Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Meral Algün | BN. 2023/22292

Karar Bülteni

AYM Meral Algün BN. 2023/22292

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2023/22292
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İhtiyati tedbir ölçülü ve orantılı olmalıdır.
  • Uzun süren tedbir mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Tedbirin belirsizliği mülk sahibine aşırı külfettir.
  • Geçici hukuki koruma makul süreyi aşmamalıdır.

Bu karar, mülkiyet hakkı üzerinde uygulanan geçici hukuki koruma önlemlerinden olan ihtiyati tedbir kararlarının, makul süreyi aşarak fiilî bir mülkiyet kısıtlamasına dönüşmesinin hukuka aykırılığını ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargılama sürecinde alınan tedbir kararlarının doğası gereği geçici olması gerektiğine, ancak yıllarca süren ve kaldırılmayan tedbirlerin kişinin mülkünü kullanma ve tasarruf etme yetkisini tamamen ortadan kaldırdığına hükmetmiştir. Dokuz yıla yaklaşan bir tedbir uygulamasının, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve sahibine katlanılamaz bir yük getiren bir müdahale olduğu tescillenmiştir.

Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, ilk derece mahkemelerinin tedbir kararlarını uygularken ve bu kararlara yapılan itirazları incelerken çok daha titiz davranmaları gerektiğini göstermektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve davanın sonuna kadar rutin bir şekilde devam ettirilen ihtiyati tedbir kararlarının, yargılamanın uzaması hâlinde tek başına bağımsız bir hak ihlaline dönüşebileceği uyarısı yapılmaktadır. Bu nedenle hâkimlerin, tedbirin devamında kamu yararı veya karşı tarafın menfaati ile mülk sahibinin katlandığı külfet arasındaki dengeyi sürekli olarak denetlemeleri gerekmektedir. Uzun süren yargılamalarda mülkiyet hakkının ölçüsüzce kısıtlanması, devleti doğrudan manevi tazminat ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Meral Algün, taraf olduğu bir yargılama sürecinde mal varlığı üzerine 7 Nisan 2017 tarihinde ihtiyati tedbir konulmasıyla karşı karşıya kalmıştır. İlerleyen süreçte bu geçici hukuki koruma önleminin kaldırılması için yaptığı yasal itiraz ve başvurular yerel mahkeme tarafından gerekçesiz olarak reddedilmiştir. Başvurucu, aradan geçen yaklaşık dokuz yıllık süreye rağmen ihtiyati tedbirin devam etmesi nedeniyle mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin elinden alındığını, bu durumun mülkiyet hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Temel uyuşmazlık, uzun yıllar boyunca kaldırılmayan ve mülk sahibini belirsizlik içinde bırakan ihtiyati tedbir kararının, mülkiyet hakkına yönelik ölçüsüz ve orantısız bir müdahale oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbir ve haciz gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin mülkiyet hakkına olan etkisini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 çerçevesinde değerlendirmektedir. Anayasa'nın bu maddesine göre herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir ihtiyati tedbir uygulamasının hukuka uygun kabul edilebilmesi için ölçülülük ilkesine riayet edilmesi zorunludur. Ölçülülük, uygulanan tedbirin kapsamı ve devam ettiği süre itibarıyla orantılı olmasını gerektirir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik hâle gelen Hesna Funda Baltalı, İhsan Metin, İbrahim Geçer ve Şeyhmus Terece kararlarında vurgulandığı üzere, aslında geçici nitelikte olması gereken bir tedbirin makul olmayan bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının malike tanıdığı yetkilerin kullanılmasını belirsiz bir şekilde erteler.

Bu durum, mülk sahibine orantısız ve aşırı bir külfet yüklenmesi anlamına gelir. Doktrinde de geçici hukuki korumaların, asıl hakkın elde edilmesini temin etmek veya bir zararı önlemek amacıyla uygulandığı, ancak yargılamanın makul süreyi aşması hâlinde bu korumanın bizzat kendisinin bir hak ihlaline dönüşebileceği kabul edilmektedir. Kişinin mülkü üzerindeki yetkilerinin yıllarca askıya alınması, demokratik bir toplumda mülkiyet hakkının korunması güvencesiyle bağdaşmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucu Meral Algün'ün mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği yönündeki iddialarını, uyuşmazlığın temelinin doğrudan doğruya mülkiyet hakkına dayanması nedeniyle yalnızca mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir. Yapılan değerlendirmede, başvurucunun mal varlığı üzerine konulan ihtiyati tedbirin 7 Nisan 2017 tarihinde tesis edildiği ve bireysel başvuru hakkında kararın verildiği tarih itibarıyla bu tedbirin hâlen kesintisiz olarak devam ettiği tespit edilmiştir.

Yaklaşık dokuz yıl boyunca süren ihtiyati tedbir uygulaması, geçici bir hukuki koruma önlemi olmaktan çıkarak mülk sahibinin mal varlığı üzerindeki yetkilerini fiilen ortadan kaldıran kalıcı bir kısıtlamaya dönüşmüştür. Yüksek Mahkeme, uygulanan bu uzun süreli tedbirin başvurucu açısından telafisi imkânsız bir belirsizlik yarattığını ve süresi itibarıyla orantılılık ilkesini ihlal ettiğini vurgulamıştır. Daha önceki emsal kararlarda da altı çizildiği üzere, makul süreyi aşan ve mülkiyet hakkının kullanımını belirsiz bir geleceğe erteleyen tedbir kararları, kişiye katlanılması zor ve orantısız bir külfet yüklemektedir. Bu nedenle somut olaydaki müdahalenin açıkça ölçüsüz olduğu saptanmıştır.

İhlalin giderimi noktasında ise Mahkeme, mülkiyet hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz kılan unsurun tedbirin uzun sürmesi olduğuna, bu süreçte mülkiyet hakkının gerektirdiği ivedilik ve özenin gösterilmesi bakımından asıl sorumluluğun yargısal makamlara ait olduğuna dikkat çekmiştir. Bu bağlamda, asıl uyuşmazlığa dair yargılama sürecinin devam ettiği dikkate alındığında ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığı değerlendirilmiş, mağduriyetin doğrudan giderilmesi amacıyla manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uzun süren ihtiyati tedbir nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya 50.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: