Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Bülten Basın Yayın Reklamcılık | BN....

Karar Bülteni

AYM Bülten Basın Yayın Reklamcılık BN. 2020/29073

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/29073
Karar Tarihi 17.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü sınırlandırmaları kanunilik şartını sağlamalıdır.
  • Basın İlan Kurumu kararları keyfiliğe yol açmamalıdır.
  • İdari yaptırımlara karşı yargısal denetim etkili olmalıdır.
  • Temel haklara müdahale öngörülebilir kurallarla yapılmalıdır.
  • Basın hürriyeti demokratik toplumun temel yapıtaşlarındandır.

Bu karar, Basın İlan Kurumu (BİK) tarafından ulusal gazetelere verilen resmi ilan ve reklam kesme cezalarının hukuki temelini ve ifade özgürlüğü ile olan ilişkisini Anayasa bağlamında ele alması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin elinde bulundurduğu ekonomik yaptırım gücünün, basın organlarının yayın politikalarına dolaylı bir sansür aracı olarak kullanılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Sınırları belirsiz, muğlak ve soyut kurallarla donatılmış olan yaptırım mekanizmalarının, potansiyel ihlalleri basın aleyhine geniş yoruma açık hale getirdiği vurgulanmıştır. Kurumun basın ahlak esaslarını belirleme yetkisinin doğrudan kanuni bir çerçeve çizilmeksizin idareye bırakılmasının, öngörülebilirlik kriterini karşılamadığı sabittir.

Benzer davalar ve uygulamadaki emsal etkisi incelendiğinde, bu ihlal kararı basın organlarına yönelik idari yaptırımların şekli bir yargısal denetimden öteye geçmesi gerektiğini göstermektedir. İlan kesme gibi gazetelerin ekonomik bağımsızlığını ve hayatta kalmasını doğrudan etkileyen ağır maddi yaptırımların, çelişmeli yargılama ilkelerine uygun ve esasa girilerek denetlenmesi zorunluluğu doğmuştur. Anayasa Mahkemesi'nin daha önce pilot karar usulünü işleterek yasama organına kanuni düzenleme yapması yönünde işaret fişeği yakmış olması ve bu doğrultuda yapılan kısmi yasal değişikliklerin geçmişteki mağduriyetleri telafi etmediğinin altını çizmesi, idare hukukunda idari yaptırımlara karşı yargı yolunun kalitesini artıracak dönüm noktası niteliğindedir. Basın özgürlüğünün korunması adına idari makamların takdir yetkisinin mutlak ve denetimsiz olmadığı bu emsal kararla kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ulusal düzeyde yayın yapan çeşitli gazetelerin yayımcısı olan başvurucu şirketler, gazetelerinde yer alan bazı haberler ve köşe yazıları nedeniyle Basın İlan Kurumu tarafından çeşitli sürelerde resmi ilan ve reklam kesme cezalarına çarptırılmıştır. Başvurucular, bu cezaların haksız olduğunu, haberlerin bağlamından koparıldığını ve eleştiri ile haber yapma sınırlarının gözetilmediğini belirterek Basın İlan Kurumu kararlarına karşı en yüksek dereceli asliye hukuk mahkemelerine itiraz etmişlerdir.

Söz konusu mahkemelerin itirazları evrak üzerinden inceleyerek reddetmesi ve maddi yaptırım içeren cezaları kesinleştirmesi üzerine başvurucu şirketler, uygulanan idari cezaların açık bir kanuni dayanağı olmadığını, kararların objektiflikten uzak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aynı eylemler nedeniyle çifte cezalandırma yasağının ihlal edildiğini ve haber alma ile yayma hürriyetinin engellendiğini iddia eden başvurucular, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen anayasal kurallara dayanmıştır. İlk olarak Anayasa m.26 ve Anayasa m.28 çerçevesinde ifade ve basın özgürlüklerinin demokratik bir toplum için taşıdığı yaşamsal önem vurgulanmıştır. Temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla ve meşru bir amaçla sınırlandırılabileceğini öngören Anayasa m.13 uyarınca, hakka yönelik müdahalenin öncelikle kanunilik şartını taşıması gerektiği belirtilmiştir.

Somut uyuşmazlığın temel dayanağı olan 195 sayılı Basın İlan Kurumu Teşkiline Dair Kanun m.49, kurumun basın ahlak esaslarına aykırı hareket eden gazetelere şikayete bağlı veya resen ilan ve reklam kesme cezası verebileceğini düzenlemektedir. Bu idari yetki bağlamında mahkeme, sınırlandırmaya cevaz veren bir kanunun şeklen var olmasının tek başına yeterli olmadığını, kuralın aynı zamanda vatandaşlar ve kurumlar için erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olması gerektiğini değerlendirmiştir.

Bunun yanı sıra, maddi bir külfet doğuran idari yaptırımlara karşı başvurulacak yargı yollarının etkili olması gerektiği hukuk devletinin vazgeçilmez bir kuralıdır. Söz konusu itiraz usulünde iddiaların, delillerin ve ceza gerekçelerinin etkin bir çelişmeli yargılamada tartışılması esastır. Hukuk kuralları, idari makamlara keyfiliğe yol açabilecek kadar sınırsız bir takdir yetkisi tanıyamaz. İfade özgürlüğüne yönelik müdahale teşkil eden kanuni düzenlemelerin olabildiğince dar bir uygulama alanına izin verecek şekilde, potansiyel hakkın ihlalini önleyici yasal güvencelerle tasarlanması ve açık ifadelere sahip olması yerleşik içtihat prensipleri olarak kabul edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucu gazetelere verilen resmi ilan ve reklam kesme cezalarını, Anayasa'nın kanunilik ölçütü çerçevesinde derinlemesine incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, 195 sayılı Kanun m.49 metninin, hangi fiillerin ne şekilde cezalandırılacağı hususunda hiçbir somut çerçeve çizmediği, basın ahlak esaslarını belirleme yetkisini bütünüyle Basın İlan Kurumuna bıraktığı tespit edilmiştir. Kurumun aldığı 129 sayılı Genel Kurul kararının muğlak, soyut ve kesinlikten uzak ifadeler içerdiği, ceza miktarları arasındaki aralığın çok geniş tutulduğu ve idareye aşırı bir takdir yetkisi tanıdığı görülmüştür. Bu denetimsiz yetkinin, basının ekonomik özgürlüğünü zedeleyecek keyfi müdahalelere kapı araladığı değerlendirilmiştir.

Öte yandan, uygulanan idari cezalara karşı asliye hukuk mahkemelerine itiraz imkanı getirilmiş olsa da, ilgili kanun hükümlerinin öngördüğü bu yargısal incelemenin sadece evrak üzerinden yapıldığı tespit edilmiştir. Bu mekanizmanın, iddiaların yüz yüze tartışıldığı çelişmeli bir yargılama ortamı sunmadığı ortaya konmuştur. Maddi bir yaptırım doğuran ve salt şekli bir incelemeyle kesinleşen bu usulün, başvuruculara haklarını savunma ve itirazlarını delillendirme noktasında asgari adil yargılanma güvencelerini sağlamadığı belirlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi, daha önceki pilot kararlarında (Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş. Ve diğerleri) yasama organına bu yapısal sorunun çözümü için bildirimde bulunduğunu hatırlatmıştır. Aradan geçen süre zarfında yasama organı tarafından 7418 sayılı Kanun ile itirazların basit yargılama usulüyle çözülmesine yönelik bir değişiklik yapılmış olsa da, bu düzenlemenin kuralın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki başvuruları kapsadığı ve halihazırda Anayasa Mahkemesi önünde bulunan mevcut başvurular yönünden geçmişe yürüyerek bir çözüm yolu sunmadığı saptanmıştır. Dolayısıyla, mevcut başvurucular yönünden yapısal sorunun yarattığı mağduriyetin devam ettiği, uygulanan müdahalelerin Anayasa'nın aradığı nitelikte erişilebilir ve öngörülebilir bir kanuni dayanağa sahip olmadığına hükmedilmiştir. Mahkeme, hak ihlalinin doğrudan mevzuatın belirsizliğinden ve idarenin orantısız uygulamasından kaynaklandığını saptamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına ve başvuruculara ayrı ayrı manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: