Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | İlker Murat Aydın | BN. 2021/26111

Karar Bülteni

AYM İlker Murat Aydın BN. 2021/26111

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/26111
Karar Tarihi 11.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız gözaltı tazminatı tatminkâr seviyede olmalıdır.
  • Tazminat miktarında güncel içtihatlar gözetilmelidir.
  • Manevi tazminat hakkın özünü zayıflatacak kadar düşük olamaz.
  • Vekâlet ücretinin haksız tedbirle illiyet bağı incelenmelidir.

Bu karar, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlarla sonuçlanan ceza soruşturmalarında haksız yere maruz kalınan yakalama, gözaltı veya tutuklama tedbirleri nedeniyle açılan tazminat davalarının hukuki standartlarını belirlemesi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, bu tür koruma tedbirlerinin sonradan hukuka aykırı hâle geldiğinin kanun gereği kabul edildiğini açıkça vurgulayarak, devletin maddi ve manevi tazmin yükümlülüğünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir.

Derece mahkemelerince takdir edilecek maddi ve manevi tazminat tutarlarının, ihlalin ağırlığıyla tam bir orantı içinde olması, aynı zamanda mağduriyeti giderecek makul ve adil bir seviyede bulunması zorunludur. Uygulamadaki emsal etkisi yönünden bu karar, derece mahkemelerine haksız tutuklama veya gözaltı tazminatlarını belirlerken Anayasa Mahkemesinin güncel içtihatlarını ve benzer vakalarda belirlediği asgari tutarları mutlak surette dikkate alma yükümlülüğü getirmektedir.

Mahkemeler tarafından sembolik veya hakkın özünü zayıflatacak kadar çok düşük manevi tazminatlara hükmedilmesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının doğrudan bir ihlali olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, ağır ceza soruşturması aşamasında savunma hakkı kapsamında avukata ödenen vekâlet ücretlerinin maddi tazminat olarak talep edilmesi hâlinde, uygulanan haksız koruma tedbiri ile ödenen ücret arasındaki illiyet bağının derece mahkemelerince somut bir şekilde incelenmesi gerektiği yönündeki güçlü yaklaşım, mağdurların gerçek zararlarının eksiksiz karşılanması bakımından son derece kıymetli bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, silahlı terör örgütüne üye olma iddiasıyla yürütülen bir ceza soruşturması kapsamında üç gün boyunca gözaltında tutulmuş ve ardından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştır. İlerleyen süreçte savcılık tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) karar verilmiştir. Başvurucu, haksız yere yakalanıp gözaltında tutulması ve hakkında çeşitli adli kontrol tedbirleri uygulanması nedeniyle uğradığı zararların karşılanması amacıyla Hazine aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Dava dilekçesinde, haksız soruşturma nedeniyle avukatına ödediği ücretin maddi tazminat olarak iadesini ve yaşadığı mağduriyet için manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, avukata ödenen ücreti maddi zarara dâhil etmeyerek yalnızca gözaltında kalınan süredeki kazanç kaybı karşılığında cüzi bir maddi tazminata ve oldukça düşük bir manevi tazminata hükmetmiştir. İstinaf başvurusunun da reddedilmesi üzerine başvurucu, hükmedilen tazminat miktarlarının fazlasıyla yetersiz olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, haksız yakalama, gözaltı ve tutuklama işlemlerine karşı açılan tazminat davalarını doğrudan Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirip incelemektedir. Mevzuatımızda bu tür ağır koruma tedbirlerinden doğan her türlü zararın tazmin edilmesi süreci 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükümlerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Özellikle 5271 sayılı Kanun m.141/1-e bendi uyarınca, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen kimselerin devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı açıkça güvence altına alınmıştır.

Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, haklarında takipsizlik veya beraat kararı verilen kişilerin açtıkları tazminat davalarında, uygulanan koruma tedbirlerinin artık hukuka aykırı olduğu kanun gereğince peşinen kabul edilmiş sayılmaktadır. Bu yasal aşamadan sonra derece mahkemelerinin asıl görevi, haksız tedbir nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararı tazminat hukukunun genel ve evrensel prensiplerine en uygun şekilde belirlemek ve gecikmeksizin ödemeye karar vermektir.

Eğer mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarı, meydana gelen ihlalle orantılı olmayacak ölçüde önemsiz kalırsa veya Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller nedeniyle hükmettiği tutarlara göre kayda değer ölçüde düşük bulunursa, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasının ihlal edildiği kabul edilmektedir. Manevi tazminat bedeli belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, toplumsal konumu, atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin süresi ve kişi üzerinde bıraktığı derin olumsuz etkiler titizlikle göz önünde bulundurulmalıdır. Maddi tazminat yönünden ise, haksız uygulanan koruma tedbiri ile talep edilen maddi zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. Bu bağlamda derece mahkemelerinin elbette bir takdir yetkisi bulunsa da, bu yetki anayasal hakkın özünü zedeleyecek ve telafiyi imkânsız kılacak biçimde keyfî olarak kullanılamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvuru formunda dile getirdiği somut iddialarını incelerken öncelikle maddi tazminat talebini detaylıca ele almıştır. Başvurucu, hakkındaki ağır ceza soruşturması nedeniyle kendini savunmak amacıyla avukatına ödediği 5.000 TL tutarındaki vekâlet ücretinin maddi tazminat olarak kendisine ödenmesini talep etmiş ve buna dair geçerli bir serbest meslek makbuzunu dava dosyasına açıkça sunmuştur. Ancak yargılamayı yapan ilk derece mahkemesi, bu avukatlık ücretinin haksız yakalama ve gözaltı tedbirinin doğrudan bir sonucu olarak ödenip ödenmediği, diğer bir ifadeyle uygulanan koruma tedbiri ile ödenen avukatlık vekâlet ücreti arasında bir illiyet bağı olup olmadığı yönünde hiçbir hukuki inceleme veya değerlendirme yapmadan bu haklı talebi reddetmiştir. Mahkeme, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 kapsamında oluşan maddi zararın gerçekliği, zorunluluğu ve makullüğü hususunda ciddi bir eksik inceleme ile karar vererek maddi tazminat hakkını hukuka aykırı şekilde kısıtlamıştır.

Manevi tazminat yönünden yapılan detaylı incelemede ise, mahkemece üç günlük gözaltı süresi için başvurucuya ödenmesine hükmedilen 250 TL manevi tazminat bedelinin yeterliliği ve adaleti tartışılmıştır. Anayasa Mahkemesi, kendi yerleşik içtihatlarında belirlediği nesnel ölçütleri somut olaya uygulayarak, derece mahkemesinin karar tarihi itibarıyla benzer durumlarda ödenmesine karar verilen asgari tazminat miktarlarına dikkat çekmiştir. Hükmedilen 250 TL tutarındaki manevi tazminatın, uygulanan haksız koruma tedbirinin ağırlığı, süresi ve kişinin özgürlüğü üzerinde bıraktığı ağır olumsuz etkiler dikkate alındığında son derece düşük ve yetersiz kaldığı saptanmıştır. Bu tutarın, Anayasa Mahkemesinin benzer ihlallerde hükmettiği asgari tutarların çok altında kaldığı ve tazminat hakkının özünü tamamen zayıflatacak derecede orantısız olduğu açıkça tespit edilmiştir. Derece mahkemesinin hükmettiği bu sembolik düzeydeki tazminat miktarının, başvurucunun yaşadığı mağduriyeti hukuken telafi etmekten tümüyle uzak olduğu vurgulanmıştır.

Ayrıca başvurucunun yurt dışına çıkış yasağı ve imza yükümlülüğü gibi adli kontrol tedbirlerine ilişkin olarak seyahat hürriyetinin ihlal edildiği iddiası, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanı dışında kaldığı gerekçesiyle konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, haksız yakalama ve gözaltı tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında yetersiz miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: