Karar Bülteni
YARGITAY 20. HD 2016/3970 E. 2016/6006 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 20. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/3970 |
| Karar No | 2016/6006 |
| Karar Tarihi | 30.05.2016 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Kabul |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Yardım sandığı uyuşmazlıkları genel mahkemelerde çözümlenir.
- Medeni Kanun kapsamındaki sandıklar iş mahkemesinde yargılanamaz.
- İş sözleşmesi dışındaki sandık ilişkileri genel hükümlere tabidir.
Bu yargı kararı, çalışma hayatında sıkça karşılaşılan ancak hukuki niteliği çoğu zaman birbirine karıştırılan görevli mahkeme konusuna kesin bir çizgi çekmektedir. Hukuken, işçi ile işveren arasındaki doğrudan hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacak ve tazminat davalarının adresi iş mahkemeleri olsa da, işçilerin üyesi oldukları bağımsız yardım sandıklarına karşı ileri sürdükleri taleplerin farklı bir hukuki rejime tabi olduğu vurgulanmıştır. Karar, kurum içi yardımlaşma sandıklarının sosyal güvenlik kurumu niteliği taşımadığını ve bu sandıklarla üyeleri arasındaki ilişkinin iş sözleşmesinden bağımsız, sivil bir üyelik ilişkisi olduğunu netleştirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, özellikle kamu veya özel sektör bünyesinde faaliyet gösteren ve Medeni Kanun hükümlerine göre kurulan vakıf veya dernek statüsündeki sandıklara karşı açılacak davalarda yargı yolunu belirlemektedir. Uygulamada işçilerin "işyerimle bağlantılı" düşüncesiyle sandık alacaklarını iş mahkemelerinde dava konusu yapmaları, usulden ret ve görevsizlik kararlarıyla zaman ve hak kaybına yol açmaktadır. Yargıtay bu kararıyla, sandık uyuşmazlıklarının çözüm yerinin genel görevli asliye hukuk mahkemeleri olduğunu tescil ederek, meslektaşlarımıza ve vatandaşlara davaların en başından itibaren doğru yargı yolunda açılması gerektiği konusunda net bir usul haritası çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) bünyesinde uzun yıllar boyunca muhabir olarak çalışmış ve iddialarına göre maruz kaldığı mobbing neticesinde kurumdan emekli olmak zorunda kalmıştır. Emekliliğe ayrılmasının ardından, üyesi bulunduğu TRT Memurları Yardım Sandığı tarafından kendisine yapılan ödemenin, sandık kurallarına ve emeklilik şartlarına göre hesaplanması gereken tutardan daha az olduğunu ileri sürmüştür.
Eksik ödenen sandık tazminatı alacağının faiziyle birlikte tahsil edilmesi amacıyla hukuki yollara başvuran davacının bu talebi, mahkemeler arasında görev uyuşmazlığına neden olmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, uyuşmazlığın hizmet sözleşmesinden kaynaklandığını belirterek dosyayı İş Mahkemesine göndermiş; İş Mahkemesi ise sandık ilişkisinin iş ilişkisi sayılamayacağı gerekçesiyle karşı bir görevsizlik kararı vermiştir. Uyuşmazlık, alacak davasına bakmakla hangi mahkemenin görevli olduğunun belirlenmesi amacıyla Yargıtay'a taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, görev uyuşmazlığını çözerken öncelikle iş mahkemelerinin görev alanını düzenleyen yasal mevzuata ve davalı konumundaki yardım sandığının hukuki statüsüne odaklanmıştır. İş mahkemelerinin görev ve yetki sınırları, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.1 kapsamında belirlenmiştir. Bu maddeye göre iş mahkemeleri; işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında doğrudan iş sözleşmesinden veya İş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan uyuşmazlıkları çözmekle görevlidir.
Davalı konumunda bulunan yardım sandıklarının yasal zemini ise bu noktada farklılık göstermektedir. Uyuşmazlığa konu edilen TRT Memurları Yardım Sandığı, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu Geçici m.20 kapsamında kurulan bir özel emekli sandığı veya vakfı niteliğinde değildir. Bu tür sandıklar, Türk Ticaret Kanunu'nun tanıdığı olanaklardan yararlanmak amacıyla mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi m.77/A (ve yürürlükteki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ilgili hükümleri) uyarınca kurulan sivil dayanışma yapılarıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre, bir şahsın tamamen Medeni Kanun hükümlerine göre kurulmuş olan bir yardım sandığı ile kurduğu üyelik bağı, sosyal güvenlik ilişkisi veya işçi-işveren ilişkisi kapsamında değerlendirilemez. İlgili sandığın Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu uygulamalarına ilişkin resmi tebliğlerinde ve listelerinde adının geçmemesi de bu durumu desteklemektedir. Sonuç olarak, kanunların iş mahkemelerine açıkça görev vermediği tüm hallerde genel görevli mahkemelerin yetkili olması kuralı gereğince, bu tür sandık aidat ve tazminat uyuşmazlıkları Asliye Hukuk Mahkemelerinin görev alanında kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı kapsamlı incelemede, öncelikle davanın tarafları arasındaki ilişkinin hukuki niteliğini saptamıştır. Davacının TRT kurumunda muhabir sıfatıyla çalışması nedeniyle işçi statüsünde olduğu ve işvereni ile bir iş sözleşmesi bulunduğu açık olmakla birlikte; eldeki davanın husumeti doğrudan işverene değil, TRT Memurları Yardım Sandığı'na yöneltilmiştir. Davaya konu alacak kalemi kıdem, ihbar veya fazla mesai gibi bir işçilik alacağı değil, tamamen sandık üyeliğinden doğan bir fark ödemesidir.
Dosyadaki bilgi ve belgeler ile mevzuat hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı TRT Memurları Yardım Sandığı'nın yasal anlamda bir sosyal güvenlik kurumu vasfı taşımadığı netleşmiştir. İlgili sandık, üyelerine çeşitli şartlar altında ekonomik ve mali yardımlar sağlamayı hedefleyen, Medeni Kanun hükümlerine dayanılarak oluşturulmuş bağımsız bir tüzel kişiliktir. Dolayısıyla, davacı ile davalı sandık arasındaki ilişki 506 sayılı Kanun veya 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine değil, bütünüyle Medeni Kanun ve genel hukuk prensiplerine dayanmaktadır.
Bu tespitler ışığında, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nin taraflar arasındaki ilişkinin salt "hizmet sözleşmesine dayandığı" gerekçesiyle verdiği görevsizlik kararının yasal dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmıştır. Diğer yandan, Ankara İş Mahkemesi'nin sandık alacağına ilişkin davanın bir işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanmadığına ve uyuşmazlığın sosyal güvenlik kanunlarına tabi olmadığına dair tespiti, hukuka ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun emsal içtihatlarına bütünüyle uygun bulunmuştur. Ortada iş mahkemesinin görev alanına giren türden bir ihtilaf bulunmadığından, yargılamanın genel mahkeme sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesinde sürdürülmesi gerektiği sabit görülmüştür.
Sonuç olarak Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi'nin yargı yeri olarak belirlenmesi yönünde karar vermiştir.