Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | M.Ş.A. | BN. 2020/14078

Karar Bülteni

AYM M.Ş.A. BN. 2020/14078

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/14078
Karar Tarihi 03.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Disiplin cezalarına itirazda sözlü savunma hakkı tanınmalıdır.
  • Mahpusların hâkim huzurunda savunma yapma hakkı gözetilmelidir.
  • Salt evrak üzerinden disiplin kararı verilmesi hakkı ihlal eder.
  • Kötü muamele iddialarında öncelikle tazminat davası yolu tüketilmelidir.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında uygulanan disiplin cezalarına muhatap olan mahpusların, bu idari işlemlere karşı yargı mercilerine yaptıkları şikâyet başvurularında sahip oldukları usuli güvenceler açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarındaki disiplin cezalarına karşı yapılan itirazlarda infaz hâkimliklerinin yalnızca evrak üzerinden inceleme yapmasını adil yargılanma standartları bakımından yeterli bulmamış, kişinin doğrudan hâkim karşısında veya avukatı aracılığıyla bizzat meramını anlatabilme hakkına güçlü bir vurgu yapmıştır. İnfaz hâkiminin, ortada yasal bir zorunluluk bulunmasına rağmen mahpusun sözlü savunma talebini göz ardı ederek sadece dosya üzerinden hüküm kurması, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan sözlü yargılanma hakkının açık ve ağır bir ihlali olarak tespit edilmiştir.

Kararın hukuk sistemimizdeki emsal etkisi, ceza infaz kurumu idareleri ve infaz hâkimlikleri tarafından yürütülen disiplin soruşturması süreçlerinde kendini net bir şekilde gösterecektir. Özellikle hücre cezası gibi hürriyeti bağlayıcı ve ağır yaptırımlar içeren disiplin cezalarına karşı yapılan itirazlarda, mahpusların kapalı kurumlardaki dezavantajlı konumları da dikkate alınarak, kendilerini ifade etme ve aleyhlerindeki delillere karşı çıkma hakları titizlikle güvence altına alınmalıdır. Benzer davalarda infaz hâkimliklerinin, yasanın açık emrine uygun olarak duruşma açması veya SEGBİS gibi teknolojik yöntemlerle mahpusun sözlü savunmasını bizzat alması yasal bir mecburiyet olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca karar, infaz edilen hücre cezalarından kaynaklanan kötü muamele iddialarında, şartların sona ermesinden sonra doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmak yerine öncelikle idari yargıda tam yargı davası veya adli yargıda tazminat davası yolunun tüketilmesi gerektiğini hatırlatması bakımından da usul hukuku açısından yol göstericidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu M.Ş.A., ceza infaz kurumunda tutuklu bulunduğu sırada haftalık spor faaliyeti esnasında oynadığı topla demir kapı üzerinde yer alan ikaz lambasını kırmıştır. Bu olay neticesinde ceza infaz kurumu disiplin kurulu tarafından kendisine kurum araç ve gereçlerine zarar verdiği gerekçesiyle iki gün süreyle hücreye koyma disiplin cezası verilmiştir.

Başvurucu, lambayı kasten kırmadığını ve olayın bir kaza olduğunu belirterek verilen disiplin cezasına karşı infaz hâkimliğine şikâyet başvurusunda bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde, meramını anlatabilmek için duruşma açılarak bizzat sözlü savunma yapmak istediğini açıkça talep etmiştir. Ancak infaz hâkimliği, başvurucunun bu talebini dikkate almamış ve yalnızca dosya üzerinden yaptığı inceleme ile şikâyetin reddine karar vermiştir. İtiraz mercilerinden de sonuç alamayan başvurucu, hücre cezasının infaz edilmesi üzerine, sözlü savunma alınmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, ayrıca hücrenin kötü koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının bir görünümü olan sözlü yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 17. maddesinde korunan kötü muamele yasağı çerçevesinde incelemiştir. Kararın hukuki temelini, 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu m.6 oluşturmaktadır.

İlgili kanun maddesinin ikinci fıkrasında, "Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir." kuralı emredici bir şekilde yer almaktadır. Aynı kanuni hükümde, hükümlü veya tutuklunun savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya bizzat yapabileceği, infaz hâkiminin gerekli görmesi durumunda bu savunmayı doğrudan ceza infaz kurumunda da alabileceği açıkça düzenlenmiştir.

Yerleşik anayasal içtihatlara göre, kanunda öngörülen bu usuldeki temel amaç, hukuki özgürlükleri hâlihazırda kısıtlanmış olan ve ek disiplin yaptırımı uygulanan mahpusun hâkim karşısında meramını doğrudan anlatabilmesini ve dosyada aleyhine olan tutanak gibi delillere etkili bir şekilde karşı çıkabilmesini sağlamaktır. Hükümlü ya da tutuklunun hâkim huzurunda bulunması, usul hukuku bağlamında duruşma açılarak veya günümüz teknolojik imkânları olan SEGBİS kullanılarak rahatlıkla sağlanabilir. Kanunun açık amir hükmüne rağmen kişinin savunması alınmaksızın yalnızca evrak üzerinden karar verilmesi, temel haklara yapılan müdahaleyi kanunilik unsurundan tamamen yoksun bırakır.

Öte yandan, kötü muamele yasağı iddiaları bakımından Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, şikâyet edilen tutulma koşulları ve hücre cezası sona ermişse, bu koşulların geleceğe yönelik düzeltilmesini istemekte herhangi bir hukuki yarar kalmaz. Bu tür durumlarda, ihlali önleyici yollar işlevini yitirdiğinden, geçmişte uğranılan zararları telafi edici nitelikte olan tazminat davası yolunun tüketilmesi ikincillik ilkesi gereği zorunludur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun infaz hâkimliği sürecindeki taleplerine ve mahkemenin izlediği usule odaklanmıştır. Başvurucunun, baştan itibaren yargısal makamlar önünde sözlü olarak savunma yapmak istediğine dair açık talebi bulunduğu dosya kapsamından anlaşılmıştır. Buna karşın, infaz hâkimliği tarafından bu yöndeki haklı talep dikkate alınmamış ve şikâyetin esası salt dosya üzerinden değerlendirilerek karara bağlanmıştır.

Mahkeme, 4675 sayılı Kanun m.6 uyarınca disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetlerde başvurucuya savunmasını hâkim önünde bizzat hazır bulunmak suretiyle veya avukatı aracılığıyla dile getirme imkânı tanınmasının kanuni bir zorunluluk olduğunu hatırlatmıştır. İnfaz hâkimliğinin, kanunun emredici hükmüne ve başvurucunun açık talebine rağmen sözlü savunma almaksızın karar vermesinin, başvurucunun sözlü yargılanma hakkına yapılan müdahaleyi kanunilik unsurundan yoksun bıraktığı tespit edilmiştir. Bu durum, adil yargılanma hakkının temel bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Öte yandan, başvurucunun hücre cezasının infaz edildiği disiplin koğuşunun fiziki koşullarının kötülüğü ve pandemi dönemindeki yetersizlikler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği yönündeki iddiaları da incelenmiştir. Ancak başvurucunun, iki günlük hücre cezasının infazının tamamlanıp tutulma koşullarının sona ermesinin ardından, maruz kaldığını iddia ettiği zararların giderilmesi için idari ve yargısal yollara, özellikle tam yargı veya tazminat davası yoluna başvurmadığı görülmüştür. Etkili hukuk yollarının tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yapılması nedeniyle bu iddia usulden reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, sözlü yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: