Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2025/612 E. | 2025/2918 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/612 E. 2025/2918 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/612
Karar No 2025/2918
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü Alacak, İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Husumetli işçinin tanıklığı peşinen reddedilemez.
  • Tanıkların dinlenmemesi hukuki dinlenilme hakkı ihlalidir.
  • Davanın uzatılması niyeti yoksa tüm tanıklar dinlenmelidir.
  • Yeterli kanaat oluşmadan tanık dinlemekten vazgeçilemez.

Bu karar, iş hukuku yargılamalarında sıklıkla karşılaşılan ve mahkemelerin yargılamayı hızlandırmak amacıyla başvurduğu "bir kısım tanığın dinlenilmesiyle yetinilmesi" kuralının sınırlarını net bir şekilde çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, tarafların gösterdiği tanıkların makul ve hukuki bir gerekçe olmaksızın dinlenmemesini, anayasal güvence altındaki adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Özellikle işverenle husumeti bulunan işçilerin peşinen "tanık olamayacağı" veya "beyanlarına itibar edilemeyeceği" yönündeki yerel mahkeme yaklaşımı kesin bir dille reddedilerek hukuka aykırı bulunmuştur.

Emsal teşkil eden bu içtihat, işe iade veya işçilik alacağı davalarında "seri dava" mantığıyla hareket edilerek tanıkların hukuksuz şekilde sınırlandırılmasının önüne geçmektedir. Mahkemelerin Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddesini uygularken, muhakkak davanın uzatılması niyetini araması gerektiği vurgulanmıştır. İşçinin duruşma salonu kapısında hazır ettiği tanıkların sırf husumetli oldukları gerekçesiyle dinlenmemesi, mahkeme önünde silahların eşitliği ilkesinin özüne dokunmaktadır. İş davalarında tanık deliline dayanan tüm uyuşmazlıklar için emsal teşkil eden bu karar, mahkemelerin delilleri serbestçe takdir etmesi ancak her halükarda eksiksiz olarak toplaması gerektiği kuralını çok güçlü bir biçimde pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, kamuoyunda EYT olarak bilinen yasal düzenleme kapsamında emekliliğe hak kazanmış ve işverenin bu durumdaki personellerle çalışmak istememesi üzerine, emeklilik gerekçesiyle iş sözleşmesini sonlandırmıştır. Fesih süreci içerisinde işveren, işten ayrılan işçilerle ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri yürütmüş ve tazminatları bu yolla ödemiştir. Ancak davacı, bu arabuluculuk sürecinde iradesinin işverenin uyguladığı baskı ve psikolojik taciz (mobbing) ile fesada uğratıldığını ileri sürmüştür.

Ayrıca, işten ayrılan bazı işçilere fazladan birkaç aylık ücret tutarında ek menfaat sağlanırken, kendisinin de içinde bulunduğu bir grup işçiye bu menfaatin verilmediğini iddia etmiştir. Davacı, bu durumun işverenin eşit davranma borcuna ve işyeri uygulamalarına aykırı olduğunu öne sürerek; imzalanan ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini, ödenmeyen ek menfaat ile eksik hesaplanan kıdem ve ihbar tazminatı farklarının tahsilini talep ederek işverene karşı dava açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı çözerken temel anayasal haklar ile medeni usul hukuku kurallarına detaylı bir şekilde dayanmıştır. Öncelikle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en kritik unsurlarından birinin "hukuki dinlenilme hakkı" olduğu vurgulanmıştır. Bu evrensel insan hakkı, mahkeme önünde derdini anlatma ve iddialarını ispat hakkını teminat altına almaktadır.

Bu kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile iç hukukumuza yansıtılmıştır. İlgili maddeye göre davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu hak iddia, savunma, açıklama ve ispat haklarını eksiksiz olarak içerir. Yargılamada tarafların iddia ve savunmalarını eşit koşullarda sunabilmesi durumuna ise yargılamada "silahların eşitliği ilkesi" denilmektedir.

Bununla birlikte, usul ekonomisi amacıyla getirilen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241, hakime gösterilen tanıklardan bir kısmının dinlenmesiyle yetinme yetkisi tanımaktadır. Ancak Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensipleri gereği, bu hüküm yalnızca "davayı uzatma niyetiyle hareket etmek isteyen tarafın kötü niyetli çabalarını önleme" amacıyla uygulanabilir. İşçinin yasal alacaklarına kavuşma ve iddialarını ispat çabası, davanın uzatılması niyeti olarak değerlendirilemez. Ayrıca Yargıtay, usul hukukumuzda işverenle derdest davası (husumeti) bulunan bir işçinin tanık olamayacağına dair kısıtlayıcı bir kural bulunmadığını, hakimin tanık ifadelerini bütün delillerle birlikte serbestçe takdir edeceğini belirtmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yürütülen yargılama aşamasında, davacı taraf iddialarını ispatlamak amacıyla on kişilik bir tanık listesi sunmuş olmasına rağmen, mahkemece yalnızca iki tanık dinlenilerek sonuca gidilmiş ve açılan dava reddedilmiştir. İlk derece mahkemesi, dinlenmeyen diğer tanıkların davalı işveren ile husumetli olduklarını, aynı konudaki seri dava dosyalarında kendilerinin de davacı sıfatı taşıdıklarını ve esasen dinlenen ilk iki tanığın uyuşmazlığın çözümü için yeterli kanaat oluşturduğunu gerekçe göstererek 6100 sayılı Kanun m.241 hükmünü işletmiştir.

Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin temyiz incelemesinde yerel mahkemenin bu tutumu açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Özellikle duruşma tutanağına yansıdığı üzere, davacı tarafın dinlenmesini talep ettiği tanıkların doğrudan duruşma salonu kapısında bizzat hazır edildikleri anlaşılmıştır. Yargıtay, kapıda hazır bekleyen tanıkların dinlenmemesinin davanın uzatılması amacı taşımadığı açıkken, mahkemece talebin reddedilmesini ispat ve hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali olarak nitelendirmiştir.

Bunun yanı sıra, işverenle devam eden davası bulunan husumetli kişilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair hukukumuzda herhangi bir usul kuralı bulunmadığı vurgulanmıştır. Dinlenen ilk iki tanığın davacı işçi lehine beyanda bulunmasına rağmen yerel mahkemenin davacının iddialarını ispatlanmamış sayması, mahkemenin aslında olay hakkında yeterli bilgi edinmediğini açıkça göstermektedir. Bu nedenle mahkemede yeterli kanaat tam anlamıyla oluşana kadar listelenen tüm tanıkların eksiksiz olarak dinlenmesi gerektiği tespiti yapılmıştır.

Öte yandan, ihbar tazminatı farkına yönelik arabuluculuk tutanağı içeriği nedeniyle dava şartı yokluğundan verilen usulden ret kararı doğru bulunmuş; ancak kıdem tazminatı farkının esastan reddi gerekirken usulden reddedilmesi usule aykırı görülmüştür. Fakat temyiz edenin sıfatı gereğince bu husus ayrıca bir bozma nedeni yapılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ihlal edilmesi gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: