Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/25488 E. | 2019/13874 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/25488 E. 2019/13874 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/25488
Karar No 2019/13874
Karar Tarihi 21.06.2019
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Husumetli tanık beyanları tek başına hükme esas alınamaz.
  • Fazla mesai hesabında husumetsiz tanık beyanına üstünlük tanınmalıdır.
  • Hükmedilen alacakların net veya brüt olduğu kararda belirtilmelidir.

Bu karar, iş hukuku uyuşmazlıklarında tanık beyanlarının ispat gücü ve bu beyanların mahkemelerce nasıl değerlendirilmesi gerektiği noktasında son derece kritik bir anlama sahiptir. Özellikle işverene karşı kendi şahsi davası bulunan ve bu sebeple işverenle husumeti olan işçilerin tanıklıklarının, tarafsız tanık beyanlarıyla çeliştiği durumlarda tek başına hükme esas alınamayacağı net bir şekilde vurgulanmıştır. Yargıtay, bu kararı ile yargılama sürecinde delillerin objektif bir biçimde ele alınması gerektiğinin altını çizmektedir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Zira uygulamada, işten ayrılan ve işverenle husumeti bulunan işçilerin birbirlerinin dosyalarında tanıklık yaparak fazla mesai gibi yazılı belge bulunmayan alacak kalemlerini abartılı şekilde yansıttıkları sıkça görülmektedir. Bu karar, mahkemelerin ve bilirkişilerin taraf tanıklarını değerlendirirken husumet unsurunu sıkı bir süzgeçten geçirmeleri gerektiğini şart koşarak hakkaniyetsiz hesaplamaların önüne geçmektedir. Ayrıca, kararın icra edilebilirliği açısından hükmedilen tutarların net mi brüt mü olduğunun yazılması gerektiği ilkesi, icra dairelerinde yaşanabilecek tereddütleri ve gereksiz zaman kayıplarını engelleyen temel bir uygulama standardı sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, 10 Kasım 2008 ile 5 Ağustos 2014 tarihleri arasında davalı şirkete ait bir alışveriş merkezindeki markette hazır yemek ustası olarak oldukça yoğun koşullarda görev yapmıştır. İş sürecinde şefi tarafından kendisine mobbing uygulandığını, bu ardı arkası kesilmeyen psikolojik baskıların sağlığını bozduğunu iddia etmiştir. Ayrıca uzun saatler boyunca ve dini ile milli bayramlarda çalışmasına rağmen bu fazla çalışmalarının karşılığı olan ücretlerin tarafına ödenmediğini, hafta tatili ile ikramiye alacaklarının da bulunduğunu ileri sürmüştür. Tüm bu gerekçelerle iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdirdiğini belirterek kıdem tazminatı, manevi tazminat ve ödenmeyen diğer işçilik alacaklarının davalı şirketten alınmasını talep ederek dava açmıştır. Davalı şirket ise iddiaları reddederek işyerinde fazla mesai uygulaması yapılmadığını savunmuş ve açılan bu davanın reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş hukuku uygulamasında, özellikle yazılı kayıtların (puantaj, mesai takip çizelgesi) bulunmadığı hallerde işçi alacaklarının ispatı noktasında tanık beyanları en önemli delil aracını oluşturmaktadır. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve yerleşik Yargıtay içtihatları gereğince, tanıkların tarafsızlığı ve beyanlarının güvenirliği dikkatle değerlendirilmelidir. İşverene karşı benzer nitelikte kendi davası bulunan işçilerin tanıklıkları "husumetli tanık" beyanı olarak nitelendirilir. Bu beyanlar kural olarak tek başına hükme esas alınamaz ve husumeti bulunmayan, yani tarafsız konumdaki tanık beyanlarıyla çelişmesi halinde, mutlak surette husumetsiz tanık beyanlarına üstünlük tanınması esastır.

Fazla çalışma iddialarının tespiti 4857 sayılı İş Kanunu m.63 uyarınca değerlendirilir. Bu maddeye göre haftalık normal çalışma süresi 45 saattir. Bu süreyi aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilir ve 4857 sayılı İş Kanunu m.41 gereği normal saat ücretinin yüzde elli oranında artırılması suretiyle işçiye ödenmesi zorunludur. Günlük çalışma süreleri hesaplanırken, 4857 sayılı İş Kanunu m.68 uyarınca işçilere verilmesi zorunlu olan ve günlük çalışma süresine göre değişen ara dinlenme süreleri fiili çalışma süresinden yasa gereği düşülmelidir.

Son olarak, mahkeme kararlarının kesinliği ve icra edilebilirliği bağlamında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.297 büyük bir öneme sahiptir. Kararların infazda hiçbir tereddüt yaratmayacak açıklıkta olması gerekir. İş mahkemelerince hükmedilen parasal alacakların net tutar mı yoksa brüt tutar mı olduğunun hüküm fıkrasında açıkça belirtilmemesi, icra ve infaz aşamasında ciddi hukuki uyuşmazlıklara yol açacağından ağır bir usul ihlali olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi davalıya ait işyerinde fazla mesai yaptığını ancak bu yorucu çalışmaların karşılığını alamadığını iddia etmiş, davalı işveren ise işyerinde fazla mesai yapıldığı iddialarını kesin bir dille reddetmiştir. Davacının bu iddiasını ispatlamak amacıyla mahkemede dinlettiği iki tanıktan birinin aynı işverene karşı daha önce mobbing iddiasıyla dava açtığı ve dolayısıyla işverenle husumetli olduğu; diğer tanığın ise işverenle herhangi bir dava veya husumetinin bulunmadığı görülmüştür.

Yerel mahkeme aşamasında dosyanın hesaplama için tevdi edildiği bilirkişi, raporunda husumetli tanık ile husumetsiz tanık ayrımına doğru bir şekilde işaret etmiş ve fazla mesai hesabında husumetsiz tanık beyanına itibar edeceğini açıkça belirtmiştir. Ancak hesaplama tablosu oluşturulurken büyük bir maddi hata yapılarak, husumetsiz tanığın beyanları yerine davası olan husumetli tanığın beyanları esas alınmıştır. Dosyadaki husumetsiz tanığın beyanlarına göre; davacı işçi haftanın beş günü 07:00-15:30 saatleri arasında, haftanın bir günü ise 06:00-18:00 saatleri arasında çalışmaktadır. Bu sürelerden 8,5 saatlik çalışma için 1 saat, 12 saatlik çalışma için ise 1,5 saat ara dinlenmesi düşüldüğünde davacının haftalık fiili çalışma süresi tam olarak 48 saat olmaktadır. Dolayısıyla yasal 45 saatlik sınır aşıldığında davacının haftalık fazla mesai süresi yalnızca 3 saat olarak ortaya çıkmaktadır. Bilirkişinin yanılgılı bir şekilde husumetli tanığın beyanına dayanarak haftalık fazla mesaiyi 10,5 saat olarak belirlemesi ve yerel mahkemenin de bu hatalı hesaba dayanarak hüküm kurması usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Bunun yanı sıra, mahkeme tarafından işçilik alacaklarına hükmedilirken, kararda belirtilen parasal tutarların "net" mi yoksa "brüt" mü olduğunun hüküm fıkrasında yazılmaması, kararın infazı aşamasında uyuşmazlıklara zemin hazırlayacağından ötürü ayrı bir usulü eksiklik olarak tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, husumetli tanık beyanının hatalı şekilde esas alınarak fazla mesainin yüksek hesaplanması ve alacakların net/brüt ayrımının belirtilmemesi sebepleriyle yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: