Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Selami Arslan | BN. 2022/46821

Karar Bülteni

AYM Selami Arslan BN. 2022/46821

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/46821
Karar Tarihi 28.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Devletin tıbbi müdahalelerde koruyucu pozitif yükümlülüğü bulunur.
  • Sağlık personeli riskleri asgariye indirmekle mükelleftir.
  • Yargısal makamlar iddiaları özenle ve derinlemesine incelemelidir.
  • Bilirkişi raporlarının doğruluğunu sınamak AYM'nin görevi değildir.

Bu karar, tıbbi malpraktis (hatalı tıbbi uygulama) iddialarında devletin anayasal pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve yargı makamlarının bu konudaki inceleme yetkisinin kapsamını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin bedensel ve ruhsal bütünlüğünün korunması noktasında idareye ve sağlık personeline düşen özen yükümlülüğünün altını çizerken, yargılamada elde edilen somut tıbbi verilerin ve bilirkişi raporlarının önemini vurgulamaktadır. Yargı mercilerince alınan uzman raporlarının makul, ilgili ve yeterli gerekçelerle hükme esas alınması durumunda, Anayasa Mahkemesinin bu bilimsel tespitlerin doğruluğunu yeniden değerlendirme gibi bir görevi olmadığı açıkça ifade edilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde açılan tam yargı davalarında mahkemelerin nasıl bir inceleme standardı benimsemesi gerektiğine dair emsal teşkil etmektedir. Derece mahkemelerinin iddia ve savunmaları, nesnel ve bilimsel verilere dayanan uzman raporları çerçevesinde değerlendirmesi, adil yargılanma ve maddi varlığın korunması haklarının tesisi için yeterli kabul edilmektedir. Karar, sağlık hizmetlerinin sunumunda ortaya çıkan komplikasyonlar ile ihmal arasındaki ince çizginin yargısal makamlarca ne ölçüde irdelenmesi gerektiğini göstermesi bakımından sağlık hukuku davalarında yol gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Selami Arslan, safra kesesinde taş ve çamur şikâyetiyle Ankara Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinde ameliyat olmuştur. Başvurucu, bu ameliyat esnasında doktorların gerekli dikkat ve özeni göstermediğini, safra kesesi, safra yolları ve çevre dokularına zarar verildiğini iddia etmiştir. Yaşadığı bu tıbbi hata nedeniyle hayati tehlike atlattığını ve uzun bir süre yoğun bakımda tedavi görmek zorunda kaldığını belirterek, Sağlık Bakanlığına karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İdare mahkemesi tarafından davanın incelenmesi sürecinde üniversite hastanesinden alınan bilirkişi raporunda müdahalenin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiş ve dava reddedilmiştir. Başvurucu, bilirkişi raporunun hatalı olduğunu ve itirazlarının dikkate alınmadığını ifade ederek uğradığı zararın tazmin edilmemesi sebebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkını temel almıştır. Bu madde, devletin sadece bireylerin vücut bütünlüğüne keyfî müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda tıbbi müdahaleler sırasında bireylerin sağlığını ve bütünlüğünü korumaya yönelik pozitif yükümlülükler almasını emretmektedir. Ayrıca Anayasa m. 56 ile bağlantılı olarak, devletin sağlık hizmetlerini, kamu veya özel kuruluşlar fark etmeksizin, hastaların yaşamlarını ve maddi-manevi varlıklarını tam anlamıyla koruyacak şekilde planlama ve düzenleme zorunluluğu bulunmaktadır.

Sağlık personeli, mesleğini icra ederken hastanın bedensel bütünlüğüne yönelik riskleri önlemek veya mümkün olan en alt seviyeye indirmekle yükümlüdür. Bir zararın meydana gelmesi durumunda ise, devletin bu anayasal hakkın ihlal edilip edilmediğini denetleyecek, mağdurlara hukuki ve idari başvuru yolları sunacak etkili bir yargısal sistem kurma mecburiyeti vardır. Hastalar tarafından açılan tam yargı davalarının yargı mercilerince makul bir dikkat ve özenle incelenmesi, mahkemelerce ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüşler ve objektif uzman raporları gibi nesnel verilere dayandırılması mutlak bir zorunluluktur.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, Anayasa Mahkemesinin görevi dosyadaki tıbbi bilgi ve belgelerden hareketle bilirkişilerin vardığı tıp bilimine dair sonuçların doğruluğu hakkında doğrudan fikir yürütmek veya derece mahkemelerinin yerine geçerek yeniden delil değerlendirmesi yapmak değildir. Mahkemenin temel işlevi, yargılama sürecinde tarafların iddialarının mahkemeler tarafından yeterli derinlikte ve özenle incelenip incelenmediğini, verilen kararların açık bir keyfîlik veya adaleti zedeleyen bariz bir takdir hatası içerip içermediğini ve temel anayasal güvencelerin somut olayda adil bir biçimde sağlanıp sağlanmadığını titizlikle denetlemektir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken idare mahkemesi önünde yürütülen yargılama sürecini ve bu süreçte elde edilen delilleri detaylı bir biçimde mercek altına almıştır. Başvurucunun, ameliyat esnasında doktorların özen yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve safra kesesi ile yollarının zarar gördüğü yönündeki temel iddialarına karşılık, derece mahkemesinin konuyu alanında uzman bir kurum olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalından alınan bilirkişi raporuyla aydınlattığı tespit edilmiştir.

Söz konusu bilirkişi raporunda, başvurucuya konulan teşhisin ve uygulanan cerrahi yöntemin gereklilik arz ettiği, ameliyat sırasında anatomik zorluklar nedeniyle açık ameliyata geçilmesinin ve drenaj uygulanmasının doğru bir işlem olduğu açıkça vurgulanmıştır. Ayrıca, operasyon sonrası başvurucunun durumunun fark edilerek uygun tıbbi müdahalelerin yapıldığı ve donanımlı bir merkeze sevk işleminin gerçekleştirildiği, dolayısıyla hekimlere veya hastaneye yüklenebilecek herhangi bir tıbbi kusur bulunmadığı belirtilmiştir.

Derece mahkemesinin bu uzman raporuna dayanarak verdiği ret kararı ve istinaf merciinin onama kararı incelendiğinde, yargı makamlarının iddia ve savunmaları genel tıp kuralları çerçevesinde nesnel verilere dayalı olarak irdelediği görülmektedir. Kararlarda bariz bir takdir hatası veya keyfîlik bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucunun avukatı aracılığıyla yargılama sürecine aktif olarak katılabildiği, bilirkişi raporuna itiraz edebildiği ve tüm itirazlarını kanun yollarında dile getirme imkânı bulduğu anlaşılmıştır. Yargı makamlarının başvurucunun iddialarını anayasal güvencelerin gerektirdiği bir özen ve derinlikte incelediği saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: