Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | 2021/51654 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/51654 BN.

Anayasa Mahkemesi | İsmail Şeran ve Songül Şeran | 2021/51654 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/51654
Karar Tarihi 23.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin mahpusların yaşamını koruma yükümlülüğü esastır.
  • Hizmet kusuru iddiaları yargı mercilerince özenle incelenmelidir.
  • Yaşam hakkı ihlallerinde tazminat yolu etkili olmalıdır.
  • AYM ihlal kararlarındaki tespitler davalarda gözetilmelidir.

Bu karar, devletin gözetim ve denetimi altındaki ceza infaz kurumlarında meydana gelen ölüm olayları neticesinde doğan zararların tazmininde, idari yargı mercilerinin meseleye yaklaşım biçiminin anayasal haklar üzerindeki etkisini hukuken ortaya koyması açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Karar, idare mahkemelerinin uyuşmazlıkları çözerken sadece olayın doğrudan faillerine veya mağdurun kendi eylemlerine odaklanarak idarenin hizmet kusurunu göz ardı etmesinin kabul edilemez olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Özellikle, kişilerin kendi eylemleriyle kendilerine zarar verdikleri trajik olaylarda dahi, şayet idarenin gerekli önleyici tedbirleri almaması gibi zincirleme ihmalleri söz konusuysa, idare ile zarar arasındaki illiyet bağının peşinen kesildiği yönündeki katı ve daraltıcı yorumların hak arama hürriyetini ve etkili başvuru hakkını ciddi şekilde zedelediği tescillenmiştir.

Uygulamadaki önemi ve benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu içtihat, idare mahkemelerine ve istinaf mercilerine, tazminat davalarını incelerken Anayasa Mahkemesi tarafından aynı olayla ilgili daha önce verilmiş olan ihlal kararlarını ve bu kararlardaki maddi olgulara ilişkin tespitleri titizlikle dikkate alma zorunluluğu getirmektedir. Yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlali tespit edildikten sonra açılan tam yargı davalarında, mahkemelerin yalnızca ceza soruşturmalarındaki takipsizlik kararlarıyla yetinmeyip, idarenin güvenlik ve sağlık tedbirlerindeki eylemsizliğinin zararın doğmasındaki payını derinlemesine irdelemesi gerektiği kesin bir dille ifade edilmiş ve yargı mercilerine ağır bir özen yükümlülüğü yüklenmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İsmail Şeran ve Songül Şeran, Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan oğullarının, konulduğu geçici çocuk koğuşunda çıkan yangın sonucunda karbonmonoksit zehirlenmesinden hayatını kaybetmesi üzerine, uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini talebiyle idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Başvurucular, oğullarının uyuz hastalığı nedeniyle tecrit edildiği koğuşta, idarenin denetim eksikliği yüzünden dışarıdan çakmak temin edebildiğini, yangın alarm sisteminin faal olmadığını ve daha önce intihara teşebbüs eden çocuklarına gerekli psikolojik desteğin sağlanmadığını belirterek idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğunu iddia etmişlerdir. İdare mahkemesinin, yangını ölen kişilerin bizzat kasten çıkardığı ve kapı arkasına barikat kurduğu gerekçesiyle idarenin eylemi ile zarar arasındaki illiyet bağının kesildiğini belirterek davayı bütünüyle reddetmesi ve bu kararın istinaf aşamasında da onanarak kesinleşmesi üzerine başvurucular, haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ve bu hakla doğrudan bağlantılı olan Anayasa'nın 40. maddesindeki etkili başvuru hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin, yaşam hakkının ihlal edildiği durumlarda, bireylerin maruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini sağlayacak yargısal mekanizmalar ihdas etmesi anayasal bir zorunluluktur. Türk idare hukukunda, bu tür durumlarda devletin eylem ve eylemsizliklerinden doğan zararların giderilmesi için başvurulacak asıl hukuki yol, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2 ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13 hükümleri uyarınca açılacak tam yargı davasıdır.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, devletin egemenliği ve gözetimi altındaki ceza infaz kurumlarında tutulan kişilerin yaşamını ve vücut bütünlüğünü koruma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Özellikle ruhsal açıdan kırılgan yapıda olan, hastalık nedeniyle tecrit edilen veya geçmişte intihar eğilimi göstermiş olan çocuk tutuklular söz konusu olduğunda, idarenin dikkat ve özen yükümlülüğü en üst seviyeye çıkmaktadır.

Hukuk doktrininde ve anayasal yargıda, etkili başvuru hakkı, mağdurların haklı iddialarının mahkemelerce özenle incelenmesini, idarenin önleyici tedbirleri alıp almadığının titizlikle araştırılmasını zorunlu kılar. Mahkemelerin, idarenin hizmet kusuruna ilişkin uyuşmazlıkları karara bağlarken yalnızca olayla ilgili savcılıkça kamu görevlileri hakkında verilen takipsizlik kararlarına dayanması yeterli kabul edilemez. Şayet Anayasa Mahkemesi tarafından aynı olayla ilgili olarak daha önce verilmiş ve idarenin ihmallerini saptayan bir ihlal kararı mevcutsa, bu karardaki tespitlerin tam yargı davasının çözümünde mutlak surette tartışılması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucuların oğlu S. R.Ş., uyuz hastalığı sebebiyle başka bir tutukluyla birlikte geçici koğuşa alınmış ve burada çıkardıkları yangın neticesinde yoğun dumana maruz kalarak hayatını kaybetmiştir. Anayasa Mahkemesi, aynı trajik olayla ilgili olarak daha önce verdiği kararda; çocukların bulunduğu koğuşta çatı araması yapılmaması nedeniyle dışarıdan çakmak temin edebildiklerini, idarenin gerekli psikolojik desteği sağlamadığını ve intihara meyilli olan çocuk tutuklunun korunması için elzem önlemlerin alınmadığını belirterek devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğine açıkça hükmetmiştir.

Buna rağmen, başvurucuların zararlarının tazmini gayesiyle açtığı tam yargı davasında idare mahkemesi, sadece yangının bizzat ölen kişilerce kasten çıkarıldığına ve koğuş kapısı arkasına ranzalarla barikat kurulduğuna odaklanmıştır. Mahkeme, bu eylemlerin idarenin hizmet kusuru ile zarar arasındaki illiyet bağını kestiği sonucuna vararak tazminat talebini tümden reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, yargı mercilerinin bu yaklaşımını incelediğinde, başvurucuların idarenin hizmet kusuruna dair öne sürdüğü esaslı iddiaların mahkemelerce yeterince tartışılmadığını ve aydınlatılmadığını tespit etmiştir.

Yargı mercileri, idarenin ihmallerini net bir biçimde ortaya koyan Anayasa Mahkemesi ihlal kararından haberdar olmalarına karşın bu durumu yargılama sürecinde değerlendirme dışı bırakmışlardır. İdarenin, yangının çıkmasını kolaylaştıran veya erken müdahaleyi imkânsız kılan eylemsizliklerinin, ölüm olayı ile idare arasındaki illiyet bağını ne ölçüde zayıflattığı ya da etkilediği hususu özenli bir biçimde incelenmemiştir. Bu eksik inceleme, yaşam hakkının maddi boyutunun ihlali nedeniyle doğan zararların giderilmesi için açılan davanın pratikte etkisiz kalmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların yaşam hakkıyla bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: