Karar Bülteni
AYM Sinan Akarslan ve Diğerleri BN. 2021/55466
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2021/55466 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız tutuklamada tazminat yetersizliği hak ihlalidir.
- Tazminat miktarı emsal kararlardan düşük olmamalıdır.
- Uzun yargılama şikayetlerinde komisyon yolu tüketilmelidir.
Bu karar, ceza yargılaması süreçlerinde uygulanan gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirleri sonrasında beraat eden veya haklarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi açısından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkemelerin haksız tedbirler nedeniyle açılan davalarda hükmettiği bedellerin yetersizliğinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını doğrudan ihlal ettiği ortaya konmuştur. Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemelerin manevi tazminat miktarını tayin ederken takdir yetkisi bulunsa da, bu miktarların Anayasa Mahkemesi tarafından benzer vakalar için belirlenen asgari standartların çok altında kalamayacağını açıkça vurgulamıştır.
Bu içtihat, ağır ceza mahkemelerinin Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında haksız tutuklama tazminatlarını belirlerken Anayasa Mahkemesi kararlarındaki tutarları, enflasyonist etkileri ve paranın satın alma gücündeki düşüşü mutlak surette göz önüne almaları gerektiğini netleştirmesi bakımından güçlü bir emsal niteliğindedir. Ayrıca, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasına yönelik iddiaların ise kanuni değişiklikler çerçevesinde öncelikle Tazminat Komisyonu önüne taşınması gerektiği, bu başvuru yolu tüketilmeden doğrudan bireysel başvuru yoluna gelinemeyeceği bir kez daha teyit edilmiştir. Böylelikle, benzer hukuki süreçlerde izlenmesi gereken usuli mekanizmalar vatandaşlar ve hukukçular için kesin hatlarıyla çizilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen ceza yargılamaları süreçlerinde gözaltı ve tutuklama gibi koruma tedbirlerine maruz kalmış, uzun süre hürriyetlerinden mahrum bırakılmışlardır. Ancak yapılan bu yargılamalar neticesinde, isnat edilen suçlamalardan aklanarak haklarında beraat veya kovuşturmaya yer olmadığına dair nihai kararlar verilmiştir. Bunun üzerine başvurucular, haksız yere özgürlüklerinden yoksun bırakıldıkları gerekçesiyle devlete karşı ağır ceza mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davaları açmışlardır.
Mahkemelerde görülen davalar sonucunda başvurucular lehine belirli bir miktar tazminata hükmedilmişse de başvurucular, mahkemelerce belirlenen bu tazminat tutarlarının yaşadıkları derin mağduriyeti ve uğradıkları maddi zararları karşılamaktan çok uzak olduğunu ileri sürmüştür. Aynı zamanda başvurucular, söz konusu tazminat davalarının yıllarca sürmesinden ve makul sürede sonuçlanmamasından şikayetçi olmuşlardır. Bu talepleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 141 hükümlerini temel alarak bir değerlendirme yapmıştır. Söz konusu kanuni çerçeveye göre, hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan ve sonrasında haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraat kararı verilen kişilerin maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten talep etme hakkı bulunmaktadır.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, koruma tedbirlerinin hukuka aykırı olduğunun saptanması sonrasında açılan tazminat davalarında hükmedilen tazminatın yeterli olup olmadığının denetimini yapmak Anayasa Mahkemesinin görevi dâhilindedir. Ağır ceza mahkemelerinin somut olayın özelliklerine göre tazminat miktarını takdir etme yetkisi bulunsa da, meydana gelen haksız müdahaleyle orantılı olmayan, son derece düşük ve önemsiz miktarda bir tazminat Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrasına açık bir aykırılık teşkil etmektedir. Manevi tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, atılı suçun niteliği, tedbirin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz etkiler, mağduriyetin boyutu ve hürriyetten yoksun kalınan sürenin titizlikle dikkate alınması zorunludur.
Diğer taraftan, uzun süren yargılamalarla ilgili olarak yürürlüğe giren 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun ve bu kanunda değişiklik yapan 7499 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınmıştır. Bu düzenlemeler uyarınca, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığına dair ihlal şikâyetlerinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmadan önce Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi yasal bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, bu tür uyuşmazlıkların öncelikle idari komisyon marifetiyle çözülmesi amaçlanmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken ağır ceza mahkemeleri tarafından başvurucular lehine hukuka aykırılık tespiti yapıldığını ve belirli bir miktar tazminata hükmedildiğini saptamıştır. Bu sebeple Yüksek Mahkeme, önündeki iddiaları yalnızca yerel mahkemelerce hükmedilen tazminat miktarlarının Anayasal güvenceler karşısında yeterli olup olmadığı sınırlamasında değerlendirmiştir. Yapılan incelemede, mahkemelerin maddi tazminat taleplerini reddetmesinde veya belirlediği maddi tazminat tutarlarında açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası bulunmadığı saptanmıştır. Zira maddi zararın mevcut mal varlığındaki fiilî azalmayı yansıtması, ispatlanabilir nitelikte olması ve zararla ihlal arasında net bir illiyet bağının açıkça ortaya konması gereklidir; bu husustaki takdir hakkı davayı gören ağır ceza mahkemelerine aittir.
Buna karşılık, manevi tazminat talepleri yönünden yapılan incelemede ise çok daha farklı bir sonuca ulaşılmıştır. Derece mahkemelerince başvuruculara ödenmesine hükmedilen manevi tazminat tutarlarının, Anayasa Mahkemesinin benzer süreler ve koşullar için daha önce vermiş olduğu emsal kararlarda belirlediği asgari tazminat tutarlarına kıyasla kayda değer ölçüde düşük kaldığı tespit edilmiştir. Bu orantısızlığın, haksız yere hürriyetlerinden mahrum bırakılan kişilerin yaşadığı elem ve ıstırabı gidermekten çok uzak olduğu, dolayısıyla tazminat hakkını etkisiz ve anlamsız kıldığı değerlendirilmiştir.
Öte yandan, davaların uzun sürmesine dayanan makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları usulden reddedilmiştir. Yakın zamanda yapılan yasal değişiklikler gereği bu tür şikayetler için Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun oluşturulduğu ve bu etkili hukuki yol tüketilmeden Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılamayacağı vurgulanmıştır. Başvurucuların ileri sürdüğü diğer anayasal hak ihlali iddiaları ise kanuni şartları taşımadığından incelenmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinin tespiti ile yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.