Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | 2022/84012 BN.

Karar Bülteni

AYM 2022/84012 BN.

Anayasa Mahkemesi | Meryem Öztürk | 2022/84012 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/84012
Karar Tarihi 02.07.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kanun değişikliğiyle alacak hakkının engellenmesi ihlaldir.
  • Etkili başvuru hakkı mülkiyetle doğrudan bağlantılıdır.
  • Hukuki yolların sonradan işlevsiz kılınması anayasaya aykırıdır.
  • Hak arama yolları yasa ile kullanılamaz hale getirilemez.

Bu karar hukuken, vatandaşların yargı makamları önünde hak arama hürriyetini kullanırken, devam eden bir dava sırasında yasama organı tarafından yapılan kanuni bir düzenlemenin, davanın sonucunu ve alacağın tahsil edilebilirliğini imkânsız kılmasının temel anayasal hakların ihlali anlamına geldiğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişilerin yasal yollara başvurarak meşru ve haklı bir beklenti içinde oldukları mülkiyet haklarının, sonradan yürürlüğe giren ve hakkın özüne dokunan mevzuat değişiklikleriyle ortadan kaldırılamayacağına hükmetmiştir. Özellikle şirketlere yatırılan paraların iadesi amacıyla açılan alacak davalarında, vatandaşın yargısal mekanizmaları işletme imkânının yasa ile fiilen ve hukuken elinden alınması, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak güvence altına alınan etkili başvuru hakkının özünün doğrudan zedelenmesi olarak değerlendirilmiştir. Hukuk devletinin en temel gereklerinden biri, kişilere haklarını arayabilecekleri ve ihlalleri giderebilecekleri etkili yolların sunulmasıdır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi oldukça büyüktür. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu emsal nitelikteki kararlara açıkça atıf yaparak, yasama tasarruflarının devam eden uyuşmazlıklarda kişilerin adalete erişim ve hak arama yollarını işlevsiz bırakacak şekilde geriye dönük hak kayıpları yaratamayacağını istikrarlı ve güçlü bir içtihat haline getirmiştir. Bu bağlamda, devam eden iade davalarında şirketler lehine veya aleyhine getirilen kanuni düzenlemelerin, başvurucuların hukuki mekanizmaları işletme imkânını yok etmesi halinde anayasal ihlal doğuracağı açıkça ortaya konulmuştur. Bu durum, uygulamada benzer mahiyette şirket alacakları ve iade davaları sebebiyle uzun süredir mağduriyet yaşayan binlerce vatandaş için yeniden yargılama yolunu açan çok güçlü bir hukuki dayanak oluşturmaktadır. Etkili başvuru hakkının sadece teorik bir güvence olmadığı, pratikte de sonuç doğurması gerektiği bir kez daha kanıtlanmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Meryem Öztürk, bir şirkete daha önceden yatırmış olduğu paranın tarafına iade edilmesi talebiyle Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde bir alacak davası açmıştır. Davacı, hukuki yolları kullanarak parasını geri alma beklentisiyle mahkemeye başvurmuş ve hukuki süreci usulüne uygun şekilde başlatmıştır. Ancak bu dava mahkeme önünde henüz görülmeye devam ettiği esnada, yasama organı tarafından konuyla doğrudan ilgili yeni bir kanuni düzenleme yürürlüğe konulmuştur. Çıkarılan bu yeni yasa sonucunda, başvurucunun açtığı davanın görülme zemini ortadan kalkmış, alacağın tahsili için işletilen hukuki yollar tıkanmış ve parasını tahsil etme imkânı fiilen elinden alınmıştır. Başvurucu, şirket aleyhine yürüttüğü bu hukuki sürecin, kanun koyucunun sonradan yaptığı müdahaleyle işlevsiz bırakıldığını ve yargı yolunun kapatıldığını belirtmiştir. Birey olarak alacağına kavuşamaması sebebiyle yaşadığı mağduriyeti dile getiren başvurucu, bu durumun mülkiyet hakkını ve adalete erişimini sağlayan etkili başvuru hakkını zedelediği gerekçesiyle mağduriyetinin giderilmesi adına Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve yeniden yargılama ile maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Anayasa m. 40 kapsamında düzenlenen etkili başvuru hakkı kurallarını merkeze almıştır. Mülkiyet hakkı, anayasal demokratik bir düzende kişilerin malvarlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilmelerini sağlayan en temel haklardan biridir ve bu alana yönelik her türlü devlet müdahalesi ancak üstün bir kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılabilir. Bireylerin hukuken geçerli bir alacak hakkına sahip olmaları ve bunu mahkemeler aracılığıyla elde etmeye yönelik meşru bir beklenti içinde bulunmaları da yargısal içtihatlar doğrultusunda tartışmasız bir şekilde mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmektedir.

Etkili başvuru hakkı ise, anayasal bir hakkı ihlal edilen herkesin yetkili makamlara gecikmeden başvurabilme ve hakkının korunmasını talep edebilme imkânını güvence altına almaktadır. Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla açılan davalarda, kişilere uyuşmazlığın esasına ilişkin iddialarını sunabileceği, delillerini özgürce tartışabileceği ve hakkını elde edebileceği işlevsel bir yargı yolunun sunulması zorunludur.

Yargılama devam ederken çıkarılan bir kanunla, davanın konusuz kalmasına veya alacağın tahsilinin yasal olarak imkânsız hale gelmesine neden olunması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Hukuk devletinde kanunların kural olarak geriye yürümemesi ve kazanılmış hakları ya da haklı beklentileri zedelememesi esastır. Anayasa Mahkemesi, bu tür durumlarda devletin vatandaşlara sunduğu hukuki mekanizmaların işletilmesinin sonradan çıkarılan yasalarla engellenmesinin, Anayasa m. 40 hükmünde yer alan etkili başvuru hakkının özüne dokunduğunu ve mülkiyet hakkının korunmasını imkânsız kıldığını temel bir kural olarak uygulamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı detaylı bir biçimde incelerken başvurucu Meryem Öztürk'ün şirkete yatırdığı paranın iadesini sağlamak amacıyla uygun hukuki yollara zamanında başvurduğunu ve yerel mahkeme nezdinde dava açtığını tespit etmiştir. Mahkeme, daha önce vermiş olduğu benzer nitelikteki emsal kararlarında belirlediği anayasal ilkelere dikkat çekerek bu başvuru kapsamında uygulanacak olan değerlendirmeleri detaylandırmıştır. Söz konusu kararlarda vurgulandığı üzere, kişilerin mülkiyet hakkına kavuşmak için başlattıkları hukuki süreçlerin devlet tarafından güvence altına alınması ve sonuçsuz bırakılmaması gerekmektedir.

Dosya kapsamındaki bulgulara göre, başvurucunun açtığı davanın devam ettiği süreçte, uyuşmazlığın esasına doğrudan etki eden ve alacağın tahsilini imkânsız kılan bir kanuni düzenleme yapılmıştır. Yüksek Mahkeme, yargılama henüz sürerken yapılan bu yasal değişikliğin, başvurucunun alacağına kavuşmasını sağlayan hukuki mekanizmaları işletme imkânından tamamen mahrum bırakılmasına neden olduğunu saptamıştır. Kişilerin mülkiyet hakkına dair iddialarını yargı mercileri önünde tartışma, kanıtlama ve neticede haklı ise sonuç alma hakkının, yasa koyucunun sonradan yaptığı doğrudan bir müdahaleyle ortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.

Mahkemenin tespitlerine göre, somut olayda anılan emsal kararlarda açıklanan ve oturtulan anayasal ilkelerden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir istisnai hukuki veya fiilî durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun hukuki alacağına kavuşabilmesi için etkili bir yargısal koruma sağlanmamış ve başvuru yolları yasa değişikliğiyle tamamen etkisiz hale getirilmiştir. Meydana gelen bu ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılması için davanın yeniden görülmesinde hukuki yarar ve zorunluluk bulunduğu vurgulanmıştır. Yeniden yargılamanın, tespit edilen anayasal ihlalin giderilmesi için kendi başına yeterli bir çözüm ve giderim yolu sunduğu anlaşıldığından, başvurucunun bununla birlikte talep ettiği maddi ve manevi tazminat isteklerinin ayrıca reddedilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: