Anasayfa/ Karar Bülteni/ DANIŞTAY | 2. Daire | 2023/561 E. | 2023/1443 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 2. Daire 2023/561 E. 2023/1443 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 2. Dairesi
Esas No 2023/561
Karar No 2023/1443
Karar Tarihi 22.03.2023
Dava Türü Tam Yargı
Karar Sonucu Onama
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İptal edilen her işlem tazminat doğurmaz.
  • Manevi tazminat için idarenin ağır kusuru aranır.
  • İdarenin yargı kararını uygulaması tazminatı engeller.
  • Kasıt yokluğu idarenin tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırır.

Bu karar, idare hukukunda idari işlemlerin iptal edilmesi neticesinde doğabilecek manevi tazminat taleplerinin sınırlarını net bir biçimde çizmesi açısından büyük hukuki öneme sahiptir. Kamu görevlilerinin atanması, yer değiştirmesi veya görevden alınması gibi tasarrufların yargı mercilerince iptal edilmesi, doğrudan idarenin manevi tazminat ödemekle yükümlü olduğu anlamına gelmemektedir. Danıştay bu kararıyla, salt bir idari işlemin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesinin, idareye kusur sorumluluğu yüklemek için tek başına yeterli bir zemin oluşturmadığını vurgulamaktadır. İdarenin manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için, hukuka aykırı işlem tesis edilirken idare ajanlarının kamu görevlisine karşı kasıtlı bir husumet gütmesi, işlemi ağır kusurla gerçekleştirmesi veya iptal kararlarını uygulamada kasten direniş göstermesi gibi ağırlaştırıcı sebeplerin varlığı aranmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, atama ve yer değiştirme işlemlerinin iptali sonrası açılan tam yargı davalarında mahkemelerin idarenin yargı kararlarına uyum hızını temel bir kriter olarak alacağı görülmektedir. İdarenin iptal veya yürütmenin durdurulması kararının gereğini yasal ve makul süreler içerisinde, gecikmeksizin yerine getirmesi, kasıt veya ağır kusur iddialarını bertaraf etmektedir. Bu içtihat, kamu personeli hukukunda manevi tazminat şartlarının sıkı sıkıya değerlendirilmesi gerektiğini teyit etmekte ve idareleri, yargı kararlarına zamanında uymaları halinde haksız tazminat yüklerinden koruyan önemli bir hukuki zırh sağlamaktadır. Uygulamada meslektaşların, manevi tazminat davalarında salt işlemin iptaline dayanmak yerine, idarenin kastını ve işlemin manevi bütünlükte yarattığı ağır tahribatı ispatlamaları gerekeceği açıktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı polis memuru, Emniyet Genel Müdürlüğüne karşı bir tam yargı davası açmıştır. Davacı, görev yapmakta olduğu Balıkesir ilinin Edremit ilçesinden, Siirt iline atanmasına ilişkin bir işlemle karşılaşmıştır. Bu atama işleminin iptali istemiyle açılan ilk davada, idare mahkemesi tarafından atama işleminin yürütmesi durdurulmuş ve yargılama sonunda işlem tamamen iptal edilmiştir.

Davacı, hukuka aykırı olduğu mahkeme kararıyla sabit olan bu atama işleminin kendisine yönelik kasıtlı bir psikolojik taciz (mobbing) uygulaması olduğunu ileri sürmüştür. Edremit'teki kurulu düzenini, eşini ve kız çocuklarını arkasında bırakarak Siirt'e gitmek zorunda kalmasının, hem kendi ruhsal bütünlüğünde hem de ailesinin psikolojisinde derin üzüntülere ve sıkıntılara yol açtığını iddia etmiştir. Yaşadığı bu derin elem ve yıpranmanın giderilebilmesi amacıyla idareye karşı yeni bir tam yargı davası açan davacı, hukuka aykırı işlem sebebiyle tarafına 500.000,00-TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde, idare hukukunun temel prensipleri ile idarenin mali sorumluluğuna ilişkin kurallar belirleyici olmuştur. İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanların idareye karşı dava açma hakkı, Anayasal bir güvence olup 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.12 kapsamında düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca ilgililer, haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan tam yargı davası açabilecekleri gibi, iptal davası açarak bu davanın karara bağlanmasının ardından da doğan zararlarının tazminini isteyebilirler.

İdarenin hukuki sorumluluğu bağlamında manevi tazminat, malvarlığında meydana gelen fiziksel bir eksilmeyi değil, kişinin manevi dünyasında oluşan zararları gidermeyi amaçlar. Manevi zarar; kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ıstırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade eder.

Ancak yerleşik Danıştay içtihatlarına göre, statü hukukuna tabi olan kamu personeli hakkında tesis edilen idari işlemlerin mahkemece iptal edilmesi, idarenin otomatik olarak manevi tazminat ödemesini gerektirmez. İdarenin manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için, idari istikrar ilkesi gereğince, hukuka aykırı işlemi tesis eden idarenin kasıtlı veya garezle hareket etmiş olması, işlemde ağır hizmet kusuru bulunması veya mahkeme kararının idarece uygulanmaması gibi özel ve istisnai durumların varlığı şarttır. İdarenin yargı kararlarına hızlıca uyması, idari faaliyetin doğasından kaynaklanan bir düzeltme mekanizması olarak kabul edilir ve idarenin personeline karşı kötü niyetli olmadığına karine teşkil eder. Bu sebeple, sadece bir işlemin iptal edilmiş olması, manevi tazminat şartlarının oluştuğuna dair kesin bir delil sayılmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 2. Dairesi ve ilk derece yargı mercileri, davacının Balıkesir ilinden Siirt iline atanmasına ilişkin işlemin iptali sonrası ortaya çıkan manevi tazminat talebini, idarenin eylem ve tutumları çerçevesinde titizlikle incelemiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi neticesinde, davalı idare olan Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 10.06.2015 tarihinde tesis edilen tayin işlemine karşı açılan iptal davasında, mahkemenin 12.08.2015 tarihinde yürütmenin durdurulması yönünde karar verdiği tespit edilmiştir.

Bu noktada en kritik husus, idarenin yargı kararına gösterdiği reaksiyondur. İdare mahkemesi tarafından verilen yürütmenin durdurulması kararının Emniyet Genel Müdürlüğüne tebliğ edilmesinin ardından, idarenin hiç vakit kaybetmeden 28.08.2015 tarihli yeni bir atama onayı alarak davacıyı tekrar Balıkesir Emniyet Müdürlüğü emrine atadığı saptanmıştır. Yargı merciinin kararı üzerine, davacının makul ve çok kısa bir süre içerisinde eski görev yerine başlatılması, idarenin hukuka bağlılığını göstermektedir.

Davacının, atama işleminin bir psikolojik taciz (mobbing) uygulaması olduğu ve ailesinden ayrı kalmasının kendisinde ağır manevi zararlar doğurduğu yönündeki iddiaları incelendiğinde; idarenin eyleminde kasıtlı bir garez, husumet veya personeli yıpratmaya yönelik sistematik bir davranış bütünlüğü bulunmadığı açıkça ortaya çıkmıştır. İdarenin işlemi tesis ederken ağır kusurlu davrandığına veya mahkeme kararını sürüncemede bırakıp uygulamadığına dair dosyada hiçbir emare mevcut değildir. Tam aksine, idare yargı kararına derhal uyarak doğabilecek ek mağduriyetlerin önüne geçmiştir.

İdare hukukunda, her hukuka aykırı işlemin iptal edilmesi doğrudan manevi tazminat sonucunu doğurmayacağından, kasıt veya ağır hizmet kusuru unsurları gerçekleşmeden talep edilen manevi tazminatın yasal dayanağı bulunmamaktadır. Mahkeme, idarenin yasal yükümlülüklerini hızlıca yerine getirmesi sebebiyle manevi tazminat koşullarının somut olayda oluşmadığı kanaatine varmış ve davanın reddine hükmetmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: