Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2018/2851 E. 2020/3513 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2018/2851 |
| Karar No | 2020/3513 |
| Karar Tarihi | 16.12.2020 |
| Dava Türü | Tam Yargı |
| Karar Sonucu | Düzelterek Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdari işlemin iptali tek başına tazminat gerektirmez.
- Mobbing iddiası somut ve hukuki delillerle ispatlanmalıdır.
- Reddedilen her tazminat kalemi için ayrı vekalet ücretine hükmedilir.
- Vekalet ücreti eksikliği düzelterek onama nedeni yapılabilir.
Bu karar, idari yargıda iptal davalarının kazanılmasının veya disiplin/ceza soruşturmalarından aklanarak çıkılmasının, idarenin doğrudan doğruya tazminat ödemekle yükümlü olacağı anlamına gelmediğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Danıştay, idarenin hizmet kusurundan veya haksız bir eyleminden bahsedilebilmesi için öne sürülen mobbing (psikolojik taciz) iddialarının soyut söylemlerden ve birtakım iptal kararlarından öteye geçerek somut, kesin ve hukuken geçerli delillerle ispatlanması gerektiğinin altını kuvvetle çizmiştir. Aynı zamanda karar, usul hukuku açısından oldukça önemli bir noktaya değinerek, davanın kısmen veya tamamen reddedilmesi halinde maddi ve manevi tazminat taleplerinin birbirinden bağımsız olarak değerlendirilip idare lehine her bir ret kalemi için ayrı ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini netleştirmiştir.
Kararın uygulamadaki en büyük emsal etkisi, kamu görevlilerinin idareye veya amirlerine karşı açacakları mobbing temelli tazminat davalarında ispat yükünün ciddiyetini ve sınırlarını belirlemesidir. İptal edilen idari işlemlerin varlığı tek başına idarenin hizmet kusurunu kanıtlamaya yetmemektedir; idarenin kasıtlı, sürekli ve sistematik bir yıldırma politikası güttüğünün somut olay, tanık ve belgelerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulması şarttır. Öte yandan, ilk derece mahkemelerinin vekalet ücreti hesaplamalarında yaptığı hataların veya eksikliklerin, dosyayı bozup yeniden yargılamaya gerek kalmadan doğrudan temyiz aşamasında Danıştay tarafından usul kuralları işletilerek "düzelterek onama" müessesesi ile giderilebilmesi, usul ekonomisi ve yargılamanın makul sürede bitirilmesi ilkeleri açısından meslektaşlara son derece pratik bir yol haritası sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Tapu Müdürlüğünde müdür yardımcısı olarak görev yapan davacı, görev süresi boyunca idare tarafından kendisine karşı sürekli ve sistematik bir biçimde mobbing uygulandığını iddia etmiştir. Davacı, bu süreçte hakkında tesis edilen atama, disiplin cezası, geçici görevlendirme ve düşük sicil notu verilmesi gibi birçok idari işlemin açtığı davalar neticesinde iptal edildiğini belirtmiştir. Yaşadığı bu süreç nedeniyle büyük bir manevi acı ve elem duyduğunu ifade eden davacı, uğradığını iddia ettiği zararların telafisi amacıyla kuruma karşı 150.000 TL maddi ve 350.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. İlk derece ve bölge idare mahkemeleri davacının tazminat taleplerini reddetmiş, ancak davalı idare lehine tek bir vekalet ücretine hükmetmiştir. Uyuşmazlık, temyiz aşamasında mobbingin ispatı ve idare lehine hükmedilmesi gereken vekalet ücretinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı üzerinde toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kuralların başında, idarenin hukuki sorumluluğunu düzenleyen genel ilkeler gelmektedir. İdarenin hizmet kusuru nedeniyle tazminat ödemekle yükümlü tutulabilmesi için ortada hukuka aykırı bir idari işlem veya eylem, bu işlem veya eylemden doğan bir zarar ve ikisi arasında uygun illiyet bağı bulunması şarttır. Yerleşik içtihat prensiplerine göre, salt bir idari işlemin yargı kararıyla iptal edilmiş olması veya ilgili hakkında yürütülen ceza davasından beraat edilmesi, doğrudan doğruya idarenin tazminat ödemesini gerektiren bir hizmet kusuru sayılmamaktadır. Mobbing (psikolojik taciz) iddialarında ise idarenin kasıtlı, sistematik ve sürekli bir şekilde personeli yıldırma amacı güttüğünün somut delillerle kanıtlanması aranır.
Usul hukuku yönünden uyuşmazlığa uygulanan temel kural, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.49 hükmünde yer alan temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlara ilişkin usul kuralıdır. Bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendine göre, temyiz incelemesi sonucunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar tespit edilirse, Danıştay kararı bozmak yerine doğrudan düzelterek onama yetkisine sahiptir. Bu düzenlemenin yegane amacı, esasa etkili olmayan konularda uyuşmazlığın hızla sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanmasıdır.
Vekalet ücretinin belirlenmesinde ise karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi kuralları esas alınmaktadır. Söz konusu tarifenin ilgili maddesine göre, manevi tazminat davasının maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün diğer taleplerle birlikte açılması ve davanın tamamen reddedilmesi durumunda, her iki tazminat talebi açısından avukatlık ücretine ayrı bir kalem olarak hükmedilmesi emredici ve bağlayıcı bir kuraldır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi, ilk derece ve bölge idare mahkemelerinin kararlarını esastan ve usulden inceleyerek somut olaya ilişkin önemli tespitlerde bulunmuştur. Öncelikle davacının mobbing iddiası ve tazminat talepleri değerlendirilmiştir. Mahkeme, davacı hakkında tesis edilen atama, disiplin cezası veya geçici görevlendirme gibi bazı işlemlerin geçmişte yargı mercilerince iptal edilmiş olmasının, idarenin mutlaka manevi tazminat ödemesini gerektirmeyeceğini vurgulamıştır. Kusur sorumluluğunun doğabilmesi için hukuka aykırılığın açık bir idari kusurdan kaynaklanması ve zararla arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Somut olayda, davacının kendisine karşı sürekli ve sistematik bir mobbing uygulandığı yönündeki iddiası, soyut söylemlerden öteye gidememiş; bu iddiayı destekleyecek hukuken geçerli ve somut bir delil ortaya konulamamıştır. Ayrıca davacının geçici görevlendirmeleri sırasında yasal olarak hak ettiği geçici görev yolluklarını aldığı, dolayısıyla ortada ispatlanmış bir maddi kayıp bulunmadığı saptanmıştır. Bu nedenle davacının temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Öte yandan, davalı idarenin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazı incelendiğinde; ilk derece mahkemesinin maddi ve manevi tazminat taleplerinin her ikisini de tamamen reddetmesine rağmen, idare lehine her bir talep için ayrı ayrı vekalet ücreti hesaplaması gerekirken tek bir vekalet ücretine hükmettiği tespit edilmiştir. İlgili tarife hükümleri gereği, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi halinde idare lehine iki ayrı vekalet ücreti ödenmesine karar verilmesi zorunludur. Danıştay, mahkemenin bu eksikliğini yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen, düzeltilmesi mümkün bir yanlışlık olarak değerlendirmiştir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, davacının temyiz istemini reddederek davanın reddi yönündeki kararı onamış, davalı idarenin temyiz istemini ise vekalet ücreti yönünden haklı bularak kararı düzelterek onamıştır.