Karar Bülteni
DANIŞTAY 12. Daire 2021/3707 E. 2021/2925 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 12. Daire |
| Esas No | 2021/3707 |
| Karar No | 2021/2925 |
| Karar Tarihi | 24.05.2021 |
| Dava Türü | İptal |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Disiplin suçları somut ve kesin delillerle ispatlanmalıdır.
- Şüpheye dayalı olarak disiplin cezası verilemez.
- Tanık beyanlarındaki çelişkiler memur lehine değerlendirilir.
- Tek taraflı düzenlenen tutanaklar tek başına delil olamaz.
Bu karar, kamu görevlileri hakkında yürütülen disiplin soruşturmalarında somut delil standardının ne kadar katı bir şekilde uygulanması gerektiğini net olarak ortaya koymaktadır. Disiplin hukukunun temel prensibi olan masumiyet karinesinin ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesinin memur disiplin hukukuna yansıması niteliğinde olan bu kararda, idarenin salt iddialara dayanarak işlem tesis edemeyeceği vurgulanmıştır. Yalnızca şikayetçinin beyanlarına veya şikayetçi ile birlikte hareket edenlerin imzaladığı tutanaklara itibar edilemeyeceği, bu durumun objektiflik ilkesiyle bağdaşmayacağı ifade edilmiştir. Bağımsız soruşturmacı tarafından alınan tarafsız tanık ifadelerinin, olayın gerçekliğini net bir şekilde ispatlayamaması durumunda disiplin cezası tesis edilemeyeceği hukuken tescillenmiştir.
Benzer uyuşmazlıklar ve uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, özellikle amir-memur uyuşmazlıklarında idarenin tek taraflı tutanaklarına karşı çok ciddi bir yargısal güvence sunmaktadır. Günümüzde birçok olayda, mobbing iddialarının gölgesinde amirler veya üst yöneticiler tarafından düzenlenen tutanaklar, memurlar aleyhine kesin delil olarak kabul edilip cezalandırma yoluna gidilebilmektedir. Danıştay bu güncel kararıyla, adliye gibi resmi çalışma ortamlarında dahi, olaya şahit olan diğer personelin objektif beyanlarının şikayetçi tutanağından üstün tutulabileceğini teyit etmiştir. İsnat edilen fiilin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kesinlikte ispatlanması gerektiği emsal bir ilke olarak yargı içtihatlarına kazandırılmıştır. Bu durum, idari işlemlerde haksız veya husumete dayalı keyfi disiplin cezalarının önüne geçilmesi açısından büyük bir pratik değere sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Tokat iline bağlı bir ilçe adliyesinde icra müdürü olarak görev yapan davacı kamu görevlisi, adliye içerisinde görev esnasında bir hâkim ile tartıştığı ve hâkime yönelik aşağılayıcı, meslek vakarına yakışmayan ifadeler kullandığı iddiasıyla şikayet edilmiştir. Şikayetçi hâkim ve diğer iki zabıt kâtibinin imzaladığı tutanak neticesinde başlatılan disiplin soruşturması sonucunda, davacıya Adalet Bakanlığı tarafından aylıktan kesme cezası verilmiştir. Davacı ise görev yaptığı süre boyunca kendisine karşı sürekli mobbing uygulandığını, duruşma salonlarında azarlandığını, psikolojik saldırılara maruz kaldığını ve söz konusu eylemi gerçekleştirmediğini belirterek cezanın iptali istemiyle dava açmıştır. Temel uyuşmazlık, icra müdürü olan davacının şikayete konu sözleri söyleyip söylemediği, tutanakların gerçeği yansıtıp yansıtmadığı ve idarece verilen disiplin cezasının hukuka, gerçeğe ve somut delillere uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Disiplin hukuku, kamu hizmetinin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla kamu görevlilerinin uyması gereken kuralları ve bu kurallara aykırılık halinde uygulanacak yaptırımları düzenler. Bu kapsamda, memurların görevleri sırasındaki tutum ve davranışları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde değerlendirilir. Davaya konu olayda idare, işlemi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.125/C-(e) hükmüne dayandırarak aylıktan kesme cezası tesis etmiştir.
Ancak yerleşik idare hukuku ilkeleri ve Danıştay içtihatları gereğince, bir kamu görevlisine disiplin cezası verilebilmesi için, isnat edilen fiilin her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delillerle ispatlanmış olması zorunludur. Soruşturma aşamasında toplanan delillerin, taraf ifadelerinin ve tanık beyanlarının birbirini doğrulaması, olayın gerçekleşiş biçiminin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde aydınlatılması gerekmektedir.
Ceza hukukunda geçerli olan "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi, memur disiplin hukukunda da kıyasen uygulanmaktadır. Şikayetçinin kendi düzenlediği tutanak veya tek taraflı iddialar, bağımsız ve tarafsız tanık beyanlarıyla desteklenmediği sürece mutlak delil olarak kabul edilemez. Şayet soruşturma sonucunda elde edilen deliller, memurun atılı fiili işlediğini kesin olarak kanıtlamaya yetmiyorsa, salt kanaate veya şüpheye dayalı olarak disiplin cezası tesis edilmesi hukuka aykırılık oluşturur. İdarenin işlem tesis ederken sebep unsurunu gerçeğe ve hukuka uygun delillerle ortaya koyma yükümlülüğü bulunmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dava dosyasının, soruşturma raporunun ve mahkeme kayıtlarının incelenmesi neticesinde, davacı icra müdürü ile şikayetçi hâkim arasında geçen olayın iddia edildiği şekilde gerçekleşmediği tespit edilmiştir. Şikayetçi hâkim ve iki zabıt kâtibi tarafından imzalanan tutanakta, davacının "Siz insanlara aşağılayıcı davranıyorsunuz, hakimlik mesleğine yakışır hareket etmiyorsunuz, çevrenizde tutanakçı hakim olarak biliniyorsunuz" şeklinde sözler sarf ettiği ileri sürülmüştür. Ancak bağımsız ve tarafsız soruşturmacı tarafından yürütülen disiplin soruşturması sırasında bilgisine başvurulan diğer zabıt kâtiplerinin ifadelerinde, davacının söz konusu aşağılayıcı ifadeleri kullanmadığı, yalnızca "Siz cümleleri aleyhimde delil tutuyorsunuz" diyerek oradan ayrıldığı saptanmıştır.
Bununla birlikte, davacı hakkında eylemleri nedeniyle adli yargıda açılan ceza davasında, sulh ceza mahkemesi tarafından beraat kararı verildiği ve mahkumiyete ilişkin bir diğer kararın da Yargıtay Ceza Dairesi tarafından "eylemin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmadığı" gerekçesiyle bozulduğu görülmüştür. Disiplin cezasına dayanak alınan olayın, şikayetçinin iddialarını doğrulayacak şekilde kesin ve net bir biçimde ortaya konulamadığı, tanık beyanları arasında ciddi çelişkiler bulunduğu ve eylemin sübuta ermediği mahkemece açıkça tespit edilmiştir.
İdare mahkemesi, davacının amirine karşı saygısızlık veya hakaret teşkil edecek nitelikte bir söz söylediğinin somut delillerle kanıtlanamadığı gerekçesiyle disiplin cezasını iptal etmiş, Danıştay temyiz incelemesinde de bu kararda usul ve hukuka aykırılık bulunmadığını değerlendirmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 12. Daire, olayın gerçekleştiğinin kesin ve net bir şekilde ortaya konulamaması nedeniyle verilen disiplin cezasında hukuka uyarlık bulunmadığını belirterek iptal kararının onanması yönünde karar vermiştir.