Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/5227 E. | 2018/1608 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/5227 E. 2018/1608 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/5227
Karar No 2018/1608
Karar Tarihi 07.03.2018
Dava Türü Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Haksız şikayet manevi tazminat talebine konu edilebilir.
  • Ceza mahkemesinin maddi vaka tespiti hukuk hakimini bağlar.
  • Devam eden ceza soruşturması sonucunun beklenmesi yasal zorunluluktur.
  • Manevi zarar değerlendirmesi ceza süreci sonrasına bırakılmalıdır.

Bu karar, iş yerinde çalışanlar arasında yaşanan mobbing ve hakaret iddialarına dayalı karşılıklı uyuşmazlıklarda, ceza yargılaması ile hukuk yargılaması arasındaki sıkı bağı somut biçimde ortaya koymaktadır. Yüksek Mahkeme, haksız fiilden kaynaklanan manevi tazminat istemlerinde, şayet aynı konuya ilişkin devam eden bir ceza soruşturması veya kovuşturması bulunuyorsa, hukuk hakiminin bu sürecin sonucunu mutlaka bekletici mesele yapması gerektiğini vurgulamaktadır. Türk Borçlar Kanunu kapsamında hukuk hakimi ceza mahkemesinin beraat kararıyla mutlak surette bağlı olmasa da, ceza mahkemesince tespit edilecek maddi olgular hukuk yargılamasının temelini oluşturacağından, bu adli süreç tamamlanmadan nihai karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

Uygulamada, iş yerindeki husumetlerin genellikle tarafların karşılıklı suç duyurularına ve eşzamanlı olarak hukuk mahkemelerinde açılan manevi tazminat davalarına konu edildiği sıkça görülmektedir. Yargıtay'ın bu karardaki yaklaşımı, adli ve hukuki makamlar arasında olaylara ilişkin çelişkili kararların çıkmasını önleyerek hukuki güvenliği sağlama amacını taşımaktadır. Emsal niteliğindeki bu karar, özellikle işçi ile işveren veya işçilerin kendi aralarındaki ihtilaflarda, Cumhuriyet Başsavcılıklarına intikal etmiş asılsız iddia ve iftira şikayetlerinin akıbetinin, manevi tazminat davalarının seyrini doğrudan belirleyeceğini göstermektedir. Hukukçular ve yerel mahkemeler açısından bu içtihat, devam eden ceza soruşturmalarının mutlaka detaylıca araştırılması ve iddianame düzenlenip düzenlenmediğinin titizlikle takip edilmesi gerektiğini, aksi halde kurulan hükümlerin usulden bozulacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Aynı iş yerinde mesai arkadaşı olarak çalışan iki kişi arasında, işten ayrılma süreci ve sonrasında yaşanan gerginlikler uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Davalı çalışan, yıllık izinde olduğu bir dönemde hiçbir gerekçe göstermeksizin işverene elektronik posta göndererek görevinden istifa etmiş, ancak istifasından birkaç gün sonra şirket yetkililerine gönderdiği yeni mesajlarda davacı çalışma arkadaşının kendisine mobbing uyguladığını ve yaşadığı bu sorunlar nedeniyle işinden ayrılmak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.

Davacı taraf ise tamamen asılsız olduğunu iddia ettiği bu mobbing şikayetleri yüzünden şirketin etik kurulu tarafından hakkında idari soruşturma başlatıldığını, çalışma ortamında büyük bir itibar kaybı yaşadığını ve onurunun ağır şekilde kırıldığını belirtmiştir. Haksız iftira ve suçlamalara maruz kaldığını belirten davacı, konuyla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığına resmi suç duyurusunda bulunduğunu da dile getirerek, yaşadığı psikolojik yıkım ve mesleki itibar zedelenmesinin giderilmesi amacıyla davalıya karşı işbu manevi tazminat davasını açmış, uğradığı manevi zararın maddi karşılıkla ödetilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan normatif dayanakların başında haksız fiil sorumluluğu ve ceza mahkemesi kararlarının hukuk davalarına olan etkisi gelmektedir. Kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde saldırıda bulunulan kişi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 49) kapsamında manevi tazminat talep etme hakkına sahiptir. Manevi tazminat, haksız fiil neticesinde kişinin onur, şeref, saygınlık ve ruhsal bütünlüğünde meydana gelen eksilmenin telafi edilmesini ve kişide bozulan manevi dengenin yeniden tesis edilmesini amaçlayan önemli bir hukuki kurumdur.

Bununla birlikte, aynı haksız fiilin aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil etmesi durumunda hukuk yargılaması ile ceza yargılaması arasındaki ilişki zorunlu olarak gündeme gelmektedir. Bu hassas husus, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 74 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 53) hükmü ile kesin hatlarla düzenlenmiştir. Anılan kanun maddesine göre hukuk hakimi, failin kusurunun olup olmadığı veya ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken ceza hukukunun sorumlulukla ilgili kurallarıyla bağlı olmadığı gibi, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla da mutlak surette bağlı değildir.

Ancak, Yargıtay’ın kökleşmiş içtihatlarında ve doktrinde tereddütsüz biçimde kabul edildiği üzere; ceza mahkemesi tarafından yargılama aşamasında belirlenen maddi olgular ve fiilin varlığı ile hukuka aykırılığını tespit eden kesinleşmiş kararlar hukuk hakimini mutlak surette bağlar. İş yerinde sarf edilen sözlerin hakaret veya iftira niteliği taşıyıp taşımadığı, mobbing iddialarının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı öncelikle maddi vakıa tespiti gerektirmektedir. Eğer eylemle ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde başlatılmış bir adli soruşturma veya mahkemelere intikal etmiş bir kamu davası varsa, hukuk hakimi sağlıklı ve hukuka uygun bir sonuca ulaşabilmek adına bu ceza sürecinin tamamlanmasını resen bekletici mesele yapmalıdır. Aksi bir tutum, hukuk ve ceza mahkemeleri arasında aynı maddi vakıaya ilişkin birbirine tamamen zıt kararların çıkması riskini doğurur ki, bu durum hukuki güvenlik, istikrar ve adalete güven ilkeleriyle asla bağdaşmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde, yerel mahkemenin davanın reddine yönelik kurduğu hüküm detaylı bir şekilde ele alınmış ve hukuki süreçte usule ve esasa ilişkin önemli eksiklikler tespit edilmiştir. Yerel mahkeme, davanın esasına doğrudan girerek davacı ile davalı arasındaki çekişmenin adli yargıya taşındığını, davalı tarafından yetkililere iletilen mesajlarda sarf edilen sözlerin manevi tazminatı gerektirecek ağırlıkta bir hakaret ve iftira içermeyip basit bir eleştiri mahiyetinde kaldığını, davalının da yaşanan sürece dair birtakım cevaplar verdiğini belirterek tazminat hukuku şartlarının olayda oluşmadığı kanaatine varmıştır. Ne var ki Yüksek Mahkeme, bu dar kapsamlı değerlendirmenin hukuki dayanaktan yoksun ve eksik araştırmaya dayalı olduğunu altını çizerek vurgulamıştır.

Dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre, davacının, şahsına yönelik iftira ve hakaret eylemleri nedeniyle davalı hakkında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına kapsamlı bir suç duyurusunda bulunduğu ve söz konusu şikayetin "2015/47737" soruşturma numarasıyla resmi kayıtlara geçtiği açıkça görülmektedir. Uyuşmazlığa konu ceza soruşturmasının mahkemenin karar tarihi itibarıyla halen derdest olduğu ve savcılık makamınca henüz neticelendirilmediği de dosya içeriğinden sabittir. Yargıtay, haksız fiile dayalı bu tarz manevi tazminat istemlerinde, olayın özelliğine göre maddi gerçeğin şüpheye yer bırakmayacak biçimde adli makamlarca ortaya çıkarılmasının zorunlu bir yasal şart olduğunu açıkça belirtmiştir.

Öğreti ve yerleşik içtihatlara göre hukuk hakimi ceza mahkemesinin sadece kusur değerlendirmesi ve beraat kararıyla doğrudan bağlı olmasa dahi, ceza yargılaması sonucunda olayların nasıl gerçekleştiğine dair belirlenecek somut maddi olguların hukuk hakimini de mutlak surette bağlayacağı tartışmasız bir genel hukuk kuralıdır. Bu kural ışığında, ortada iddiaların doğruluğunu araştıran ve halen devam eden bir savcılık soruşturması bulunurken, yerel mahkemenin bu adli süreci tamamen görmezden gelerek fiilin niteliğini kendiliğinden basit bir "eleştiri" olarak dar bir çerçevede nitelendirmesi ve manevi tazminat şartlarının oluşmadığına kesin hükümle karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur. İlk derece mahkemesince yapılması gereken zorunlu yasal işlem; öncelikle Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen mevcut soruşturmanın hukuki akıbetini ve sonucunu beklemek, şayet bu soruşturma neticesinde elde edilen deliller ışığında bir iddianame düzenlenerek ceza mahkemelerinde kamu davası açılmış ise bu defa söz konusu ceza davasının kesinleşmesini bekletici mesele yapmak ve nihayetinde tüm bu cezai süreçler tamamlandıktan sonra dosyada toplanan tüm delilleri bir bütün halinde değerlendirerek nihai bir sonuca ulaşmaktır.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, devam eden ceza soruşturmasının sonucu beklenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmasını usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: