Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2019/5670 E. 2019/17210 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2019/5670 |
| Karar No | 2019/17210 |
| Karar Tarihi | 02.10.2019 |
| Dava Türü | İşçilik Alacakları |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hâkim tarafların ileri sürmediği vakıaları inceleyemez.
- Hâkim taleple bağlıdır, farklı şeye karar veremez.
- Dava dilekçesindeki maddi vakıalar davacıyı kesinlikle bağlar.
- Maddi hata tespit edilirse onama kararı kaldırılabilir.
Bu karar, medeni usul hukukunun en temel prensiplerinden olan taraflarca getirilme ilkesi ile taleple bağlılık ilkesinin iş yargılamasındaki mutlak yerini ve önemini bir kez daha teyit etmesi bakımından hukuken büyük bir değer taşımaktadır. Yargıtay, hâkimin yargılama faaliyetini yürütürken tarafların çizdiği sınırların dışına çıkamayacağını ve dava dilekçesinde hiç zikredilmeyen, tamamen farklı bir maddi vakıa üzerinden hüküm kurmasının usul kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceğini vurgulamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili emredici kuralları gereğince, tarafların ileri sürmediği bir vakıanın hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınması ve bu vakıaya dayanılarak bir hakkın teslim edilmesi, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının da açık ihlali anlamına gelmektedir. Karar, usul kurallarının katı doğasının iş hukukunda da tavizsiz uygulanması gerektiğini göstermektedir.
Uygulamadaki önemi ve benzer davalardaki emsal etkisi açısından bakıldığında, bu karar, mahkemelerin sadece iddia ve savunmalar çerçevesinde inceleme yapması gerektiğine dair kesin bir sınır çizmektedir. İş uyuşmazlıklarında sıkça karşılaşılan, tanık beyanları veya sair delillerle ortaya çıkan ancak tarafların iddiaları arasında yer almayan yeni durumların, ıslah veya iddianın genişletilmesi yolları usulüne uygun şekilde işletilmeden doğrudan hükme esas alınamayacağı bir kez daha netleşmiştir. Meslektaşlarımızın dava dilekçelerini hazırlarken iddialarını ve dayandıkları maddi vakıaları eksiksiz, tutarlı ve doğru bir biçimde kurgulamalarının davanın seyri ile ispat yükü açısından ne derece kritik olduğu bu emsal kararla uygulayıcılara çok net bir şekilde hatırlatılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir avukatlık ofisinde önce stajyer, ardından ruhsatını alarak avukat sıfatıyla çalışan davacı, işvereni olan avukata karşı işçilik alacakları davası açmıştır. Davacı, iş yerinde avukatlık mesleği dışındaki ofis idaresi gibi işleri de yaptığını, sigortasının geç başlatıldığını ve primlerinin eksik yatırıldığını, fazla mesai ile hak ettiği diğer primlerinin ödenmediğini iddia etmiştir. Ayrıca, işverenin kendisine mesai saatleri dışında da ofiste kalması için psikolojik baskı (mobbing) uyguladığını, diğer çalışanların önünde kendisini alenen küçük düşürdüğünü ve bu katlanılmaz hale gelen çalışma koşulları nedeniyle işten ayrılmaya zorlandığını belirterek kıdem, ihbar, fazla mesai, yıllık izin gibi alacakları ile manevi tazminat talep etmiştir. Davalı işveren ise davacının, kendi ailesine ait bir davadan doğan vekalet ücretini haksız yere talep ettiğini, bu talebi karşılanmayınca da ofiste olay çıkarıp işi kendisinin bıraktığını savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kurallarının merkezinde, medeni usul hukukuna yön veren ve davanın sınırlarını belirleyen ilkeler yer almaktadır. Bu kapsamda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 25 uyarınca düzenlenen "taraflarca getirilme ilkesi" kararın en önemli hukuki dayanağıdır. İlgili maddeye göre; kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilke, medeni yargılamanın tarafların inisiyatifinde yürüdüğünü ve mahkemenin inceleme alanının bizzat taraflarca çizildiğini kesin bir biçimde ifade eder.
Karara yön veren bir diğer temel kural ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 26 hükmünde düzenlenen "taleple bağlılık ilkesi"dir. Bu ilkeye göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya tamamen başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar vermesi mümkündür. Hâkimin talep edilenin dışında, farklı bir şeye karar verip vermediği, dava dilekçesinin talep sonucu kısmı ile verilen hükmün sonuç kısmının karşılaştırılması suretiyle tespit edilmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatları ve usul hukuku doktrininde de kabul edildiği üzere, davacı taraf dava dilekçesinde bildirdiği maddi vakıalarla sıkı sıkıya bağlıdır. İş hukukunda işçinin korunması ilkesi geçerli olsa da, usul kurallarının emredici niteliği gereği, hâkimin davacının hiç dayanmadığı bir vakıayı (örneğin dilekçede bahsedilmeyen bir tartışma, özel bir uyuşmazlık veya yepyeni somut bir olayı) hükmüne esas alması hukuken mümkün değildir. Maddi gerçeğin araştırılması, ancak tarafların usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü vakıalar ve bu vakıaların ispatı için kanuni süreler içinde sunulan deliller çerçevesinde gerçekleştirilebilir. Aksi bir yaklaşım, yargılamanın sınırlarını belirsiz hale getirecek ve adil yargılanma hakkı ile silahların eşitliği prensiplerini derinden sarsacaktır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede, ilk derece mahkemesinin yargılama sürecinde usul hukukunun temel ilkelerinden olan taraflarca getirilme ve taleple bağlılık ilkelerini açıkça ihlal ettiği tespit edilmiştir. Somut olayda davacı vekili; müvekkilinin hak ettiği fazla mesai, asgari geçim indirimi ve prim alacaklarının ödenmemesi ile işverenin uyguladığı psikolojik baskı (mobbing) ve yıldırma politikaları nedeniyle işten ayrılmaya zorlandığı maddi vakıasına dayanarak davasını açmış ve taleplerini tamamen bu temele oturtmuştur. Davalı işveren ise işten çıkış sebebinin, davacının babasının vefatı üzerine açılan tazminat davasından doğan vekalet ücreti uyuşmazlığı olduğunu iddia etmiştir.
Yerel mahkeme kararını oluştururken, davacının dava dilekçesinde hiçbir şekilde ileri sürmediği, davalı tarafın ise kendi savunmasında farklı bir bağlamda anlattığı "vekalet ücreti uyuşmazlığı" vakıasını doğrudan esas almıştır. Mahkeme, davacının babasının trafik kazası neticesinde hayatını kaybetmesi üzerine açılan davanın davalı işverenin vekaletinde görüldüğünü, davanın sulh ile sonuçlandığını, ancak davalı işverenin aralarındaki anlaşmaya uymayarak vekalet ücretini davacıya vermediğini ve davacıya "kendi ofisini açmanın zamanı geldi" diyerek haksız yere işine son verdiğini kabul etmiştir. Oysa davacı tarafın, iş akdinin bu sebeple ve bu şekilde sona erdiğine dair bir iddiası dava dilekçesinde bulunmamaktadır.
Yargıtay, davacının dava dilekçesinde belirttiği mobbing ve ödenmeyen alacaklar şeklindeki maddi vakıaların bizzat kendisini bağlayacağını, hâkimin bu maddi vakıaların dışına çıkarak karar veremeyeceğini vurgulamıştır. Davacının hiç bahsetmediği bir olayın, mahkemece davacının işten çıkarılma ve haklılık sebebi olarak kabul edilmesi, usul ve yasaya aykırılık teşkil etmektedir. Meydana gelen bu durum, hâkimin tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden dikkate almasını yasaklayan kanun hükmünün doğrudan ihlali niteliğindedir. Daire, daha önce verilen onama kararının da bu çerçevede bir maddi hataya dayandığını belirterek söz konusu onama kararını ortadan kaldırmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesinin maddi vakıa ve taleple bağlılık ilkesine aykırı olarak hüküm kurduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.