Anasayfa/ Karar Bülteni/ DANIŞTAY | 8. Daire | 2022/5513 E. | 2024/1838 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2022/5513 E. 2024/1838 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2022/5513
Karar No 2024/1838
Karar Tarihi 26.03.2024
Dava Türü İptal ve Tam Yargı
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İdarenin takdir yetkisi mutlak ve sınırsız değildir.
  • Görev süresinin uzatılmaması somut sebeplere dayanmalıdır.
  • Takdir yetkisi kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlıdır.
  • Çelişkili amir değerlendirmeleri idari işlemi hukuka aykırı kılar.

Bu karar hukuken, üniversitelerde süreli sözleşmelerle istihdam edilen akademik personelin görev süresi uzatımlarında idarenin sahip olduğu takdir yetkisinin keyfi bir biçimde kullanılamayacağını kesin ve net bir dille ortaya koymaktadır. Danıştay kararı, idari işlemlerin sebep unsurunun önemini vurgulayarak, personelin işine son verilmesi sonucunu doğuran kararların geçerli, ispatlanabilir ve objektif gerekçelere dayanması gerektiğini ifade etmektedir. Amirlerin personel hakkındaki değerlendirmelerinin sübjektif veya çelişkili beyanlardan ibaret olamayacağı, bilakis idarenin iddialarını somut tutanaklar, soruşturmalar veya akademik verilerle desteklemek zorunda olduğu hukuken teyit edilmiştir.

Benzer davalarda ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, araştırma görevlilerinin iş güvencesine yönelik çok güçlü bir emsal etkisi yaratmaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, yetkili amirlerin yalnızca "uygun görülmemiştir" veya "hizmetine ihtiyaç kalmamıştır" gibi matbu ve soyut gerekçelerle görev süresi uzatmama pratiğine kesin bir sınır getirilmiştir. Karar, aynı personel hakkında farklı idarecilerin birbiriyle çelişen olumlu ve olumsuz raporlar sunması durumunda, bu çelişkinin idari işlemin hukuka aykırılığının en büyük kanıtı olacağını göstermektedir. Bu sayede, üniversitelerde görev yapan binlerce genç akademisyen için, mobbing veya haksız idari tasarruflara karşı yargı denetiminin ne denli hayati bir güvence mekanizması olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde 2012 yılından itibaren araştırma görevlisi olarak çalışan davacı, görev süresinin dolması yaklaşırken akademik faaliyet dönem raporunu sunarak sürenin uzatılması talebinde bulunmuştur. Ancak üniversite yönetimi, davacının görev süresinin uzatılmamasına ve kurumla ilişiğinin kesilmesine karar vermiştir. Davalı idare, bu karara gerekçe olarak davacının anabilim dalı başkanından aldığı; kendisinin akademik yönden yetersiz olduğunu, verilen görevlerden kaçındığını ve disiplinsiz davrandığını iddia eden olumsuz görüş yazısını dayanak göstermiştir.

Bunun üzerine davacı, söz konusu ilişik kesme ve görev süresinin uzatılmaması işleminin haksız ve dayanaksız olduğunu, kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını ve mobbing uygulandığını ileri sürerek Rektörlüğe karşı dava açmıştır. Davacı, hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği bu işlemin iptalini ve işlem nedeniyle mahrum kaldığı tüm mali ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel teşkil eden başlıca hukuki dayanak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu m.33 kuralıdır. Söz konusu kanun maddesine göre araştırma görevlileri; yükseköğretim kurumlarında yapılan araştırma, inceleme ve deneylerde yardımcı olan ve yetkili organlarca verilen ilgili diğer akademik görevleri ifa eden öğretim yardımcılarıdır. Bu kişilerin kadrolara atanmaları; ilgili anabilim veya anasanat dalı başkanlarının önerisi, bölüm başkanı, dekan veya enstitü müdürünün olumlu görüşü üzerine rektörün onayı ile en çok üç yıl süre ile gerçekleştirilir. Atanma süresi sonunda görevleri kendiliğinden sona ermekte olup, bu kişiler aynı usul ve esaslara tabi olarak yeniden kadrolarına atanabilmektedir.

Söz konusu yasal düzenleme, idareye araştırma görevlilerinin görev süresi dolduğunda bu kişilerin yeniden atanıp atanmayacağı konusunda açıkça bir takdir yetkisi tanımaktadır. Ancak idare hukukunun evrensel ve yerleşik içtihat prensipleri gereğince, idarelere kanunlarla tanınan takdir yetkisi hiçbir zaman idareye mutlak, keyfi ve sınırsız bir hareket alanı sunmaz. İdarenin sahip olduğu her türlü takdir yetkisi, daima kamu yararı ve hizmet gerekleri sınırları çerçevesinde kullanılmak mecburiyetindedir.

İdare hukukunda idari işlemler; yetki, şekil, sebep, konu ve maksat olmak üzere beş temel yasal unsurdan oluşur. Takdire dayanan idari işlemler de özellikle "sebep" ve "maksat" unsurları yönünden sıkı bir idari yargı denetimine tabidir. Hukuk devleti ilkesi gereği idari işlemlerin mutlaka meşru bir sebebe dayanması ve gerekçeli olması zorunludur. Süresi dolan bir araştırma görevlisinin görev süresinin idarece uzatılmaması halinde idare; ilgili personelin görevini aksattığını, yükümlülüklerini ihmal ettiğini, herhangi bir disiplinsizlik gösterdiğini, akademik yönden yetersizliği bulunduğunu veya o kadroda hizmete ihtiyaç kalmadığını hukuken kabul edilebilir, kanıtlanmış ve somut delillerle yargı makamları önünde açıkça ortaya koymak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi tarafından dosya kapsamında yapılan hukuki inceleme ve değerlendirmelerde, davacı hakkında tesis edilen görev süresinin uzatılmaması işlemine birincil dayanak olarak gösterilen anabilim dalı başkanı görüşü detaylıca irdelenmiştir. Anabilim dalı başkanı, 02.03.2021 tarihinde hazırlamış olduğu raporunda; davacının yürüttüğü faaliyetleri akademik kariyeri açısından yeterli bulmadığını, verilen idari ve akademik görevleri zamanında yerine getirmediğini, bölüm faaliyetlerine hiçbir fayda sağlamadığını ve akademisyen olma şartlarını haiz olmasını engelleyecek kadar görevinden uzak kaldığını belirterek son derece olumsuz bir kanaat bildirmiştir.

Ancak dosyada yer alan geçmiş dönem bilgi ve belgelerinin tetkikinden, aynı kişinin daha önceki yıllarda Bölüm Başkan Vekili olarak görev ifa ettiği dönemde (04.10.2019 ve 26.02.2020 tarihlerinde) davacı hakkında kurum içi düzenlediği yazılarda hiçbir olumsuz görüş ve kanaate yer vermediği açıkça tespit edilmiştir. İdari işlemin hukuki dayanaksızlığını ortaya koyan daha da önemli bir bulgu ise, dava konusu işlemin tesis edilmesinden çok kısa bir süre önce, 23.02.2021 tarihinde bizzat yetkili Bölüm Başkanı tarafından düzenlenen "Bölüm Başkanı Görüş ve Onay Formu"nda yer alan beyanlardır. İlgili formda, davacının "başarılı bir akademisyen olduğu" yönünde gayet net ve olumlu bir değerlendirme yapıldığı saptanmıştır.

Yüksek Mahkeme, aynı personel hakkında aynı kurumda görevli amirler tarafından verilen, birbiriyle taban tabana zıt ve çelişkili değerlendirmelerin mevcudiyetine bilhassa dikkat çekmiştir. Yetkili bölüm başkanının başarılı bulduğu bir araştırma görevlisi hakkında, idarenin başkaca hiçbir kesinleşmiş disiplin cezası tutanağı veya akademik başarısızlık gösterir somut bir kanıt sunamaması işlemin hukuki zeminini çökertmiştir. Davacının görevini aksattığına, disiplinsizlik gösterdiğine veya akademik yönden yetersiz olduğuna dair idarece öne sürülen iddialar, hukuken kabul edilebilir nitelikte ve ispat gücüne sahip somut belgelere dayandırılamamıştır. İdare, personeli hakkındaki takdir yetkisini kullanırken sübjektif kanaatler veya anlık husumetlerden ziyade objektif, denetlenebilir ve kendi içinde tutarlı verilere dayanmak mecburiyetindedir.

Tüm bu veriler ışığında somut olayda, davalı idarece öne sürülen gerekçelerin kendi içinde derin çelişkiler barındırması ve personelin başarısızlığını kanıtlar nitelikte hiçbir geçerli verinin dosyaya sunulamaması nedeniyle, görev süresinin uzatılmamasına yönelik işlemde sebep unsuru yönünden hukuka uyarlık görülmemiştir.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, idarenin görev süresinin uzatılmaması yönünde tesis ettiği işlemde sebep unsuru yönünden hukuka uyarlık bulunmadığı yönünde karar vermiştir ve davanın reddi yolundaki istinaf kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: