Karar Bülteni
AYM 2020/894 BN.
Anayasa Mahkemesi | Sabri Bulut | 2020/894 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/894 |
| Karar Tarihi | 15.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hizmet birleştirmesinde ikramiye şartları eşit uygulanmalıdır.
- Emekli ikramiyesi hakkı mülkiyet hakkı kapsamındadır.
- İhraç edilmek ikramiye hakkını doğrudan ortadan kaldırmaz.
- Ayrımcı yasal uygulamalar mülkiyet hakkının ihlalini oluşturur.
Bu karar, kamu görevinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve farklı sosyal güvenlik kurumlarındaki hizmet süreleri birleştirilerek emekli aylığı bağlanan kişilerin emekli ikramiyesi haklarına ilişkin son derece önemli bir hukuki güvence getirmektedir. Karar uyarınca, sadece memuriyet süresi emekliliğe yeten kişiler ile hizmet birleştirmesi yapmak zorunda olan kişiler arasında emekli ikramiyesi ödenmesi bakımından yaratılan farklı muamele hukuka aykırı bulunmuştur. KHK ile meslekten çıkarılma durumunda dahi, Anayasa'nın eşitlik ilkesi ve mülkiyet hakkı gereğince, salt hizmet birleştirmesi yapanlara kıdem tazminatı şartı dayatılarak ikramiye hakkından yoksun bırakılmaları ayrımcılık yasağının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Uygulamada Sosyal Güvenlik Kurumu, KHK ile ihraç edilen personelin hizmet birleştirmesi durumunda mülga İş Kanunu hükümlerini kıyasen uygulayarak ikramiye ödemekten imtina etmekteydi. Anayasa Mahkemesinin bu emsal kararı, benzer durumdaki binlerce kamu görevlisinin emekli ikramiyesi alabilmesinin yolunu açmaktadır. Özellikle doğrudan kanundan kaynaklanan bir hak ihlali tespiti yapılması, derece mahkemelerinin bu ve benzeri davalarda norm denetimi mekanizmasını işleterek Anayasa'ya aykırı hükümleri iptal itirazıyla Yüksek Mahkemeye taşımaları gerektiğine işaret etmektedir. Bu yönüyle söz konusu karar, idare hukuku ve sosyal güvenlik hukuku pratiğinde derin etkiler yaratacak, idarenin tesis edeceği işlemlerde mülkiyet hakkına ve eşitlik ilkesine riayet etme zorunluluğunu pekiştirecek niteliktedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Gelir uzmanı olarak kamu hizmetinde görev yaparken Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılan başvurucu, emeklilik talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. Başvurucu, sadece memuriyet hizmetlerinin esas alınmasını istemesine rağmen idare, başvurucunun işçi ve memur olarak çalıştığı farklı statülerdeki süreleri birleştirerek kendisine emekli aylığı bağlamış ancak emekli ikramiyesi ödememiştir.
Başvurucunun emekli ikramiyesinin ödenmesi amacıyla SGK'ya yaptığı başvuru idarece zımnen reddedilince, bu ret işleminin iptali ve ikramiyesinin yasal faiziyle ödenmesi talebiyle idare mahkemesinde dava açılmıştır. İlk derece mahkemesi ve bölge idare mahkemesi, hizmet birleştirmesi yapılan durumlarda kamu görevinin kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona ermesi gerektiğini, KHK ile ihracın bu şartı sağlamadığını belirterek davayı reddetmiştir. Temel uyuşmazlık, KHK ile ihraç edilen ve hizmet birleştirmesi yöntemiyle emekli olan vatandaşa emekli ikramiyesi ödenmemesinin Anayasa'ya ve hukuka uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle mülkiyet hakkı ve bu hakla doğrudan bağlantılı olan ayrımcılık yasağı ilkelerini temel almıştır. Uyuşmazlığın merkezinde yer alan 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu, memurların emeklilik haklarını ve ikramiye şartlarını düzenleyen ana hukuki metindir. Bu kanunun 5434 sayılı Kanun m.89 hükmü, hizmet birleştirmesi yapılarak emekli aylığı bağlanan kişilere emekli ikramiyesi ödenebilmesi için kamudaki görevin, 1475 sayılı mülga İş Kanunu m.14 hükmünde belirtilen kıdem tazminatına hak kazanma şartlarına uygun olarak sona ermesini bir ön koşul olarak aramaktadır.
İlgili mevzuat ve yerleşik içtihat prensipleri gereğince, sadece Emekli Sandığına tabi hizmet süresi tek başına emekli aylığı bağlanmasına yeten kamu görevlileri, görevlerinden KHK ile ihraç edilmiş olsalar dahi emekli ikramiyesine hak kazanmaktadır. Ancak hizmet süresi tek başına yetmeyen ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında farklı kurumlardaki çalışmaları birleştirilen kişilerden, memuriyetin mutlaka kıdem tazminatı almaya hak kazanacak şekilde sona ermesi beklenmektedir.
Yüksek Mahkeme, bu iki grup arasındaki farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayanıp dayanmadığını irdelemiştir. Temel hukuk prensipleri uyarınca, eşit hukuki statüde sayılabilecek durumdaki kişilere haklı bir neden olmaksızın farklı kurallar uygulanması ayrımcılık yasağının ihlalini oluşturur. Kamu görevinden KHK ile ihraç edilme olgusu her iki grup için de aynıyken, sadece memuriyet hizmet süresi yetmediği için hizmet birleştirmesi yapmak zorunda kalanlara fazladan kıdem tazminatı şartı dayatılması, Anayasa'nın 10. maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesi ve 35. maddesindeki mülkiyet hakkı çerçevesinde korunması gereken adil dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun KHK ile ihraç edilmesinin ardından kendisine bağlanan emekli aylığı sürecini ve akabinde ikramiye ödenmemesine dair yürütülen yargısal serüveni, mülkiyet hakkı ve ayrımcılık yasağı bağlamında detaylı bir biçimde incelemiştir. Somut olayda başvurucunun, 22 yıl 8 ay 15 gün Emekli Sandığı ve 1 yıl 6 ay SSK kapsamında çalıştığı tespit edilmiştir. Emekli Sandığı süresi tek başına emekli olmaya tam olarak yetmediği için idarece resen hizmet birleştirmesi yoluna gidilmiş ve aylık bağlanmıştır.
Mahkeme, konuyla ilgili daha önce vermiş olduğu emsal nitelikteki Fikret Aslan Genel Kurul kararına atıf yaparak uygulamanın yarattığı eşitsizliği göz önüne sermiştir. Hizmet süresi tek başına emekliliğe yetenlerin KHK ile ihraç edilseler dahi emekli ikramiyesi alabildikleri, ancak başvurucu gibi hizmet birleştirmesi yapılanların kıdem tazminatı şartına takılarak bu haktan tamamen mahrum bırakıldıkları saptanmıştır. Bu hukuki durumun, emekli aylığına hak kazanmak için gerekli sürenin çok önemli bir kısmını kamu hizmetinde geçiren başvurucuya, sadece hizmet birleştirmesi yönteminin uygulanması nedeniyle emekli ikramiyesine hak kazanma yönünden orantısız ve son derece ağır bir külfet yüklediği açıkça ortaya konulmuştur.
Derece mahkemelerinin verdiği ret kararlarında, başvurucunun uğradığı bu aşırı külfetin ve aynı durumdaki diğer kamu görevlileri arasında yaratılan haksız dezavantajlı konumun yeterince değerlendirilmediği görülmüştür. İhlalin idari bir takdir hatasından ziyade doğrudan doğruya 5434 sayılı Kanun m.89 hükmündeki sorunlu düzenlemeden kaynaklandığı vurgulanmış olup, kanuni düzenlemenin sebep olduğu bu ayrımcı uygulamanın salt yargısal yorumla aşılamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle ihlalin giderilmesi ve benzer ihlallerin kalıcı olarak önlenmesi amacıyla derece mahkemelerinin norm denetimi mekanizmasını işleterek kanunun iptalini istemeleri gerektiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.