Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Muhammet İçgüleş vd. | BN. 2020/31984

Karar Bülteni

AYM Muhammet İçgüleş vd. BN. 2020/31984

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/31984
Karar Tarihi 06.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Geç ödenen alacaklar mülkiyet hakkı ihlalidir.
  • Enflasyon farkı ödenmemesi aşırı külfet yükler.
  • Alacakta değer aşınması adil dengeyi bozar.
  • Kamu borçlarında enflasyon zararı karşılanmalıdır.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, idare makamlarının kesinleşmiş yargı kararlarına veya mevzuata dayalı kamu borçlarını ifa ederken yaşanan gecikmelerin mülkiyet hakkı kapsamında nasıl değerlendirileceğine dair son derece net ve bağlayıcı bir çerçeve çizmektedir. Karar hukuken, devletin veya kamu kurumlarının vatandaşlara yapması gereken ödemeleri makul olmayan bir gecikmeyle yerine getirmesinin tek başına bir hak ihlali doğurduğunu teyit etmektedir. Özellikle ülkemizdeki yüksek enflasyonist koşullar dikkate alındığında, yıllar sonra yapılan anapara ödemelerinin alacaklı tarafın reel kaybını telafi etmekten tamamen uzak olduğu açıktır. Mahkeme, sadece yasal faizin ödenmiş olmasının veya somut olaydaki gibi hiç faiz işletilmemesinin, alacağın enflasyon karşısında erimesine seyirci kalınması anlamına geldiğini ve bunun mülkiyet hakkının özünü zedelediğini açıkça ortaya koymuştur.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece güçlü ve belirleyicidir. Vatandaşların idare ile olan alacak verecek ilişkilerinde, bilhassa kamulaştırma bedelleri, sportif başarı ödülleri, sosyal güvenlik ödemeleri veya vergi iadeleri gibi temel konularda, idarenin ödemeyi geciktirdiği her senaryoda idari yargı mercilerinin bu değer kaybını mutlak suretle dikkate alması gerekeceği vurgulanmaktadır. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin yalnızca anaparaya odaklanan klasik yaklaşımını terk edip, enflasyonist etkiyi ve paranın satın alma gücündeki düşüşü hesaplayarak gerçek zararı tazmin etme mecburiyetinin altını çizmesidir. Bu yönüyle karar, idarenin keyfi gecikmelerini engelleyici bir işleve sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Muhammet İçgüleş ve Selahattin Bozdağ, İşitme Engelliler Dünya Futbol Şampiyonası'nda milli takım oyuncusu olarak ülkemizi temsil etmiş ve dünya ikincisi olmalarının ardından hak ettikleri spor ödülünün eksiksiz ödenmesi için Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğüne karşı hukuk mücadelesi başlatmışlardır. İdare, mevzuata göre sporculara verilmesi gereken Cumhuriyet altını ödülünü eksik hesaplayarak ödemiştir. Başvurucular kalan altının karşılığı olan paranın yasal faiziyle ödenmesi için idare mahkemesinde dava açıp süreci kazanmışlardır. Ancak idare makamları, bu eksik tutarları aradan yıllar geçtikten sonra, hiçbir faiz işletmeden ve değer güncellemesi yapmadan başvuruculara ödemiştir. Başvurucular, alacaklarının aradan geçen uzun yıllar içindeki enflasyon karşısında eridiğini, paranın satın alma gücünün büyük ölçüde azaldığını belirterek aradaki değer kaybının tazmin edilmesi amacıyla idareye karşı yeniden tam yargı davası açmışlardır. İdari yargı makamlarının bu tazminat talebini reddetmesi üzerine mağduriyetlerinin giderilmesi için konu Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, temel hak ve hürriyetlerin korunması rejimi kapsamında mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif ve negatif yükümlülükler etrafında şekillenmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruyu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında teminat altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde ele almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin ekonomik değer ifade eden ve parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı değerini korumayı amaçlar. Mahkeme kararıyla kesinleşen bir alacağın da bu kapsamda mülk teşkil ettiği idare hukuku ve anayasa hukuku doktrininde yerleşik bir kuraldır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, kanun koyucunun bir hak olarak öngördüğü veya kesinleşmiş bir yargı kararıyla kamu borcu hâline gelmiş olan ödemelerin, kamu makamları tarafından makul sürede yapılması zorunludur. Ödemelerin gecikmesi durumunda, alacak miktarında veya hakka konu bedelde enflasyon kaynaklı meydana gelen değer aşınmalarının başvurucular üzerinde orantısız bir külfet oluşturup oluşturmadığı incelenmelidir. Eğer idare, ödemesi gereken tutarı yıllar sonra faizsiz veya yetersiz bir yasal faiz oranıyla ödüyorsa, bu durum kamunun yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adil dengeyi birey aleyhine bozar.

Anayasa Mahkemesi, daha önceki emsal kararlarında da vurguladığı üzere, idarenin geç ödeme yapması nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmanın, bireylere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirtmektedir. Bu bağlamda, yalnızca şeklî bir ödemenin yapılmış olması mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması için yeterli görülmemekte; alacağın enflasyon karşısında reel değerinin korunarak ifa edilmesi gerektiği anayasal bir zorunluluk olarak güçlü biçimde ifade edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyet hakkı ihlali iddialarını incelerken öncelikle başvurucuların idareden olan alacaklarının anayasal bağlamda bir mülk niteliği taşıdığını saptamıştır. Başvurucuların elde ettikleri sportif başarı neticesinde hak kazandıkları ve idare mahkemesi kararıyla da kesinleşen ödül alacağı, maddi ve somut bir değer olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında doğrudan koruma altındadır.

Somut olayda, başvurucuların hak kazandığı Cumhuriyet altını karşılığı olan meblağın 2008 yılı itibarıyla muaccel hâle geldiği, ancak idarenin bu ödemeleri çok ciddi gecikmelerle gerçekleştirdiği net bir şekilde tespit edilmiştir. İdare, eksik ödemelerin bir kısmını 2010 yılında, asıl büyük kısmını ise tam on yıl sonra, 2018 yılında başvuruculara faiz dahi işletmeden ödemiştir. Mahkeme, alacağa hak kazanılan tarih ile fiili ödeme tarihi arasında geçen çok uzun süre zarfında gerçekleşen yüksek enflasyon oranları dikkate alındığında, başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki alacaklarının çok ciddi bir şekilde değer kaybına uğratıldığını gözlemlemiştir.

İdare mahkemelerinin, ödemenin ilgili yönetmeliğe uygun yapıldığı gerekçesiyle enflasyon farkına ilişkin tazminat talebini reddetmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkının güvencelerine açıkça aykırı bulunmuştur. Zira enflasyonist bir ortamda yıllar sonra yapılan nominal bir ödeme, alacağın reel değerini karşılamaktan tamamen uzaktır. Meydana gelen bu fahiş değer kaybı, kamu makamlarının ağır ihmali veya gecikmesinden kaynaklanmış olup, başvuruculara kendi kusurları olmaksızın aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemiştir. Mahkeme, idarenin kamu borcunu ifa etme konusundaki gecikmesi neticesinde ortaya çıkan enflasyon zararının karşılanmamasının, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengeyi başvurucular aleyhine orantısız bir şekilde bozduğunu belirlemiştir. Bu tür bir uygulama, anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkının içini boşaltan ve hakkı fiilen anlamsız kılan haksız bir müdahale niteliğindedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: