Karar Bülteni
AYM Fatma Mutlu BN. 2021/46030
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/46030 |
| Karar Tarihi | 23.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Dava değeri keşif ve bilirkişiyle belirlenmelidir.
- Gerçek bedel kanun yolu sınırında esastır.
- Dilekçedeki değere dayalı istinaf reddi ihlaldir.
- Harçların eksikliği durumunda yargılamaya devam edilemez.
Bu karar, tapu iptal ve tescil davalarında kanun yoluna başvuru için geçerli olan istinaf ve temyiz kesinlik sınırının nasıl hesaplanması gerektiğine dair Türk hukuk sisteminde çok önemli bir hukuki anlam taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, gayrimenkulün aynına ilişkin uyuşmazlıklarda sadece dava dilekçesinde gösterilen veya tapuda beyan edilen şeklî değerin hukuki sürecin devamında doğrudan esas alınamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Yargılama aşamasında keşif ve bilirkişi incelemesi neticesinde belirlenen gerçek değerin, yargılamanın seyrini, ödenecek harç miktarını ve en nihayetinde kanun yolu incelemesini doğrudan etkilediği ifade edilerek, mahkemelerin salt başlangıçtaki değere dayanarak istinaf talebini reddetmesinin adalete erişimi daraltan fazlasıyla şekilci bir yaklaşım olduğu vurgulanmıştır.
Uygulamadaki önemi ve benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, bilhassa paylı mülkiyetteki ön alım (şufa) hakkına dayalı davalarda taraflar arasında sıklıkla yaşanan muvazaalı bedel iddiaları ve değer tespit sorunlarına güçlü ve emsal teşkil edecek bir ışık tutmaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, tapuda düşük gösterilen harca esas bedel ile dava esnasında mahkemece tespit edilen gerçek piyasa değeri arasındaki uçurumun, vatandaşların hak arama hürriyetini ve adalete erişimini kısıtlamaması gerektiği anayasal düzeyde tescillenmiştir. Bundan böyle istinaf ve temyiz mercilerinin, davaların kesinlik sınırını değerlendirirken şeklî beyanlardan ziyade dosya kapsamında alınan uzman bilirkişi raporlarındaki güncel ve gerçek değeri dikkate almaları zorunlu hâle gelmiştir. İlgili karar, adalete erişim hakkının salt usule ilişkin katı miktar sınırlarıyla ve şekilci bir yaklaşımla daraltılamayacağını hem vatandaşlar hem de hukuk profesyonelleri için kesin bir güvence ve teminat altına almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlığın temel konusu, paylı mülkiyete tabi bir taşınmazda pay satın alan bir vatandaşa karşı diğer bir paydaş tarafından açılan ön alım (şufa) hakkına dayalı tapu iptal ve tescil davasından kaynaklanmaktadır. Davacı paydaş, başvurucunun satın aldığı payın iptali ve kendi adına tescili için tapuda işlem bedeli olarak gösterilen 5.000 TL üzerinden dava ikame etmiştir. Başvurucu ise ilgili taşınmaz payını tapuda gösterilen bedelle değil, banka kanalıyla ödediği 100.000 TL civarında bir bedelle gerçekte satın aldığını belirterek duruma itiraz etmiş, nitekim ilk derece mahkemesince mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda taşınmaz değerinin iddia edilenden çok daha yüksek olduğu hukuken tespit edilmiştir. Ancak ilk derece mahkemesinin ön alım davasını kabul etmesi üzerine başvurucu istinaf yoluna başvurmuş; bölge adliye mahkemesi, bilirkişi tarafından tespit edilen asıl değeri dikkate almamış ve dava dilekçesinde gösterilen 5.000 TL'lik tutarın ilgili yıldaki istinaf kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle başvurucunun istinaf talebini usulden reddetmiştir. Başvurucu, yargılamanın ve kanun yolunun gerçek dava değeri üzerinden yapılmadığı için Anayasa ile korunan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle mahkemeye erişim hakkının, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün en temel ve ayrılmaz bir unsuru olduğuna dikkat çekmiştir. Mahkemeye erişim hakkı, kişilere sadece ilk derece mahkemesine dava açma hakkını vermemekte, aynı zamanda itiraz, istinaf veya temyiz gibi yargısal kanun yollarına başvurma imkânını da güvence altına alarak adaletin tecellisini sağlamaktadır.
Hukuki belirlilik ilkesi gereğince, kişilerin mahkemeye erişimini engelleyen veya mahkeme kararını etkisizleştiren sınırlamaların, anlaşılabilir, öngörülebilir ve ulaşılabilir bir kanuni temelinin olması zorunlu bir şarttır. Bu doğrultuda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.341 uyarınca miktar veya değeri belirli bir yasal sınırı geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararların kesin olduğu kuralı bulunmaktadır. Ancak bu uyuşmazlıkta, harç ve dava değerinin tespiti bakımından 492 sayılı Harçlar Kanunu m.16 ve 492 sayılı Harçlar Kanunu m.30 hükümleri büyük önem taşımaktadır. Zira bu hükümlere göre tapu iptal ve tescil gibi doğrudan gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda harca tabi değer, gayrimenkulün gerçek piyasa değeridir. Muhakeme sırasında yargı mercilerince tespit olunan gerçek değer, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla ise noksan harç tamamlanmadan yargılamaya ve davaya devam edilmesi hukuken mümkün değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun ve ilgili dairelerin yerleşik içtihatlarına göre de, taşınmazın aynına yönelik davalarda taşınmazın dava tarihindeki gerçek bedelinin belirlenmesi, masa başında değil ancak mahallinde yapılacak nitelikli bir keşif sonucu alınacak uzman bilirkişi raporuyla mümkündür. Belirlenen bu gerçek değer üzerinden eksik harcın tamamlanması, tarafların kanun yolu sınırlarının doğru tayin edilmesi için yasal bir zorunluluktur. Derece mahkemelerinin müdahaleye imkân tanıyan bu emredici kanun hükümlerini, bariz takdir hatası içerecek, uyuşmazlığın esasına ulaşmayı engelleyecek veya hakkaniyete zarar verecek ölçüde katı ve aşırı şekilci bir biçimde yorumlaması, hakkın özünü zedeleyerek mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığa konu davanın ve yargılama sürecinin tüm evrelerini titizlikle değerlendirmiştir. Dosya kapsamından başvurucunun satın aldığı taşınmaz payını tapuda 5.000 TL göstererek devraldığı, davacı paydaşın da bu düşük meblağ üzerinden nispi harç yatırarak ön alım davası açtığı görülmüştür. Ancak yargılama aşamasında başvurucu, gerçek ödemesinin 100.000 TL civarında olduğunu resmî banka dekontlarıyla ispatlamış ve yapılan keşif sonrasında yetkili bilirkişilerce de dava konusu payların değerinin dava dilekçesinde gösterilen değerden katbekat fazla olduğu açıkça tespit edilmiştir. Başvurucu bu bilimsel raporlara dayanarak eksik yargılama harcının tamamlanması ve istinaf incelemesinin bu gerçek değere göre hesaplanması gerektiğini yargı mercilerine ısrarla vurgulamıştır.
Tüm bu sürece rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi başvurucunun istinaf talebini incelerken dava dilekçesindeki şeklî ve itiraza uğramış değere mutlak surette bağlı kalmış ve ileri sürülen yüksek dava değerine ilişkin hiçbir gerekçe, tartışma ya da açıklama sunmaksızın istinaf dilekçesini kesinlik sınırının altında kaldığı gerekçesiyle doğrudan reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, resmî senette yazılı olan ilk satış bedeli ile taşınmazın bilirkişilerce tespit edilen gerçek değeri arasında açık ve aşırı bir dengesizlik olduğunu saptamıştır. Ortaya çıkan bu dengesizliğin doğurduğu dava değerindeki belirsizliğin, eksik harcın tamamlatılması suretiyle usulüne uygun şekilde giderilmesi ve kanun yolu sınırının bu gerçek bedel üzerinden tespit edilmesi hukuki bir zorunluluk teşkil etmektedir.
Ön alım hakkına konu payın gerçek değerinin keşif ve bilirkişi raporuyla usulüne uygun tespit edilmesi gerektiği yönündeki açık yasal düzenlemelere ve yerleşik içtihat kurallarına rağmen, bölge adliye mahkemesinin şekilci bir yaklaşımla, sadece başlangıçtaki uyuşmazlık konusu dava değerini esas alarak istinaf dilekçesini usulden reddetmesi, yasal dayanağı olmayan açık bir takdir hatası olarak kabul edilmiştir. İstinaf mahkemesinin bu aşırı katı ve esneklikten uzak usul uygulaması, başvurucunun adalete erişimini orantısız biçimde engellemiş ve hakkın özünü kullanılamaz hâle getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, istinaf kanun yolu başvurusunun dava dilekçesindeki değer esas alınarak reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.