Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Mehmet Sıddık Fidan vd. | BN. 2022/109621

Karar Bülteni

AYM Mehmet Sıddık Fidan vd. BN. 2022/109621

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/109621
Karar Tarihi 17.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırmasız el atma işlemi mülkiyet hakkını ihlal eder.
  • Enflasyon kaynaklı değer kaybı mülk sahibine aşırı külfet yükler.
  • Tazminat komisyonunun düşük bedel belirlemesi etkili başvuru hakkını zedeler.
  • Sürece dair önemli bilgilerin gizlenmesi başvuru hakkının kötüye kullanılmasıdır.

Bu karar hukuken, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazlara herhangi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın eylemli olarak el atmasının ve bu el atma neticesinde mahkemelerce hükmedilen tazminat bedellerinin enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasının, mülkiyet hakkına yönelik çok ağır bir müdahale teşkil ettiğini net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamulaştırmasız el atmanın temel anayasal ilkelerden kanunilik ilkesine bütünüyle aykırı olduğunu, geç ödemelerden kaynaklanan enflasyon değer kayıplarının ise mülk sahibine aşırı ve olağan dışı bir külfet yükleyerek ölçülülük ilkesini zedelediğini açıkça belirtmiştir. Öte yandan, yargı kararlarının zamanında icra edilmemesi sebebiyle yapılan ihlal başvurularında, Tazminat Komisyonunun icra edilmeme süresiyle orantılı ve adil bir tazminat belirlememesinin etkili başvuru hakkını ihlal ettiği güçlü bir şekilde ifade edilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki hukuki önemi oldukça büyüktür. İdarelerin mülkiyet hakkına müdahalelerinde usule mutlak surette uygun davranma zorunluluğu pekiştirilirken, geç ödenen kamulaştırma tazminatlarında enflasyon farkının dikkate alınması gerektiği tartışmasız ve yerleşik bir ilke hâline gelmektedir. Ayrıca, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi şikâyetlerinde, İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun vereceği kararların salt şeklî bir incelemeden ibaret olmaması ve mağduriyeti gerçekten giderecek seviyede olması gerektiği vurgulanmıştır. Başvuru sürecinde alacağın idareden tahsil edilmesi gibi davanın sonucunu etkileyecek çok önemli gelişmelerin Anayasa Mahkemesine bildirilmemesi ise başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, idare tarafından kendilerine ait özel taşınmazlara herhangi bir kamulaştırma kararı veya işlemi olmaksızın fiilen el atılması üzerine mahkemelere başvurarak tazminat davası açmıştır. Yargılama süreçleri sonunda mahkemelerce başvurucular lehine tazminat ödenmesine hükmedilmiş, ancak ilgili idare tarafından bu bedeller zamanında ödenmemiştir. Başvurucular, hem kamulaştırmasız el atma işleminin bizzat kendisinin hem de hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğratılarak ödenmesinin mülkiyet haklarını zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Ayrıca, idare aleyhine verilen kesinleşmiş yargı kararlarının uzun süre uygulanmaması ve İnsan Hakları Tazminat Komisyonu tarafından bu gecikmeye karşılık hükmedilen tazminat miktarlarının son derece yetersiz olması nedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa'nın mülkiyet hakkını düzenleyen 35. maddesi ve hak arama hürriyeti ile adil yargılanma hakkını güvence altına alan 36. ve 40. maddelerine dayanmıştır. Mülkiyet hakkına yapılacak her türlü müdahalenin ancak üstün bir kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla yapılabileceği evrensel ilkesi gereğince, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine uyulmaksızın idarece taşınmazlara fiilen el atılması kanunilik ilkesine aykırı görülerek ağır bir ihlal olarak nitelendirilmiştir.

Enflasyonist ekonomik ortamlarda, idarenin mahkeme kararına dayanan borcunu zamanında ödememesi veya çok geç ödemesi nedeniyle paranın alım gücünde meydana gelen aşırı düşüşün, mülkiyet hakkının ölçülülük ilkesi bağlamında ihlaline yol açtığı yerleşik bir içtihat prensibi olarak benimsenmiştir. Bu tarz geciken ödemeler, bireylerin omuzlarına olağan dışı ve şahsi bir külfet yüklemektedir.

Diğer taraftan, yargı kararlarının geç icra edilmesi ya da hiç icra edilmemesi hususu bağlamında 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun ve yargı sistemimize 7445 sayılı Kanun ile dâhil edilen İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun hukuki rolü ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Söz konusu tazminat mekanizmasının, kararın icrası hakkı ihlallerini makul şekilde gidermesi gerekirken, geç icra etme süreleriyle orantılı olmayan son derece düşük tazminatlara hükmetmesi, Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının amacına ve özüne aykırı bulunmuştur. Ayrıca, bireysel başvuru sürecinde borcun idarece ödenmesi gibi yargılamanın seyrini değiştirecek hayati önemdeki gelişmelerin mahkemeden gizlenmesi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun uyarınca başvuru hakkının açıkça kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiş ve bu tutum kesin bir şekilde reddedilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruya ilişkin olarak öncelikle başvurucuların mülkiyet haklarına yönelik müdahalenin kanuniliğini ve ölçülülüğünü denetlemiştir. Başvuruculara ait taşınmazlara usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapılmaksızın idarece fiilen el atılmasının, kanunilik ilkesine açıkça aykırı olduğu ve mülkiyet hakkını ihlal ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca, bu el atma neticesinde mahkemelerce hükmedilen tazminatların enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması veya uğratılarak ödenmesinin de bireyler üzerinde olağan dışı ve aşırı bir külfet oluşturduğu, bu durumun mülkiyet hakkının ölçülülük ilkesini zedelediği kanaatine varılmıştır.

Yargı kararının icra edilmemesi şikâyetine yönelik incelemede ise Mahkeme başvuruları iki ayrı yönden değerlendirmiştir. Bir kısım başvurucuların borçları bireysel başvuru yapıldıktan sonra ödenmiş, ancak başvurucular bu önemli gelişmeyi Anayasa Mahkemesine bildirmemiştir. Bu durum, başvuru süreci hakkında doğru bir kanaat oluşturulmasını engellediğinden, ilgili başvurular başvuru hakkının kötüye kullanılması nedeniyle reddedilmiştir. Diğer taraftan, yargı kararlarının icra edilmemesi şikâyetleri bakımından İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna gidilmeden doğrudan yapılan bazı başvurular, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Son olarak, Tazminat Komisyonuna gidilen dosyalarda Komisyonun verdiği kararlar incelenmiştir. Komisyonun, yargı kararlarının uzun süre icra edilmemesine rağmen, gecikme süresiyle orantısız ve oldukça düşük miktarlarda tazminata hükmettiği saptanmıştır. Bu yaklaşım, Komisyonun kararların icrası hakkının ihlalini giderme hususundaki teorik etkisini pratiğe yansıtamadığını, dolayısıyla başvuru yolunun başarı şansı sunma kapasitesini yitirdiğini ortaya koymuştur. Bu itibarla, söz konusu başvurucular yönünden kararların icrası hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: