Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2018/4626 E. 2018/11424 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/4626 |
| Karar No | 2018/11424 |
| Karar Tarihi | 10.05.2018 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Husumetli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz.
- İmzalı bordronun sahteliği kanıtlanana kadar içeriği doğrudur.
- Takograf kayıtları fazla çalışmanın ispatında yazılı delildir.
- Farklı işyeri sicilleri hizmet süresi hesabında araştırılmalıdır.
Bu karar, işçilik alacaklarının ispatında tanık beyanlarının güvenilirliği ve işyeri kayıtlarının öncelikli niteliği açısından hukuki düzlemde büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işverene karşı kendi alacak davası bulunan ve dolayısıyla husumeti olan tanıkların beyanlarının tek başına hükme esas alınamayacağını, bu beyanların mutlak surette takograf kayıtları veya puantaj cetvelleri gibi nesnel ve yazılı delillerle desteklenmesi gerektiğini açıkça vurgulamaktadır. Ayrıca, hizmet süresinin hesaplanması sırasında Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarının detaylı biçimde incelenmesi zorunluluğu net bir şekilde tescil edilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu içtihat özellikle fazla mesai ve tatil ücreti taleplerinde delil hiyerarşisinin ve ispat yükünün sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Salt husumetli işçi tanık beyanlarına dayanılarak verilen tazminat ve alacak kararlarının Yargıtay denetiminden geçemeyeceği ve doğrudan bozma sebebi yapılacağı ortaya konulmuştur. Bu durum, uygulamada sıkça karşılaşılan ve sadece tanık anlatımlarına dayanan ispat kolaycılığının önüne geçmekte, mahkemeleri maddi gerçeği araç takip sistemleri, takograf cihazları veya elektronik giriş çıkış kayıtları üzerinden derinlemesine araştırmaya yöneltmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Dava, bir işçinin fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretlerinin ödenmemesi üzerine başlayan anlaşmazlıkları konu almaktadır. Davacı işçi, ödenmeyen işçilik alacaklarının tespiti ve ödenmesi için arkadaşlarıyla birlikte işverene dilekçe verdikten sonra yöneticilerinden hakaret gördüğünü ve kendisine mobbing uygulandığını belirtmiştir. Baskılara boyun eğmeyip haklarını talep etmeye devam edince iş sözleşmesinin haksız bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek dava açmış, kıdem ve ihbar tazminatı ile diğer alacaklarının ödetilmesini talep etmiştir.
Davalı işveren ise işçilerin sabah işe gelip kahvaltı yaptıktan sonra maaşlarına zam istediklerini, zammın gelecek ay yapılacağının söylenmesi üzerine hazır beton yüklü araçları bırakıp işyerini terk ettiklerini ve dökülemeyen beton yüzünden şirketi zarara uğrattıklarını iddia etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay’ın bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuk kuralları, işçilik alacaklarının ispat yöntemlerine, delil hiyerarşisine ve bordro uygulamalarına dayanmaktadır. Fazla çalışma ile ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatili günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını geçerli yasal delillerle kesin olarak ispatlamakla yükümlüdür.
Öncelikle 4857 sayılı İş Kanunu uygulamasında ücret bordrolarına ilişkin yerleşik kurallar yargılamanın merkezinde yer alır. İşçinin serbest iradesiyle attığı imzasını taşıyan ücret bordrosu, sahteliği usulünce ispat edilinceye kadar kesin delil niteliği taşır. İmzalı bordroda tahakkuku görünen fazla çalışma veya tatil ücretlerinin ödendiği varsayılır ve bunun aksi ancak yine eşdeğer bir yazılı delille kanıtlanabilir.
Çalışma sürelerinin ve mesai yoğunluğunun ispatı noktasında işyerine giriş çıkışı gösteren personel devam kontrol sistemleri, takograf kayıtları, elektronik kart okuyucular ve işyeri iç yazışmaları birincil ve en güvenilir delil niteliğindedir. Ancak böylesi somut ve yazılı belgelerin bulunmadığı istisnai durumlarda tanık beyanlarına başvurulabilir. Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, işverene karşı kendi davası olan ve davacı işçi ile menfaat birliği bulunan husumetli tanıkların beyanlarına tek başına itibar edilemez. Bu beyanlar objektif işyeri kayıtlarıyla ve davalı işveren tanıklarının beyanlarıyla birlikte bir bütün olarak değerlendirilmek zorundadır. Ayrıca, kıdem tazminatına esas hizmet süresinin belirlenmesinde resmi SGK sicil kayıtlarının, farklı işyeri numaralarının kesintisiz bir çalışmayı ifade edip etmediği hususunun titizlikle araştırılması zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin uyuşmazlık hakkında verdiği kararı, ispat kuralları ve fiili hizmet süresinin tespiti açılarından hatalı bularak iki temel noktada detaylı bir incelemeye tabi tutmuştur. İlk olarak, davacının talep ettiği fazla mesai, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücreti alacaklarının kabul edilmesinde tek dayanak olarak dinlenen işçi tanıklarının durumları ele alınmıştır. Dosya incelendiğinde, bu tanıkların da davalı işverene karşı açtıkları aynı nitelikte kendi davaları olduğu ve dolayısıyla husumetli konumda bulundukları tespit edilmiştir. Mahkemenin, menfaat birlikteliği bulunan bu tanıkların soyut beyanlarına dayanarak, haftada yirmi bir saat fazla çalışma yapıldığını kabul etmesi ve buna göre alacakları hesaplaması isabetsiz bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, bu tür hassas durumlarda takograf kayıtlarının, işyerine giriş çıkış saatlerini gösteren yazılı çizelgelerin ve davalı tanıklarının somut anlatımlarının hukuki bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir.
İkinci ve kritik derecede önemli hata ise işçinin toplam çalışma süresinin belirlenmesi aşamasında yapılmıştır. Mahkemece tazminat ve alacaklar, davacının belirlenen tarihler arasında davalı işyerinde kesintisiz biçimde çalıştığı varsayılarak hesaplanmıştır. Oysa Sosyal Güvenlik Kurumu sicil kayıtlarında, söz konusu talep döneminde davacının farklı işyerlerinden sigorta giriş ve çıkış işlemlerinin yapıldığı net bir biçimde anlaşılmaktadır. Yargıtay, davacının talep konusu ettiği dönemdeki tüm sigortalı çalışmalarının fiilen davalı işveren bünyesinde geçip geçmediği hususu açıklığa kavuşturulmadan ve eksik inceleme ile hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ispat yükü ve hizmet süresinin hesaplanmasına yönelik eksik incelemeleri nedeniyle kararı davalı lehine bozmuştur.