Karar Bülteni
AYM Medeni Doğan ve Diğerleri BN. 2023/13639
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/13639 |
| Karar Tarihi | 17.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma anayasal mülkiyet güvencelerini zedeler.
- Mülkiyet hakkına müdahale kanunilik şartını mutlak suretle sağlamalıdır.
- Kanuni usullere uyulmadan mülkiyete müdahale doğrudan hak ihlali oluşturur.
- Mülkiyet hakkı ihlalinin manevi zararları tazminat ödenerek giderilmelidir.
Bu karar, idarenin özel mülkiyete tabi taşınmazlara usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın fiilen el atmasının, anayasal mülkiyet güvenceleri karşısındaki hukuki durumunu net ve tartışmasız bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin mülkiyet hakkına müdahale edebilmesi için Anayasa'nın öngördüğü yasal prosedürlere ve özellikle kamulaştırma usullerine harfiyen uyması gerektiğinin altını çizmektedir. İlgili kanunlarda belirtilen katı usuller işletilmeden bir vatandaşın taşınmazına el atılması, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik temelinden tamamen yoksun olduğu anlamına gelmektedir. Bu durum, hukuk devleti ilkesinin en temel gereği olan idari eylemlerin yasalara uygunluğu prensibinin açık ve ağır bir ihlali olarak görülmektedir.
Söz konusu ihlal kararı, benzer nitelikteki kamulaştırmasız el atma davalarında idarenin hukuka aykırı fiili eylemlerine karşı mülk sahiplerinin korunması açısından oldukça güçlü bir emsal etkiye sahiptir. Yüksek Mahkemenin daha önceki yerleşik emsal kararlarında ortaya koyduğu katı ilkelerin bu kararla bir kez daha teyit edilmesi, kamulaştırmasız el atma uyuşmazlıklarında tavizsiz bir içtihadın varlığını pekiştirmektedir.
Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idarelerin kamu hizmeti sunarken mülkiyet hakkına müdahale süreçlerinde yasal usullere uymalarını kesin bir dille zorunlu kılmaktadır. Aksi takdirde kamu kurumlarının, mülk sahiplerine manevi tazminat ödemek de dâhil olmak üzere ciddi hukuki yaptırımlarla karşılaşacaklarını göstermektedir. Taşınmazlarına hukuka aykırı şekilde el konulan vatandaşlar için bu karar, mülkiyet haklarının iadesi veya zararlarının tazmini yolunda çok önemli bir anayasal güvence kalkanı niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, Medeni Doğan ve çok sayıdaki diğer başvurucunun, kendilerine ait tapulu taşınmazlara idare tarafından yasal bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın fiilen el atılması üzerine hak arayışına girmeleriyle başlamıştır. Başvurucular, özel mülkiyetlerinde bulunan ve yasal olarak kendilerine ait olan taşınmazlarına devlet kurumları tarafından hiçbir hukuki prosedür işletilmeden ve herhangi bir kamulaştırma bedeli ödenmeden el konulduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
Olayın temelinde, idarenin kamu hizmeti sunma amacı taşıdığı iddiasıyla veya başka nedensel gerekçelerle, özel mülkiyete tabi arazilere yasal kamulaştırma süreci başlatmadan ve mülk sahiplerinin rızasını almadan doğrudan doğruya müdahale etmesi yatmaktadır. Başvurucular, idarenin bu haksız el atma eylemi nedeniyle tapulu mülkiyet haklarının açıkça ihlal edildiğini ifade etmişlerdir. Yaşadıkları bu mağduriyetin giderilmesi, anayasal hak ihlalinin resmi olarak tespiti ve mülklerinden yoksun bırakılmaları sebebiyle uğradıkları manevi zararların karşılanması amacıyla Anayasa Mahkemesinden manevi tazminat talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik idari müdahalelerin hukuka uygunluğunu değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerini esas almakta ve titiz bir denetim uygulamaktadır. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca herkes mülkiyet hakkına sahiptir ve bu hak ancak kamu yararı amacıyla, doğrudan kanunla sınırlandırılabilir. Mülkiyet hakkına yönelik her türlü müdahalenin genel çerçevesini çizen Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın, yalnızca Anayasa'da belirtilen meşru sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini kesin bir dille emretmektedir.
Öte yandan, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazları kamu yararı amacıyla edinebilmesinin anayasal sınırları Anayasa m.46 ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, kamulaştırma işlemlerinin kanunun gösterdiği esas ve usullere göre, kural olarak gerçek karşılığı peşin ödenmek şartıyla yapılabileceği hüküm altına alınmıştır. Bu anayasal usul ve esaslar, uygulamada 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleriyle somutlaştırılmıştır. İdare, mülkiyete el atarken bu kanunun emredici ve bağlayıcı kurallarına sıkı sıkıya tabidir.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen yasal prosedürleri işletmeksizin özel mülkiyete konu bir taşınmaza fiilen el atması, tamamen kanunsuz bir müdahale niteliği taşımaktadır. Yüksek Mahkemenin önceki yerleşik kararlarında defalarca vurgulandığı üzere, kamulaştırmasız el atma eylemi doğrudan doğruya mülkiyet hakkına yönelik haksız bir saldırı oluşturur. Hukuk devleti ilkesi gereği idare, her türlü eylem ve işleminde anayasal ve yasal kurallara harfiyen uymakla yükümlüdür. Kanuni bir dayanağı olmadan vatandaşın taşınmazına el konulması, anayasal mülkiyet hakkı ihlaline yol açar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, Medeni Doğan ve diğerlerinin yaptığı bireysel başvuruları incelediğinde, ilk olarak başvurucuların ödeme güçlüğünü dikkate almış ve adil yargılanma prensipleri doğrultusunda yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun oldukları anlaşılan kişilerin adli yardım taleplerini kabul etmiştir. Ayrıca, konu yönünden hukuki irtibatı bulunan benzer başvurular da yargılama ekonomisi gereği bu dosyayla birleştirilmiştir. Akabinde Mahkeme, uyuşmazlığa konu olay ile benzer nitelikteki daha önceki emsal kararlara atıf yaparak hukuki değerlendirmesini gerçekleştirmiştir. Dosyanın esastan incelenmesi neticesinde, başvuruculara ait taşınmazlara idare tarafından usulüne uygun bir kamulaştırma kararı alınmaksızın ve yasal prosedürler işletilmeksizin fiilen el atıldığı kesin olarak saptanmıştır.
Yüksek Mahkeme, mülkiyet hakkının devlete ve idareye yüklediği negatif ve pozitif hukuki yükümlülükleri hatırlatarak, idarenin fiili eylemlerinin Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddeleri ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini vurgulamıştır. İlgili kanunda ayrıntılı biçimde gösterilen usullere uyulmadan gerçekleştirilen bu fiili müdahalenin hiçbir yasal dayanağının bulunmadığı, dolayısıyla idari eylemin en temel şart olan kanunilik koşulunu taşımadığı tespiti yapılmıştır. Temel hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü müdahalenin öncelikle şeklî ve maddi anlamda kanunilik unsurunu taşıması gerektiği, kanuni dayanaktan tamamen yoksun bir müdahalenin doğrudan hak ihlali sonucunu doğuracağı ifade edilmiştir.
Mahkeme ayrıca, kendi içtihadında yer alan önceki kararlarına ve benimsediği kurallara atıf yaparak, incelenen somut olayda anılan emsal kararlardaki ilkelerden ve varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektirecek farklı ve istisnai hiçbir yasal durum bulunmadığını tespit etmiştir. İdarenin kamulaştırmasız el atma fiilinin başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal ettiği ve yasal bir çerçeveye dayanmayan bu eylemin anayasal mülkiyet güvencesiyle kesinlikle bağdaşmadığı net olarak ortaya konulmuştur. Ortaya çıkan bu hukuki mağduriyetin giderilmesi ve anayasal hak ihlalinin yarattığı zararların telafi edilmesi amacıyla, mağdur olan mülk sahiplerine manevi tazminat ödenmesine hükmedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların taşınmazlarına kamulaştırmasız el atılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.