Karar Bülteni
AYM Ruhi Erginer ve Diğerleri BN. 2023/24807
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/24807 |
| Karar Tarihi | 15.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Rutin bankacılık işlemleri örgütsel faaliyet sayılamaz.
- Dernek üyeliği tek başına suç delili olamaz.
- Mahkûmiyet kararlarında iddialar detaylıca gerekçelendirilmelidir.
- Belirleyici delillere yönelik itirazlar kararda karşılanmalıdır.
Anayasa Mahkemesi bu kararla, terör örgütü üyeliği veya örgüte yardım etme suçlamasıyla yürütülen yargılamalarda salt banka kayıtları ve sendika veya dernek üyeliklerine dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükümlerinin hukuki sınırlarını netleştirmiştir. Mahkeme, sanıkların hesap hareketlerinin günlük yaşamın olağan akışına uygun rutin işlemler olup olmadığının, örgütsel bir talimatla yapılıp yapılmadığının titizlikle incelenmesi gerektiğini, sanıkların bu yöndeki itirazlarının kararda doyurucu bir şekilde karşılanmamasının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğini vurgulamıştır.
Bu karar, benzer FETÖ/PDY yargılamaları için son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle Yargıtay içtihatlarıyla da uyumlu bir şekilde, kişilerin örgütle iltisaklı kurumlardaki yasal görünümlü faaliyetlerinin hangi koşullarda suç kastı taşıdığının somut delillerle ortaya konulması yükümlülüğünü pekiştirmiştir. Yargı mercilerinin, sanıkların lehlerine olan hususları ve esaslı savunmalarını göz ardı ederek şablon gerekçelerle karar vermesinin önüne geçilmesi bakımından uygulamada belirleyici bir rehber niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, haklarında yürütülen ceza yargılamaları sonucunda Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik ve örgüte bilerek yardım etme suçlarından hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkûmiyet kararlarında temel delil olarak başvurucuların Bank Asya'daki hesap hareketleri ile bazı dernek ve sendikalara olan üyelikleri gösterilmiştir. Başvurucular; bankadaki işlemlerinin kredi ödemesi, ticari faaliyet, bireysel emeklilik veya altın saklama gibi tamamen günlük rutin bankacılık işlemleri olduğunu, dernek üyeliklerinin ise bir suç kastı taşımadığını iddia ederek kararlara itiraz etmişlerdir. Ancak derece mahkemeleri, başvurucuların bu yöndeki iddia ve kanıtlarını kararlarında tartışmadan ve Yargıtay içtihatlarında aranan kriterleri değerlendirmeden cezalandırma yoluna gitmiştir. Bunun üzerine başvurucular, esaslı savunmalarının mahkemeler tarafından dikkate alınmadığını ve kararların yeterli gerekçeden yoksun olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın temelinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 uyarınca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması yasal bir zorunluluktur.
Gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen tüm iddialara ayrıntılı yanıt vermesini gerektirmese de, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların makul bir şekilde karşılanmasını zorunlu kılar. Sanığın mahkûmiyetine dayanak yapılan delillerin ağırlığı ve bu delillere karşı sunulan savunmaların yargı mercilerince ciddiyetle incelenmesi adil yargılanmanın temel şartıdır.
Özellikle silahlı terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarına ilişkin yargılamalarda, Yargıtay 3. Ceza Dairesi ve kapatılan 16. Ceza Dairesinin yerleşik içtihatları büyük önem taşımaktadır. Yargıtay kararlarına göre, kişilerin örgütle iltisaklı kurumlardaki yasal faaliyetlerinin, örneğin sendika veya dernek üyeliğinin tek başına örgütsel faaliyet olarak kabul edilebilmesi mümkün değildir. Aynı şekilde, faaliyet izni kaldırılıncaya kadar yasal faaliyetlerine devam eden bir bankada gerçekleştirilen rutin bankacılık işlemlerinin de doğrudan suç delili sayılamayacağı kabul edilmektedir. Söz konusu eylemlerin suç teşkil edebilmesi için, örgüt liderinin talimatı üzerine ve örgüte yardım etme kastıyla, bilerek ve isteyerek gerçekleştirildiğinin somut delillerle, şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmesi gerekmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucular hakkında verilen mahkûmiyet kararlarını incelediğinde, derece mahkemelerinin salt birtakım banka verilerini ve dernek/sendika üyeliklerini dikkate alarak cezalandırma yoluna gittiğini tespit etmiştir. İlk derece mahkemelerinin gerekçeli kararlarında, Yargıtay içtihatlarında açıkça belirtilen kriterlerin tartışılmadığı, başvurucuların bankacılık işlemlerini örgüte yardım kastıyla yapıp yapmadıklarını gösteren yeterli delil değerlendirmesinin bulunmadığı görülmüştür.
Başvurucular; hesap hareketlerinin kredi ödemesi, ticari işlemler, hac masrafları, bireysel emeklilik ödemeleri veya altın birikimi gibi rutin işlemler olduğunu savunmuş, bu işlemlerin örgüt liderinin talimatıyla yapılmadığını kanıtlamaya çalışmışlardır. Aynı şekilde dernek ve sendika üyeliklerinin yasal sınırlar içinde kaldığını ve örgüte yardım amacı taşımadığını ifade etmişlerdir. Ancak mahkemeler, mahkûmiyet gerekçelerinde yalnızca örgüt liderinin talimatı üzerine mevduat hesabında artışa gidildiği veya iltisaklı kurumlara üye olunduğu gibi genel ve soyut ifadelere yer vermiş, başvurucuların kişisel konumlarını ve işlemlerin niteliğini somut olarak analiz etmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı savunma ve itirazlarının derece mahkemelerince kararlarda ayrı ve açık olarak tartışılmadığına dikkat çekmiştir. Yargılamalarda elde edilen deliller ile bu delillerin ispat ettiği iddia edilen suç kastı arasında kurulan bağın, mahkeme kararlarında yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamaması, adil yargılanma hakkının usuli güvencelerini anlamsız hâle getirmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.