Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2018/3961 E. 2018/11423 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2018/3961 |
| Karar No | 2018/11423 |
| Karar Tarihi | 10.05.2018 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Husumetli tanık beyanlarına dayanılarak tek başına hüküm kurulamaz.
- Fazla çalışma iddiası öncelikle yazılı belgelerle kanıtlanmalıdır.
- İmzalı ücret bordroları sahteliği ispatlanana kadar kesin delildir.
- Kesintili sigorta kayıtları araştırılmadan kesintisiz hizmet hesaplanamaz.
Bu karar, işçilik alacaklarının ispatında kullanılan delillerin hukuki niteliği ve mahkemelerce değerlendirilme usulü açısından büyük bir önem taşımaktadır. Yargıtay, özellikle fazla mesai ve tatil çalışmalarının ispatında tanık beyanlarının tek başına her zaman yeterli olamayacağını, işverenle davası bulunan veya davacı ile menfaat birliği içinde olan tanıkların beyanlarına son derece ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini vurgulamıştır. İşçilerin çalışma şartlarını düzeltmek isterken karşılaştıkları zorluklar veya mobbing iddiaları gündeme gelse dahi, mahkemelerin hüküm kurarken objektif delillere, işyeri kayıtlarına ve takograf gibi somut teknik verilere dayanması hukuki güvenliğin vazgeçilmez bir gereğidir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, uyuşmazlıklarda menfaat birliği olan tanıkların durumunun yargılamada nasıl ele alınacağına dair net bir yasal çerçeve çizmesidir. İşçinin imzasını taşıyan bordroların aksi eşdeğer somut delillerle kanıtlanmadıkça kesin delil sayılacağı prensibi yinelenmiş, soyut tanık anlatımlarının yazılı delillerin önüne geçemeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarındaki giriş ve çıkışların farklı işverenler üzerinden yapılmış olması ihtimaline karşı, mahkemelerin eksik inceleme yapmadan tüm çalışma geçmişini detaylıca araştırması gerektiği ortaya konmuştur. Bu durum, mahkemelerin araştırma yükümlülüğünü genişletmekte ve ispat yükünün sınırlarını belirginleştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi ve aynı işyerinde çalışan altı arkadaşı, ödenmeyen fazla çalışma ile hafta tatili gibi alacaklarının ödenmesi amacıyla işverene ortak bir dilekçe vermiştir. İşçinin iddiasına göre, bu haklı taleplerinin ardından işveren alacakları ödememekle kalmamış, aynı zamanda işçilere hakaret ederek sistematik bir psikolojik baskı (mobbing) uygulamaya başlamıştır. Gördükleri baskılara rağmen yasal haklarını talep etmeye devam eden işçilerin iş sözleşmeleri, şirket yöneticisi tarafından haksız yere feshedilmiştir. Bunun üzerine davacı işçi; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve ödenmeyen diğer işçilik alacaklarının tahsili amacıyla mahkemeye başvurmuştur.
Davalı işveren ise olayın anlatıldığı gibi olmadığını, işçilerin sabah işe gelip kahvaltı yaptıktan sonra hazır beton taşıma görevlerini yerine getirmeleri gerekirken aniden maaş zammı istediklerini ileri sürmüştür. İşverene göre, zammın ay başında yapılacağının söylenmesine rağmen işçiler araçları bırakarak işyerini terk etmiş, bu izinsiz ayrılış nedeniyle araçlardaki betonun donması ve bozulması sonucunda şirkette ciddi miktarda maddi zarar oluşmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş hukukunda işçilik alacaklarının ispatı, yasal düzenlemeler ve Yargıtay'ın yerleşik içtihatları çerçevesinde sıkı kurallara bağlanmıştır. Genel ispat kuralları gereğince, fazla çalışma yaptığını, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi, bu iddiasını yasal delillerle ispatla yükümlüdür. 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca, bu tür çalışmaların ispatında kural olarak işyeri şahsi dosyalarındaki yazılı delillere öncelik verilir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, işçinin imzasını taşıyan ücret bordroları sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliği taşır. Bir başka anlatımla, imzalı bir bordroda fazla mesai veya tatil çalışması tahakkuku bulunuyorsa ve işçi bu bordroyu herhangi bir ihtirazi kayıt koymadan imzalamışsa, o ay için alacakların ödendiği varsayılır. Bu karinenin aksi, ancak eşdeğer yazılı belgelerle ispat edilebilir.
Yazılı delil bulunmaması halinde ise taraflar iddialarını tanık beyanlarıyla destekleyebilir. Ancak tam bu noktada dikkat edilmesi gereken en önemli usul kuralı, dinlenen tanıkların işverenle husumetli olup olmadığıdır. Kendi davaları bulunan veya davacı ile açık bir menfaat birliği içinde olan işçi tanıklarının beyanlarına dayanılarak tek başına karar verilemez. Bu beyanların, işyerine giriş çıkışları gösteren belgeler, puantaj cetvelleri, iç yazışmalar veya takograf kayıtları gibi nesnel verilerle desteklenmesi yasal bir zorunluluktur.
Öte yandan, işçinin hizmet süresinin belirlenmesi aşamasında resmi kurum kayıtları esas alınır. Eğer kayıtlarda farklı işverenler nezdinde giriş ve çıkışlar görülüyorsa, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu çerçevesinde bu çalışmaların aynı işverene ait olup olmadığı, aralarında organik bağ veya muvazaa bulunup bulunmadığı mahkemece re'sen ve titizlikle araştırılmak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme tarafından yapılan yargılamada, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir sebep olmadan feshedildiği gerekçesiyle davacı işçinin tazminat ve alacak talepleri kısmen kabul edilmiştir. Ancak Yargıtay incelemesinde, dosyaya sunulan delillerin değerlendirilmesinde ve araştırma aşamasında çok önemli hukuki eksiklikler tespit edilmiştir.
Yargıtay'ın ilk tespiti, fazla mesai ve tatil alacaklarının ispat yöntemiyle ilgilidir. Mahkemenin, davacının fazla çalışma, ulusal bayram, genel tatil ve hafta tatili alacaklarını hesaplarken yalnızca davacı tanıklarının beyanlarını ve takograf kayıtlarını esas aldığı görülmüştür. Yargıtay, dinlenen davacı tanıklarının bizzat işverene karşı açmış oldukları benzer nitelikte iş davaları bulunduğunu, dolayısıyla bu tanıkların davacı ile menfaat birlikteliği içinde olduklarını vurgulamıştır. Objektiflikten uzaklaşma ihtimali bulunan husumetli tanıkların beyanlarına dayanılarak, işçinin tüm milli bayramlarda ve hafta tatillerinde çalıştığının ya da haftada yirmi bir saat fazla mesai yaptığının kabul edilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Mahkemenin, yalnızca bir tarafın iddialarını değil; takograf kayıtlarını, işyeri giriş çıkış saatlerini gösteren çizelgeleri ve davalı tarafın dinlettiği tanıkların anlatımlarını bir bütün olarak değerlendirip sonucuna göre adil bir karar vermesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
İkinci kritik tespit ise davacının toplam çalışma süresinin hesaplanması hususundadır. Yerel mahkemece, davacının 01.08.2009 ile 14.06.2014 tarihleri arasında davalı işyerinde hiçbir kesinti olmadan çalıştığı kabul edilerek tazminat ve alacaklar bu süre üzerinden hesaplanmıştır. Oysa resmi Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtları incelendiğinde, söz konusu dönem içerisinde davacının farklı işyerlerinden sigorta giriş ve çıkışlarının yapıldığı tespit edilmiştir. Yargıtay, talep edilen dönemdeki tüm sigortalı çalışmaların davalı işveren bünyesinde geçip geçmediği, farklı şirketler üzerinden gösterilen çalışmaların davalı ile organik bağı olup olmadığı tam olarak aydınlatılmadan eksik inceleme ile karar verilmesini bozma sebebi saymıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, eksik inceleme ve yanılgılı delil değerlendirmesi gerekçesiyle yerel mahkeme kararı bozmuştur.