Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Ali Yardım | BN. 2020/20912

Karar Bülteni

AYM Ali Yardım BN. 2020/20912

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/20912
Karar Tarihi 16.09.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İmar kısıtlılığı mülkiyet hakkına açık müdahaledir.
  • Uzun süren kamulaştırmama durumu ağır külfet yaratır.
  • Kamu ortaklık payı parselinde belirsizlik makul olamaz.
  • Mülkiyet kısıtlamasında kamu ve birey dengesi gözetilmelidir.

Bu karar, imar planlarında kamu hizmetine ayrılan ancak uzun yıllar boyunca kamulaştırılmayan taşınmazlarla ilgili hukuki el atma davalarında mülkiyet hakkının korunması adına kritik bir dönüm noktasıdır. Anayasa Mahkemesi, imar uygulaması neticesinde kamu ortaklık payı parseli olarak belirlenen ve resmî kurum alanı ilan edilen taşınmazların uzun süre sürüncemede bırakılmasının, mülk sahibinin tasarruf yetkilerini önemli ölçüde kısıtladığını net bir biçimde ortaya koymuştur. Karar, idarenin takdir yetkisinin kişilerin mülkiyet haklarını belirsiz bir süre boyunca sınırlama aracı olarak kullanılamayacağını vurgulaması yönüyle hukuken büyük önem taşımaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bakıldığında, Anayasa Mahkemesinin bu içtihadı, imar planında kısıtlılık bulunan taşınmaz maliklerinin tazminat taleplerinin reddedilmesi yönündeki idari yargı pratiğini değiştirecek niteliktedir. Yüksek Mahkeme, imar hukukundaki beş yıllık kamulaştırma süresi kuralının, kamu ortaklık payı kesintilerinden oluşan parseller için de kıyasen uygulanması gerektiğine işaret etmiştir. Uygulamadaki önemi, idareleri imar planlarını hayata geçirirken daha hızlı hareket etmeye ve bütçe planlamalarını mülkiyet hakkı ihlallerine yol açmayacak şekilde yapmaya zorlayacak olmasıdır. Artık idareler, parselasyon işlemi yapıldığını bahane ederek mülk sahiplerini on yılı aşkın sürelerle bekletemeyecek ve uzun süreli kısıtlılık hâllerinde hak sahiplerine tazminat ödeme yükümlülüğüyle karşı karşıya kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, İstanbul'un Başakşehir ilçesinde bulunan ve 2008 yılı imar planında "resmî kurum alanı" olarak ayrılan bir taşınmazın uzun yıllar boyunca kamulaştırılmaması sebebiyle doğan mağduriyete dayanmaktadır. Başvurucu, 2013 yılında bu taşınmazdan hisse satın almıştır. Ancak taşınmazın imar planındaki kısıtlı durumu nedeniyle üzerinde herhangi bir yapılaşma yapılamamış veya hukuki tasarrufta bulunulamamıştır. Taşınmazın durumuna ilişkin idarelere yapılan başvurulardan ve idare ile yürütülen uzlaşma görüşmelerinden bir sonuç alınamamıştır. Bunun üzerine başvurucu, taşınmazına fiilen el atılmamış olsa da hukuken el atıldığını ve mülkiyet hakkının belirsiz süreliğine kısıtlandığını belirterek ilgili idare aleyhine 100.000 TL bedelli tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi ve istinaf mahkemesi, idarenin imar uygulaması yaparak yükümlülüğünü yerine getirdiğini belirterek tazminat talebini reddetmiş, uyuşmazlık Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı güvencelerine dayanmıştır. Buna göre herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağı olarak 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri dikkate alınmıştır. Söz konusu kanunun 10., 13. ve 18. maddeleri kamu hizmetine ayrılan taşınmazlara ilişkin imar planı, parselasyon ve kamulaştırma süreçlerini detaylı olarak düzenlemektedir.

Mahkemenin kararında dayandığı temel içtihat prensibi, mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesi kapsamında kişilere şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemesi gerektiği yönündedir. İmar planında taşınmazın kamu hizmeti alanı olarak ayrılması, fiilen el atma olmasa bile mülkiyet hakkından doğan satış, bağış, ipotek tesisi ve yapılaşma gibi yetkileri önemli ölçüde sınırlandırdığı için mülkiyet hakkına açık bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, 3194 sayılı Kanun m.13 uyarınca uygulama imar planının kesinleşmesinden sonra beş yıl içinde kamulaştırma yapılması gerektiği kuralı vurgulanmıştır. Anayasa Mahkemesi, idarelerin kamu ortaklık payı kesintilerinin birleştirilmesinden oluşan taşınmazlar için de bu beş yıllık makul süre kuralına tabi olması gerektiğini benimsemiştir. Aksi takdirde, idarenin kamulaştırma yapacağı süreyi belirleme konusundaki geniş takdir yetkisi, mülkiyet hakkının kanunda öngörülmeyen belirsiz bir süre boyunca keyfî olarak sınırlanması anlamına gelecektir. Bu hukuki çerçeve, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin de temelini oluşturmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı değerlendirirken, uyuşmazlığa konu taşınmazın 2008 yılında yapılan imar planında resmî kurum alanı olarak belirlendiğini ve başvurucunun bu taşınmazdaki hissesini 2013 yılında iktisap ettiğini dikkate almıştır. Mahkeme, taşınmazın imar uygulamasında kamu ortaklık payı olarak kesilen parçalardan oluşturulduğunu tespit etmiştir. İdare Mahkemesi her ne kadar parselasyon işlemiyle mülkiyet hakkı üzerindeki belirsizliğin ve kısıtlılığın giderildiğini savunsa da, Yüksek Mahkeme bu yoruma kesinlikle katılmamıştır.

Yapılan incelemede, imar uygulamasının onaylanmasının üzerinden yaklaşık on altı yıl, başvurucunun hisseyi satın almasının üzerinden ise on iki yıl geçmesine rağmen idare tarafından herhangi bir kamulaştırma işlemi yapılmadığı ve taşınmaz üzerindeki hukuki kısıtlamanın kaldırılmadığı saptanmıştır. Anayasa Mahkemesi, imar uygulamasıyla ortaya çıkabilecek genel değer artışının, taşınmazın uzun süre kamulaştırılmamasını haklı kılmayacağına dikkat çekmiştir. Düzenleme ortaklık payı haricinde mülk sahibinin ek bir külfete daha katlanmak zorunda bırakılması, adil denge ilkesiyle bağdaşmaz bulunmuştur.

Ayrıca, kamu ortaklık payı kesintilerinden oluşan taşınmazların çok sayıda hissedarının bulunması nedeniyle, bu maliklerin serbest iradeleriyle ortak bir karar alarak taşınmazı değerlendirmelerinin fiilen ve hukuken oldukça güç hâle geldiği vurgulanmıştır. İdarenin ihtiyaç duyduğunda taşınmazı güncel değeriyle kamulaştıracağı yönündeki savunması da mülkiyet hakkının yıllarca kısıtlanmasına meşruiyet kazandıran bir unsur olarak kabul edilmemiştir. Taşınmaz mülkiyetinin uzun süre belirsizliğe terk edilmesi, bireysel menfaat ile kamusal menfaat arasındaki dengeyi açıkça başvurucu aleyhine bozmuştur. Gecikmenin idarenin kendi yükümlülüklerini makul sürede yerine getirmemesinden kaynaklandığı sabittir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, imar planında resmî kurum alanı olarak kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzun süre kamulaştırılmaması nedeniyle başvurucuya aşırı bir külfet yüklendiği ve mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: