Karar Bülteni
AYM Turan Henden BN. 2022/75081
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/75081 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Çocuğun üstün yararı her zaman gözetilmelidir.
- İade kararında çocuğun tehlikeye girmesi engellenmelidir.
- Lahey Sözleşmesi istisnaları titizlikle değerlendirilmelidir.
- Anneye bağımlı çocuğun durumuna özel önem verilir.
Bu karar, uluslararası boyutu olan aile hukuku uyuşmazlıklarında ve özellikle çocuk kaçırma vakalarında hukuken büyük bir öneme sahiptir. Karar, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların uygulanmasında Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerinin nasıl merkeze alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Lahey Sözleşmesi'nin asıl amacı, haksız olarak alıkonulan çocukların mutat meskenlerine iade edilmesini sağlamak olsa da, Anayasa Mahkemesi bu kuralın mutlak olmadığını teyit etmiştir. Çocuğun fiziksel veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalacağı durumların varlığı, iade talebinin reddedilmesi için yeterli ve meşru bir hukuki zemin oluşturmaktadır.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi bakımından bu karar, derece mahkemelerine ve aile hukuku alanında çalışan hukukçulara net bir yol haritası sunmaktadır. Mahkemelerin, iade taleplerini mekanik bir şekilde kabul etmek yerine, ebeveynlerin iddialarını ve çocuğun içinde bulunduğu somut koşulları derinlemesine araştırması gerektiği vurgulanmaktadır. Anne sütüne bağımlı olan, yaşı itibarıyla annenin bakımına muhtaç bir çocuğun yurt dışına tek başına iade edilmesinin yaratacağı psikolojik yıkım riski, uluslararası iade prosedürlerinin bile önüne geçebilecek bir vakıa olarak tescillenmiştir. Dolayısıyla, benzer davalarda mahkemelerin sadece mekan makamına değil, çocuğun menfaatine ve sağlık durumuna odaklanan direnme kararlarının hukuka ve Anayasa'ya uygun olduğu bir kez daha içtihat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İsviçre'de ikamet eden ve hem Türkiye Cumhuriyeti hem de İsviçre vatandaşı olan baba, müşterek çocuklarıyla birlikte tatil amacıyla Türkiye'ye gelen ve bir daha İsviçre'ye dönmeyen anneye karşı hukuki yollara başvurmuştur. Baba, çocuğun annesi tarafından Türkiye'de haksız ve rızaya aykırı şekilde alıkonulduğunu iddia ederek, Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi kapsamında çocuğun mutat meskeni olan İsviçre'ye derhal iade edilmesini talep etmiştir.
Davalı konumundaki anne ise babanın psikolojik sorunları bulunduğunu ve zararlı madde kullandığını belirtmiştir. Anne, müşterek çocuğun henüz çok küçük yaşta olduğunu, anne sütüyle beslendiğini ve babasının yanına İsviçre'ye iade edilmesinin çocuğun bedensel ve ruhsal sağlığı açısından ciddi zararlar doğuracağını savunarak davanın reddedilmesini istemiştir. Yerel mahkemenin anneyi haklı bulması, babanın temyiz itirazları sonucunda kararın bozulması, ancak yerel mahkemenin kararında direnerek davanın nihai olarak reddedilmesi üzerine; baba, çocuğun iade edilmemesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken ulusal ve uluslararası hukukun temel prensiplerini birlikte değerlendirmiştir. Başvurunun temelini oluşturan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkını güvence altına alırken, devletin bu bağları koruyacak pozitif yükümlülükler üstlenmesini emreder. Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.41 uyarınca, devlet ailenin huzur ve refahı ile özellikle çocuğun korunması için gerekli her türlü hukuki ve fiili tedbiri almakla yükümlüdür.
Somut olayda uygulama alanı bulan Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi m.13, iade taleplerine karşı getirilen en önemli istisnai düzenlemedir. Sözleşmenin temel prensibi çocuğun derhal mutat meskenine iade edilmesi olsa da, eğer iade işlemi çocuğu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacaksa yahut çocuğu başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek, katlanılmaz bir duruma düşürecekse, adli makamların iadeyi reddetme yetkisi ve sorumluluğu bulunmaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, aile hukuku davalarında ebeveynlerin taleplerinden ziyade, çocuğun üstün yararı mutlak bir öncelik taşır. Her çocuk, olağanüstü koşullar aksini gerektirmedikçe ebeveynleriyle sağlıklı bir ilişki kurma hakkına sahiptir. Ancak anneye bağımlılık çağında olan, doğumundan itibaren sadece anne tarafından bakılan bir bebeğin, aniden alıştığı çevreden ve annesinden koparılarak başka bir ülkeye, üçüncü kişilerin veya bağımlılık sorunları olan bir ebeveynin bakımına gönderilmesi, modern doktrin tanımlarına göre çocuğun üstün yararına açıkça aykırıdır. Mahkemelerin, iade davalarında sadece uluslararası prosedürleri değil, taraf ebeveynlerin yaşam tarzlarını, çocuğun beslenme ve bakım ihtiyaçlarını bir bütün olarak değerlendirmesi hukuk devletinin asli gerekliliklerindendir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından tesis edilen kararları usul ve esas yönünden titizlikle incelemiştir. Davanın gelişim sürecinde İstanbul Anadolu 21. Aile Mahkemesinin çocuğun üstün yararını korumak adına detaylı ve makul gerekçeler oluşturduğu saptanmıştır. Özellikle, henüz anne sütüne ihtiyaç duyan ve annesiyle koparılamaz bir biyolojik ve psikolojik bağ kurmuş olan çocuğun, mutat meskeni İsviçre'ye iade edilmesi hâlinde karşılaşacağı riskler somut olarak ortaya konulmuştur.
Derece mahkemeleri, iade durumunda çocuğun annesini görme ihtimalinin ortadan kalkacağını veya çok kısıtlı olacağını, bu yaştaki bir çocuğun bakımının üçüncü bir kişiye bırakılmasının fiziksel ve psikolojik gelişim açısından ciddi bir tehlike oluşturacağını tespit etmiştir. Ayrıca, tanık beyanlarına dayanılarak babanın madde kullanımının çocuğun sağlığı ve gelişimi üzerinde müsamaha edilemeyecek bir risk barındırdığı saptanmıştır. Anayasa Mahkemesi, yargısal makamlarca yapılan bu değerlendirmelerin Lahey Sözleşmesi'nin istisnaları kapsamında ilgili ve yeterli olduğunu belirlemiştir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bozma kararına karşı yerel mahkemenin ısrarla direnmesi ve bu direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca onaylanması, çocuğun üstün yararını koruma konusundaki adli özenin bir göstergesidir.
Yargılama sürecinde başvurucu babaya iddia ve savunmalarını sözlü ve yazılı olarak sunma, kararlara karşı kanun yollarına başvurma imkânı tam olarak tanınmıştır. Mahkemelerin, çocuğun üstün yararının neleri gerektirdiğine dair kapsamlı bir inceleme yaptığı ve Lahey Sözleşmesi'nin iadeyi engelleyen istisnai koşullarının olayda gerçekleştiğini ikna edici bir biçimde ortaya koyduğu görülmüştür. Bu çerçevede, derece mahkemelerince ebeveynin ve çocuğun menfaatleri arasında adil bir denge kurulduğu, yargılamada usule ve esasa ilişkin anayasal güvencelere tam anlamıyla riayet edildiği tespiti yapılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.