Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Mehmet Ortaç | BN. 2020/20088

Karar Bülteni

AYM Mehmet Ortaç BN. 2020/20088

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/20088
Karar Tarihi 17.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İcra veznesindeki paranın nemalandırılmaması ihlaldir.
  • Enflasyon karşısında değer kaybı önlenmek zorundadır.
  • Alacaklıya geç ödenen bedelin enflasyon farkı ödenmelidir.
  • Nemanın Hazineye irat kaydedilmesi anayasaya aykırıdır.
  • Mülkiyet hakkı devlete koruyucu pozitif yükümlülükler yükler.

Bu karar, icra dairelerinin kasasında bekleyen paraların enflasyon karşısında erimesi sorununa dair anayasal mülkiyet güvencelerini pekiştiren son derece kritik bir nitelik taşımaktadır. İcra iflas daireleri tarafından tahsil edilen, ancak hak sahibine çeşitli hukuki uyuşmazlıklar sebebiyle geç ödenen bedellerin nemalandırılmaması veya bu nemaların Hazineye irat kaydedilmesi uygulamalarının mülkiyet hakkına açık bir müdahale olduğu net bir biçimde ortaya konulmuştur. Anayasa Mahkemesi, devletin, kişilerin mülkiyetinde olan ve tahsil edilen parayı makul bir süre içinde vadeli mevduat hesaplarında değerlendirme ve böylece değer kaybını önleme yönünde pozitif bir yükümlülüğü bulunduğunu vurgulamıştır.

Benzer davalarda emsal etkisi oldukça yüksek olan bu karar, özellikle uzayan sıra cetveli itirazları, ihalenin feshi davaları veya diğer itiraz süreçleri nedeniyle icra veznesinde uzun süre bekleyen paraların akıbeti açısından uygulama pratiğini kalıcı olarak değiştirecektir. Yargı organları ve icra daireleri, taraflara ait paraların enflasyon karşısında erimesini önleyecek basit finansal tedbirleri ivedilikle almakla yükümlü kılınmıştır. Bu içtihat doğrultusunda, alacaklıların veya borçluların haksız hak kaybına uğramasının önüne geçilmiş olup idarenin kendi kontrolündeki paralardan devlet lehine haksız menfaat elde etmesinin hukuka aykırılığı kesin biçimde tescillenmiştir. Uygulamadaki icra müdürlüklerinin bu kararla birlikte nemalandırma işlemlerini daha etkin şekilde yerine getirmesi yasal bir zorunluluktur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, bir alacaklının başlattığı icra takibi sonucunda icra veznesine yatan ihale bedelinin kendisine geç ödenmesi ve bu uzun süreçte paranın enflasyon karşısında erimesinden kaynaklanmaktadır. Başvurucu, borçlusu aleyhine icra takibi başlatmış ve borçluya ait aracın icra kanalıyla satılmasını talep etmiştir. Yapılan ihale sonucunda aracı kendisi satın alan başvurucu, ihale bedelini icra veznesine yasal süresi içinde yatırmıştır.

Satış sonrasında sıra cetveline itiraz süreçleri yaşanmış, vergi dairesinin öncelikli alacağı kesildikten sonra kalan tutar, yaklaşık üç yıl icra dairesinin kasasında bekletilmiştir. Başvurucu, kendisine düşen bakiye paranın bu bekleme süresi boyunca nemalandırılarak faiziyle birlikte tarafına ödenmesini talep etmiştir. Ancak icra müdürlüğü, mevzuat ve genelgelere dayanarak paranın faiz getirisinin Hazineye ait olduğunu belirterek talebi reddetmiştir. Başvurucu, icra hukuk mahkemesine yaptığı şikâyetten de sonuç alamayınca, parasının değer kaybetmesi nedeniyle mülkiyet hakkının zedelendiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 hükmünü esas almaktadır. Söz konusu maddeye göre herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu kapsamda, kişilerin her türlü menkul ve gayrimenkul mallarının yanı sıra, ekonomik değer ifade eden, parayla ölçülebilen ve icrası kabil olan her türlü alacağı da mülkiyet hakkının güvencesi altındadır. İcra dairesi nezdinde tahsil edilen ve alacaklıya ödenmeyi bekleyen satış bedeli de bu doğrultuda kesin ve korunması gereken bir mülk olarak kabul edilmektedir. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu ekonomik değerler üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma, ondan yararlanma ve başkalarına devretme yetkisi verir. İcra makamlarının uhdesinde bulunan paralar üzerinde ise hak sahibinin süreç tamamlanıncaya kadar herhangi bir tasarruf yetkisi bulunmamaktadır. Bu durum, kamuya emaneten tutulan varlıkların değerinin korunması noktasında devlete ağır bir sorumluluk yüklemektedir.

Uyuşmazlığın çözümünde başvurulan bir diğer önemli kural, mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerdir. Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, icra iflas daireleri tahsil ettikleri parayı, hak sahibine ödeyene kadar kendi kontrolleri altında tutarlar. Tahsil edilen paranın alım gücünü kaybetmesini engellemenin yegâne yolu, devletin bir kurumu olan icra dairesinin bu parayı vadeli bir mevduat hesabına yatırarak nemalandırmasıdır.

Ayrıca, 492 sayılı Harçlar Kanunu m. 36 hükmünün birinci fıkrasında yer alan ve icra dairelerince tahsil edilen paraların nemasının Hazineye intikalini öngören düzenleme, Anayasa Mahkemesi tarafından daha önce iptal edilmiştir. İptal kararında, özel hukuk kişilerine ait paraların nemasının Hazineye irat kaydedilmesinin sebepsiz zenginleşme niteliğinde olduğu ve anayasal açıdan meşru bir amaca dayanmadığı açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla mülkiyet hakkının devlete yüklediği koruma pozitif yükümlülüğü gereğince, enflasyonist ortamlarda bekleyen bedelin nemalandırılarak hak sahibine ödenmesi anayasal bir zorunluluktur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler çerçevesinde detaylı olarak incelemiştir. Başvurucu, borçluya ait aracın ihalesini 19 Mart 2017 tarihinde kazanmış ve ihale bedelini yasal süresi içinde, en geç 26 Mart 2017 tarihinde icra veznesine tam olarak yatırmıştır. Ancak, sıra cetveline yapılan itirazlar ve öncelikli vergi alacaklarının belirlenmesi gibi çeşitli hukuki süreçler nedeniyle, ihaleyi alan başvurucuya ödenmesi gereken bakiye 9.949,28 TL’lik tutar ancak 17 Nisan 2020 tarihinde tarafına ödenebilmiştir.

Yaklaşık üç yılı bulan bu bekleme süresince icra dairesi, söz konusu bedeli vadeli bir mevduat hesabına yatırarak nemalandırma yoluna gitmemiştir. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri dikkate alınarak yapılan resmi hesaplamada, 2017 yılının Mart ayı ile ödemenin yapıldığı 2020 yılının Nisan ayı arasında enflasyon oranının %48,88 olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Mahkemenin yaptığı değerlendirmeye göre, başvurucuya ödenmesi gereken asıl tutarın enflasyon karşısındaki değer kaybının telafi edilebilmesi için ödenmesi gereken enflasyon farkı 5.613,93 TL olarak hesaplanmıştır.

İcra dairesinin, kasasında bekleyen ve mülkiyeti özel kişiye ait olan parayı vadeli bir hesaba yatırmak gibi son derece basit bir idari tedbiri almamış olması, yargı sürecinin hızlı işlememesinin yarattığı olumsuz etkileri ve ekonomik tahribatı doğrudan başvurucu üzerinde bırakmıştır. Başvurucunun kendi kusuru olmaksızın, tamamen idarenin kontrolündeki süreçlerin uzaması ve tahsil edilen paranın nemalandırılmaması sebebiyle parasının alım gücünde ciddi bir düşüş yaşanmıştır. Devletin, özel kişilere ait paralardan Hazine lehine mali yarar sağlaması veya bu paraları enflasyon karşısında korumasız bırakması anayasal mülkiyet güvenceleriyle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. İcra dairesi, elindeki hukuki ve fiili imkânlarla satış bedelinin nemalandırılmasını rahatlıkla sağlayabilecekken, eylemsiz kalarak mülkiyet hakkının korunmasına dair devletin üstlendiği pozitif yükümlülüğü açıkça ihlal etmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve maddi tazminat ödenmesi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: