muamele yasağını ihlal etmemekle kalmayıp, aynı zamanda bu ihlal iddialarını uluslararası yargı mercilerine taşıyan bireylerin başvuru haklarını kullanmalarını hiçbir şekilde ve hiçbir kılıf altında engellememesi gerektiğini göstermektedir. Cezaevi yönetiminin iyi niyetli bir araştırma veya idari bir soruşturma kisvesi altında dahi olsa mahpusları AİHM başvuruları hakkında doğrudan sorguya çekmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, bireysel başvuru hakkının korunmasında devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını oldukça net bir şekilde çizmektedir. Özellikle kapalı kurumlarda tutulan kişilerin şikayetlerini geri çekmeye yönelik her türlü idari eylemin, zımni bir yıldırma ve korkutma politikası olarak değerlendirileceği kesin bir dille hüküm altına alınmıştır. Uygulamadaki önemi ise, cezaevi idarelerinin mahpuslardan şikayetlerinden vazgeçtiklerine dair aldıkları yazılı veya sözlü beyanların, bağımsız bir gözlemci veya kayıt mekanizması olmadan hukuki hiçbir geçerlilik taşımayacağını göstermesidir. Bu durum, idarelerin olası ihlalleri örtbas etme girişimlerine karşı mağdurlar lehine güçlü bir yargısal kalkan oluşturmakta ve AİHM mekanizmasının işlevselliğini güvence altına almaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ukrayna'daki Zhovti Vody Cezaevinde tutuklu ve hükümlü olarak bulunan kırk iki mahpus, tutuldukları kurumdaki insanlık dışı ve alçaltıcı yaşam koşulları nedeniyle devlete karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, bağımsız gözlemci kurumlar tarafından da raporlanan cezaevindeki aşırı kalabalık, yetersiz havalandırma, yetersiz beslenme, yıpranmış donanım ve tuvaletlerin yaşam alanından yeterince izole edilmemiş olması yatmaktadır. Başvuranlar, bu kötü koşulların düzeltilmesi, buna karşı etkili bir şikayet mekanizması kurulması ve uğradıkları manevi zararların tazmin edilmesi talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmuşlardır. Ancak dava açıldıktan ve hükümete bildirildikten sonra, cezaevi idaresi başvuranları bireysel olarak sorguya çekmiş ve birçoğunu şikayetleri olmadığına dair yazılı veya sözlü beyanlarda bulunmaya zorlamıştır. Bu gelişme üzerine davaya, kötü muamele iddialarının yanı sıra, idarenin baskı kurarak adalete erişim ve uluslararası mercilere bireysel başvuru hakkını engellediği yönündeki ağır iddialar da eklenmiş ve uyuşmazlığın boyutu önemli ölçüde genişlemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuki kural, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 kapsamında düzenlenen işkence ile insanlık dışı veya alçaltıcı muamele yasağıdır. Bu kural uyarınca devletler, özgürlüğünden yoksun bırakılan her bireyin insan onuruna yakışır koşullarda tutulmasını ve ceza infaz kurumlarındaki maddi şartların kişiye kaçınılmaz tutukluluk ıstırabının ötesinde fazladan bir acı vermemesini sağlamakla yükümlüdür. Tutukluluk koşullarının ispatında, başvuranların asgari delilleri sunmasının ardından ispat yükü devlete geçmekte ve devletin bu iddiaları çürütmesi beklenmektedir.

Bunun yanı sıra, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.13 uyarınca, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kişilerin ulusal makamlar önünde etkili bir başvuru yoluna sahip olması zorunludur. Mahpusların cezaevi koşullarından kaynaklanan mağduriyetlerini giderebilecek ve zararlarını tazmin edebilecek, sadece teoride var olan değil pratikte de işleyen mekanizmaların varlığı şarttır.

Karardaki en kritik hukuki dayanaklardan diğeri ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.34 ile güvence altına alınan bireysel başvuru hakkıdır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, Sözleşmeci devletlerin bireylerin AİHM'e başvuru hakkını etkin bir şekilde kullanmalarını engellememek gibi mutlak bir negatif yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet makamları, başvuranlara veya potansiyel başvuranlara yönelik her türlü baskı, yıldırma veya caydırma eyleminden titizlikle kaçınmalıdır. Cezaevi gibi devletin tam otoritesi altındaki kapalı kurumlarda bulunan dezavantajlı kişilerin, bizzat cezaevi idaresi tarafından şikayetlerine ilişkin olarak sorgulanması, resmi belge imzalamaya veya şikayetlerini geri çekmeye zorlanması, hakkın özüne yapılmış ağır bir müdahale olarak tanımlanmakta ve uluslararası yargı yolunun etkililiğini zedeleyen bir ihlal sayılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Mahkeme, somut olayda öncelikle cezaevi yönetiminin başvuranlara yönelik eylemlerini ve başvuru hakkına yapılan müdahaleyi incelemiştir. Hükümetin, yetkililerin sadece şikayetleri anlamak ve cezaevindeki sorunları çözmek amacıyla mahpuslarla olağan görüşmeler yaptığı yönündeki savunması inandırıcı bulunmamıştır. AİHM'e yapılan başvuruların hükümete resmi olarak bildirilmesinin hemen ardından, cezaevi idaresinin başvuranları organize bir şekilde mülakata alması ve akabinde mahpusların şikayetlerinden vazgeçtiklerine veya koşullardan memnun olduklarına dair yazılı tutanaklar ile sözlü beyanların dosyaya sunulması Mahkeme tarafından son derece şüpheli bir durum olarak değerlendirilmiştir.

Bu idari görüşmelerin sesli veya görüntülü olarak kaydedilmemesi, ortamda bağımsız gözlemcilerin veya avukatların bulunmaması ve tutanakların şeffaf olmaması, idarenin açıkça bir baskı ve yıldırma politikası güttüğünün göstergesi olarak kabul edilmiştir. Mahkeme, devletin tam denetimi altındaki mahpusların cezaevi yönetimi tarafından bu şekilde sorguya çekilmesinin başlı başına bir gözdağı verme ve korkutma eylemi olduğunu tespit etmiş ve bireysel başvuru hakkının doğrudan engellendiğine kanaat getirerek ağır bir ihlal saptamıştır.

Tutukluluk koşulları yönünden yapılan değerlendirmede ise, sivil toplum kuruluşlarının bağımsız izleme raporları ve dosyaya sunulan somut deliller dikkate alınmıştır. Cezaevindeki kişi sayısının fazlalığı, mahremiyetin sağlanamadığı alçak paravanlı tuvalet alanları, yıpranmış ve yetersiz fiziki donanımlar ile beslenme koşullarındaki yapısal yetersizliklerin, mahpuslar üzerinde aşağılayıcı ve onur kırıcı bir etki yarattığı saptanmıştır. Başvuranların maruz kaldığı bu standart dışı koşulların, Sözleşme kapsamındaki asgari ağırlık eşiğini fazlasıyla aştığı belirlenmiştir. Ayrıca, ülkedeki hukuk sisteminde bu kronik ve yapısal soruna karşı mağduriyetleri önleyebilecek veya oluşan zararları tazmin edebilecek etkili bir iç hukuk yolunun bulunmadığı da açıkça ortaya konulmuştur. Bu durum, kötü muamele yasağı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının da ihlali olarak kayıtlara geçmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvuranların tutukluluk koşulları ve başvuru hakkının engellenmesi iddiaları yönünden Sözleşme'nin 3., 13. ve 34. maddelerinin ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: