Anasayfa Karar Bülteni AYM | Şöhret Selvi İmre ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Şöhret Selvi İmre ve Diğerleri BN. 2022/58748

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/58748
Karar Tarihi 10.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Haksız tutuklamada hükmedilen tazminat önemsiz olamaz.
  • Manevi tazminat emsal AYM kararlarıyla uyumlu olmalıdır.
  • Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı tazminatla güvencelidir.
  • Makul süre şikayetlerinde komisyona başvuru zorunludur.

Bu karar, beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla sonuçlanan ceza yargılamaları süreçlerinde haksız olarak uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine karşı açılan tazminat davalarında hükmedilen miktarların anayasal denetimine ilişkin kritik bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, haksız koruma tedbirleri nedeniyle açılan davalarda yerel mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat tutarlarının, meydana gelen ihlalin ağırlığıyla orantısız ve önemsiz bir miktar olmaması gerektiğini açıkça vurgulamıştır. Hükmedilen tazminatın, kişinin uğradığı zararı karşılayacak düzeyde olmaması, Anayasa'nın güvence altına aldığı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali anlamına gelmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar ağır ceza mahkemelerinin haksız tutuklama veya gözaltı sürelerine ilişkin tazminat belirlerken sınırsız bir takdir yetkisine sahip olmadığını göstermektedir. Yerel mahkemeler, tazminat miktarlarını belirlerken Anayasa Mahkemesinin benzer ihlaller için öngördüğü asgari tutar tablolarını ve standartlarını dikkate almak zorundadır. Uygulamada bu karar, haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakılan bireylerin açtığı tazminat davalarında, sembolik rakamlar yerine tatmin edici ve adil tazminatlara hükmedilmesini zorunlu kılacak güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Ayrıca, uzun süren yargılamalara ilişkin makul süre şikâyetlerinde doğrudan Anayasa Mahkemesine gelmeden önce Tazminat Komisyonuna gidilmesinin zorunlu olduğu bir kez daha teyit edilerek başvuru yollarının tüketilmesi kuralı pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, haklarında yürütülen ceza soruşturması ve kovuşturması süreçlerinde yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi çeşitli koruma tedbirlerine maruz kalmışlardır. Söz konusu ceza yargılamaları neticesinde başvurucular hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar verilmiştir. Bu kararların kesinleşmesinin ardından, haksız yere özgürlüklerinden mahrum bırakıldıklarını belirten başvurucular, devlet aleyhine maddi ve manevi tazminat davaları açmışlardır. Ağır Ceza Mahkemelerinde görülen bu davalarda haksız tutuklama ve gözaltı süreleri için tazminata hükmedilmiş olsa da, başvurucular hükmedilen miktarların oldukça düşük ve yetersiz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu nedenle, devletin kendilerine ödediği sembolik sayılabilecek tazminat tutarlarının zararlarını karşılamadığı, bu durumun ve ayrıca asıl ceza yargılamalarının çok uzun sürmesinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile makul sürede yargılanma hakkını zedelediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesinde dayandığı en temel kural, Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan, haksız olarak yakalanan veya tutuklanan kişilerin uğradıkları zararların tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devletçe ödeneceği kuralıdır. Bu anayasal güvence, uygulamada 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmüyle hayat bulmaktadır. Anılan kanun maddesi, haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin, maruz kaldıkları koruma tedbirleri nedeniyle devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkını düzenlemektedir. Bu tür davalarda mahkemelerin haksız tutuklamanın hukuka aykırılığını önceden tespit etmiş olması yeterli olup, tazminat davasında yeniden bir hukuka aykırılık incelemesi yapılmaz.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, ağır ceza mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken takdir yetkisi bulunmakla birlikte, hükmedilen miktar meydana gelen ihlalle orantısız veya önemsiz düzeyde düşük olamaz. Manevi tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun niteliği, koruma tedbirinin kişinin üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler, tedbirin süresi ve ihlalin ağırlığı mutlaka dikkate alınmalıdır. Yerel mahkemelerin takdir yetkisi, hakkaniyete ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uygun olmalıdır.

Ayrıca makul sürede yargılanma hakkına ilişkin taleplerde önemli bir hukuki düzenleme devreye girmiştir. 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen geçici maddeler ve 7499 sayılı Kanun uyarınca, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurularda, öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi zorunlu hâle getirilmiştir. Bu kural uyarınca, doğrudan Anayasa Mahkemesine yapılan başvurular, bireysel başvurunun ikincil niteliği gereğince başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların tazminat miktarlarının yetersizliğine dair şikâyetlerini incelemiş ve yerel mahkemelerin takdir ettiği maddi tazminat taleplerinin reddedilmesi veya kabul edilen kısımlarına ilişkin kararların açık ve bariz bir takdir hatası içermediği, maddi tazminat miktarlarının somut olayın koşullarında orantısız olmadığı tespitinde bulunmuştur. İhlal ile zarar arasındaki illiyet bağının açık olmaması veya spekülatif olduğu durumlarda mahkemelerin maddi tazminata hükmetmemesi makul bulunmuştur.

Ancak konu manevi tazminat boyutuna geldiğinde, mahkemelerce hükmedilen manevi tazminat miktarlarının Anayasa Mahkemesinin benzer ihlal kararlarında belirlediği asgari standartlara ve hükmettiği miktar aralıklarına kıyasla kayda değer ölçüde düşük kaldığı görülmüştür. Yüksek Mahkeme, ağır ceza mahkemeleri tarafından takdir edilen manevi tazminat tutarlarının, başvurucuların özgürlüklerinden mahrum bırakıldıkları süre ve uğradıkları manevi yıpranma karşısında hakkaniyete uygun düşmediğini, bu durumun kişiye önemsiz miktarda bir bedel ödenmesi anlamına geldiğini vurgulamıştır. Bu sebeple manevi tazminat yönünden yerel mahkemelerin tutumu anayasal güvencelerle çelişmektedir.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik şikâyetler açısından ise, yeni yasal düzenlemeler uyarınca başvurucuların öncelikle Tazminat Komisyonuna başvurmaları gerektiği, bu yol tüketilmeden yapılan başvuruların incelenemeyeceği belirtilerek bu kısım başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur. Diğer yandan başvurucular tarafından ileri sürülen diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlali iddiaları da, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamadığı için reddedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, haksız koruma tedbirleri nedeniyle manevi tazminat miktarının yetersiz kalması sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: