Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2016/4099 E. | 2016/4845 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/4099 E. 2016/4845 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/4099
Karar No 2016/4845
Karar Tarihi 12.04.2016
Dava Türü Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kamu görevlisine karşı tazminat davası açılamaz.
  • Dava şartı olan husumet öncelikle incelenmelidir.
  • Memurun eyleminde idarenin hizmet kusuru asıldır.
  • Anayasal güvence memurun şahsi sorumluluğunu sınırlar.

Bu karar, kamu görevlilerinin görevleri sırasında gerçekleştirdikleri iddia edilen haksız fiiller nedeniyle açılacak tazminat davalarında husumetin kime yöneltileceği hususunu hukuken net bir şekilde ortaya koymaktadır. Karar, bir kamu kurumunda görev yapan memurların, idareci veya çalışma arkadaşı konumunda olsalar dahi, yetkilerini kullanırken verdikleri iddia edilen zararların doğrudan kendi şahıslarına değil, ilgili idareye yöneltilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yargıtay, kamu görevlilerinin eylemlerinde ortaya çıkan zararların Anayasal teminat altında olduğunu ve idari hizmetin bir parçası olarak değerlendirildiğinde hizmet kusuru teşkil ettiğini belirtmektedir. Bu doğrultuda, davanın esasına girilerek haklılık denetimi yapılmadan önce, usule ilişkin olan husumet şartının değerlendirilmesinin zorunlu olduğu açıkça ortaya konulmuştur.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle kamu kurumlarında yaşanan psikolojik taciz iddialarında davalı tarafın doğru belirlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan husumet hatalarının önüne geçilmesi adına bu karar, meslektaşlarımıza ve mahkemelere usuli bir yol haritası sunmaktadır. Hukuk düzenimizde idarenin kendi personelinin eylemlerinden doğan zararları üstlenmesi ve sonrasında ilgili memura rücu etmesi mekanizmasının kararlılıkla korunduğu görülmektedir. Yüksek Mahkeme, kamu görevlisine doğrudan dava açılamayacağına dair emredici yasa hükümlerinin sıkı sıkıya uygulanması gerektiğini belirterek, yargı yollarının ve idarenin sorumluluğunun sınırlarını net bir biçimde çizmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir kamu kurumunda görev yapmakta olan davacı, aynı birimde idareci ve meslektaş olarak görev yapan davalıların kendisine yönelik sistemli ve organize bir şekilde psikolojik taciz uyguladığını iddia etmiştir. Davacı taraf, çalışma yaşamında sahip olduğu rutin görev ve yetkilerin elinden alındığını, akademik gelişimine yönelik eğitim taleplerinin hiçbir gerekçe gösterilmeden geri çevrildiğini ve pozisyonunun kasıtlı olarak düşürüldüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, haksız isnatlarla disiplin soruşturmalarına maruz bırakıldığını ve tüm bu yıldırma süreçleri sonucunda sağlığının ciddi derecede bozulduğunu belirterek, uğradığı manevi zararların karşılanması talebiyle davalı kişilere karşı doğrudan tazminat davası açmıştır. Davalılar ise ileri sürülen iddiaların tamamen asılsız olduğunu savunarak davanın reddini talep etmişlerdir. Uyuşmazlığın temelini, söz konusu eylemlerin varlığı ve bu zararın şahıslardan tazmin edilip edilemeyeceği sorunu oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınan temel hukuki kurallar, kamu görevlilerinin sorumluluk rejimini düzenleyen anayasal ve yasal mevzuattan oluşmaktadır. Öncelikli olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129/5 hükmü uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla ancak idare aleyhine açılabilir. Anayasa'da yer alan bu kural, devlet memurlarının görevlerini yerine getirirken üçüncü kişilere verdikleri zararların doğrudan kendilerinden değil, hizmetin sahibi olan devletten veya ilgili kamu kurumundan talep edilmesini emretmektedir.

Bununla tam uyumlu olarak, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m. 13/1 hükmü de kişilerin kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ancak ilgili kurum aleyhine dava açabileceklerini açıkça düzenlemektedir. İdarenin ödediği tazminatı kendi personeline rücu hakkı ise yine aynı kanunlarla saklı tutulmuştur.

Sorumluluk hukukunun temel prensipleri çerçevesinde, kamu görevlilerinin idari bir görevi yerine getirirken neden oldukları zararlar idarenin hizmet kusuru olarak nitelendirilir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bu emredici hukuki düzenlemeler, davanın husumet yönünden idareye yöneltilmesini tartışmasız şekilde zorunlu kılar. Bir memura şahsen dava açılabilmesi, idari işlem ve eylem niteliğini tamamen yitirmiş, tamamen kişisel bir haksız eylem ve husumetin varlığı şartlarına bağlı tutulmuştur. Somut olayda ileri sürülen hususlar görevin ifası ve yönetim yetkisinin kullanımıyla doğrudan bağlantılı olduğundan, bu emredici koruma kalkanının dikkate alınması gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay incelemesine konu olan somut olayda, yerel mahkeme tarafından yapılan değerlendirmede usuli bir inceleme atlanarak doğrudan davanın esasına girilmiş ve iddia edilen olumsuzlukların psikolojik taciz sayılamayacağı kanaatine varılarak davanın esastan reddine hükmedilmiştir. Ancak Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın esasına geçilmeden önce davanın taraflarının doğru belirlenip belirlenmediğini, yani davanın pasif husumet ehliyeti şartını taşıyıp taşımadığını öncelikli olarak ele almıştır.

Dosya kapsamındaki olaylar incelendiğinde, davalıların idareci ve meslektaş sıfatıyla hareket ettikleri, görev yeri değişikliği, laboratuvar yetkisinin kısıtlanması, akademik izinlerin reddedilmesi ve disiplin cezaları verilmesi gibi ileri sürülen tüm eylemlerin, davalıların üstlendikleri idari görevin yürütülmesi ve kamu yetkilerinin kullanılması kapsamında gerçekleştirildiği görülmektedir. Davacının iddialarının doğruluğu kanıtlansa dahi, ortaya çıkacak bu tablo kişisel bir husumetten ziyade, kamu idaresinin işleyişi içindeki bir hizmet kusuru mahiyetindedir. Kamu görevlilerinin görevleri sırasındaki bu tür idari eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararlar için Anayasa ve yasa hükümleri gereğince davalı gerçek kişilere doğrudan husumet yöneltilmesi hukuken olanaklı değildir.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, anayasal güvence altındaki kamu personelinin sorumluluk rejimini gözeterek, bu nitelikteki tazminat taleplerinin doğrudan ilgili memura değil, idareye karşı ve idari yargı düzeninde ileri sürülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Yerel mahkemenin, kamu görevlilerinin eylemlerine yönelik bu davada öncelikle pasif husumet yokluğundan davanın usulden reddine karar vermesi gerekirken, yanılgılı bir hukuki gerekçeyle işin esasına girip maddi vakıaları inceleyerek ret kararı vermesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davanın husumet yönünden reddedilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: