Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Cebrail Alyar ve Diğerleri | BN. 2021/5679

Karar Bülteni

AYM Cebrail Alyar ve Diğerleri BN. 2021/5679

KARARIN KÜNYESİ

Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/5679
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin hizmet kusuru ceza davasıyla öğrenilebilir.
  • Süre aşımı yorumu mahkemeye erişimi engellememelidir.
  • Yaşam hakkı davalarında özenli inceleme zorunludur.
  • Zarar ile eylem illiyeti sonradan anlaşılabilir.

Bu karar, terör saldırıları gibi önceden öngörülebilir ve istihbaratı alınmış olası olaylarda, kamu gücünü kullanan idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesinin hukuken ne denli hayati bir önem taşıdığını vurgulamaktadır. İdarenin ağır ihmali veya kusuru iddiasına dayanan tam yargı davalarında, uyuşmazlığın mahkemelerce salt sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirilip kapatılamayacağı anayasal bir güvence olarak tescillenmiştir. Özellikle, mağdurların idarenin kusurunu veya ihmalini olay anında değil, olaydan çok sonra açılan bir ceza davası, müfettiş raporu veya benzeri idari soruşturmalar ile sonradan öğrendiği durumlarda, dava açma sürelerinin aşırı katı ve şekilci bir şekilde yorumlanmasının bireylerin mahkemeye erişim hakkını ciddi şekilde zedelediği açıkça ortaya konmuştur. Bu yönüyle karar, idari yargılama usulünde hak arama hürriyetinin korunması adına güçlü bir mesaj vermektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idari yargı pratiğinde dava açma sürelerinin başlangıç tarihinin belirlenmesine dair çok temel ve yönlendirici bir içtihat niteliğindedir. Mahkemelerin, idari eylem ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağının sonradan ortaya çıktığı, idariliğin sonradan anlaşıldığı durumlarda, süre hesaplamasını mağdurun bu kusuru somut olarak öğrendiği tarihten başlatması gerektiği kurala bağlanmıştır. Uygulamadaki asıl önemi ise kamu makamlarının yaşamı koruma yükümlülüklerini ihlal ettikleri iddialarında, idari yargı mercilerinin daha derinlikli, ceza dosyalarındaki delilleri de kapsayacak şekilde özenli bir inceleme yapma zorunluluğunun altının kesin bir dille çizilmesidir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen ve elli bir kişinin hayatını kaybettiği yıkıcı bombalı terör saldırısında annelerini ve eşini kaybeden başvurucular, olayda idarenin ağır ihmali olduğu gerekçesiyle İçişleri Bakanlığı ile Hatay Valiliğine karşı tam yargı davası açmıştır. Başvurucular, patlama öncesinde istihbarat birimlerinin emniyet güçlerine eylem uyarısı yapmasına rağmen gerekli güvenlik tedbirlerinin alınmadığını belirterek, önceden idare ile imzalanan cüzi miktardaki sulhnamenin iptalini ve gerçek maddi ile manevi zararlarının ödenmesini talep etmiştir. İdare Mahkemesi ise olayı yalnızca bir terör eylemi olarak nitelendirip idarenin hizmet kusurunu detaylıca araştırmadan, dava açma süresinin geçtiği gerekçesiyle maddi tazminat ve sulhnamenin iptali taleplerini usulden reddetmiş, manevi tazminatı ise kısmen kabul etmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, idarenin ihmalinin ceza davasıyla sonradan öğrenilmesine rağmen davanın süre aşımından reddedilmesinin hukuka uygunluğu ve yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı ve 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı güvencelerini temel kural olarak ele almıştır. Hukuk sistemimizde kamu makamlarının bireylerin maddi ve manevi varlığını, özellikle de yaşamını koruma yönünde son derece önemli bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülük, yetkililerin önceden haberdar olduğu veya makul koşullarda haberdar olması gerektiği gerçek ve yakın bir tehlikeye karşı önleyici tedbirleri derhâl almasını gerektirmektedir.

Terör olaylarından kaynaklanan bedensel ve maddi zararların tazmini Türk hukukunda genellikle 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çerçevesinde veya idare hukukunun bilinen "sosyal risk ilkesi" bağlamında çözüme kavuşturulmaktadır. Ancak, eylemin meydana gelmesinde idarenin ağır bir hizmet kusuru, örneğin somut istihbarat bilgisine rağmen eylemsizlik ve tedbirsizlik durumu söz konusuysa, uyuşmazlık 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu kapsamında doğrudan hizmet kusuru temelinde incelenmek zorundadır.

Yerleşik anayasal içtihat prensiplerine göre, mahkemeye erişim hakkı bağlamında idari yargıda dava açma süreleri, mağdurun hakkının doğduğundan henüz haberdar olmadığı durumlarda katı, dar ve şekilci bir şekilde yorumlanmamalıdır. İdari eylem ile meydana gelen ağır zarar arasındaki illiyet bağının, olayın gerçekleşmesinden çok sonra bir ceza soruşturması, iddianame veya müfettiş raporuyla anlaşıldığı hâllerde, dava açma süresinin olayın yaşandığı tarihten itibaren başlatılması açıkça ölçülülük ilkesini zedeler. Yargı mercileri, hak arama hürriyetini işlevsiz kılacak aşırı esneklikten kaçındıkları gibi, imkânsız hâle getirecek aşırı şekilci usul yorumlarından da kaçınmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların yakınlarının hayatını kaybettiği ağır terör saldırısına ilişkin olarak idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının derece mahkemelerince ilgili ceza davası ışığında yeterince araştırılmadığını kesin bir biçimde tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, uyuşmazlığa konu olayı yalnızca sosyal risk ilkesi kapsamında sınırlı bir şekilde ele almış ve emniyet görevlilerinin saldırıyı önleme konusundaki bariz ihmallerini ortaya koyan güncel ceza davası bulguları ile mülkiye müfettişi raporunu kararına hiçbir şekilde dayanak yapmamıştır. Oysa ki yürütülen ceza yargılamasında, dönemin emniyet müdürlerinin somut ve acil istihbarat raporlarına rağmen gerekli güvenlik tedbirlerini almadıkları gerekçesiyle hapis cezasına çarptırıldıkları yargı kararıyla sabittir. Derece mahkemelerinin idarenin sorumluluğunu doğrudan etkileyecek bu çok önemli delilleri tamamen göz ardı ederek eksik incelemeyle hüküm kurması, yaşam hakkının usul boyutunun devlete yüklediği derinlikli, etkili ve özenli inceleme yapma yükümlülüğü ile kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden yapılan hukuki değerlendirmede, başvurucuların olaydaki idari kusuru ve kamu ihmalini ancak idari soruşturmalar ve olaydan yıllar sonra açılan ceza davası vasıtasıyla öğrenebildikleri önemle vurgulanmıştır. Başvurucuların, ölümlerin gerçekleştiği gün veya idare ile standart bir sulhnamenin imzalandığı erken tarihte idarenin hizmet kusurundan haberdar olmaları aklen ve hukuken beklenemez. Bu nedenle, İdare Mahkemesinin dava açma süresini olayın yaşandığı ve sulhnamenin mecburen imzalandığı tarihten başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiyle reddetmesi, anayasal güvenceleri zedeleyen aşırı şekilci ve katı bir yorum olarak kabul edilmiştir. Bu hatalı usul yorumu, başvurucuların mahkemeye erişim hakkını fiilen ortadan kaldırmış ve adalete ulaşmalarında onlara orantısız bir külfet yüklemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yaşam hakkının usul boyutu ile mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: