Karar Bülteni
AYM Aliye Kaynak ve Diğerleri BN. 2020/19036
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2020/19036 |
| Karar Tarihi | 27.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kanun değişikliğiyle tahsil imkânı engellenemez.
- Mülkiyet hakkı yargı yoluyla korunmalıdır.
- Devam eden davalara müdahale ihlaldir.
- Etkili başvuru hakkı fiilen işletilebilmelidir.
Anayasa Mahkemesi bu önemli kararı ile, vatandaşların hukuki yollara başvurarak alacaklarını tahsil etmeye çalıştığı esnada, yasama organı tarafından yapılan kanuni bir düzenleme ile bu imkânın fiilen ortadan kaldırılmasının anayasal hakların açık bir ihlali anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Karar, kanun koyucunun devam eden davalara doğrudan etki edecek ve kişilerin mülkiyet hakkını zedeleyecek mahiyette düzenlemeler yapmasının, mahkemeye erişim ve etkili başvuru hakkını tamamen işlevsiz bıraktığını göstermektedir. Bir hukuk devletinde bireylerin hak arama özgürlüğünün kanun yoluyla şeklen açık bırakılıp pratikte sonuçsuz hâle getirilmesi kabul edilemez bir durumdur.
Benzer davalar ve gelecekteki uyuşmazlıklar açısından bu kararın son derece güçlü bir emsal etkisi bulunmaktadır. Özellikle kamuoyunda çok ortaklı şirketler veya holdingler olarak bilinen kurumlara yatırılan paraların iadesi için açılan davaları sonuçsuz bırakmak amacıyla sonradan getirilen kanuni düzenlemelerin anayasal yargı denetiminden kaçamayacağı bir kez daha tescillenmiştir. Uygulamada, idarenin veya yasama organının yargısal süreçlere sonradan müdahale ederek vatandaşın alacağına kavuşmasını imkânsız hâle getirmesi, hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Bu emsal karar, mülkiyet hakkının korunmasında yargısal yolların kâğıt üzerinde kalmaması, fiilen de mağduriyeti giderecek sonuçlar doğuracak şekilde işletilebilmesi gerektiğini en üst perdeden güvence altına alarak toplumun hukuka olan güvenini pekiştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucuların (Aliye Kaynak ve diğerleri) geçmişte bir şirkete yatırdıkları paraların iadesini sağlamak amacıyla başlattıkları hukuki sürecin, yargılama devam ederken yapılan bir kanun değişikliğiyle tamamen sonuçsuz bırakılması etrafında şekillenmektedir. Başvurucular, hukuken haklı olduklarını düşündükleri alacaklarına kavuşabilmek maksadıyla yetkili mahkemelerde alacak davası mahiyetinde davalar açarak hukuki yollara başvurmuşlardır.
Ancak yargılama süreci devam ederken, yasama organı tarafından bu tür alacakların tahsilini engelleyen nitelikte yeni bir kanuni düzenleme yürürlüğe konulmuştur. Bu yasa değişikliği sonucunda, mahkemelerin başvurucular lehine karar vermesi veya söz konusu alacağın tahsil edilmesi imkânı hukuken ve fiilen ortadan kaldırılmıştır. Başvurucular, devletin çıkardığı bu yeni yasa nedeniyle yıllardır sürdürdükleri hukuk mücadelesinin anlamsız hâle geldiğini, mahkemeye gitmelerinin hiçbir sonuç doğurmadığını ve yatırdıkları paraları geri alamayarak mağdur edildiklerini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve zararlarının tazminini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önündeki bu hukuki uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35'te güvence altına alınan "mülkiyet hakkı" ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40'ta düzenlenen "etkili başvuru hakkı" çerçevesinde kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin sahip oldukları malvarlığı değerleri ve meşru beklenti teşkil eden alacakları üzerinde diledikleri gibi tasarrufta bulunabilmelerini ve bu hakka yönelik her türlü haksız müdahalenin engellenmesini güvence altına almaktadır.
Etkili başvuru hakkı ise, anayasal hakları ihlal edildiğini iddia eden her bireyin, bu ihlalin tespiti ve giderilmesi için yetkili makamlara başvurma imkânına sahip olmasını emreder. Bu hakkın sağlanmış kabul edilebilmesi için sunulan yargısal veya idari mekanizmaların sadece kâğıt üzerinde bulunması yeterli değildir; aynı zamanda ulaşılabilir ve mağduriyeti fiilen giderebilecek başarı şansını sunan sonuç alıcı yollar olması zorunludur.
Mahkemenin yerleşik içtihatlarına ve atıf yaptığı Turgay Kılıç emsal kararına göre, kişilerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla kanunun öngördüğü hukuki yollara başvurması mülkiyet hakkının en temel koruma kalkanlarından biridir. Devletin bu süreçte sadece yargı yolunu şeklen açık tutması yetmez; yargılama devam ederken çıkarılacak kanunlarla bu yargısal yolu tamamen işlevsiz ve etkisiz hâle getirecek eylemlerden kesinlikle kaçınması gerekir. Yasama organı tarafından yapılan bir kanuni düzenleme, kişilerin mülklerine ulaşmalarını engelleyecek biçimde derdest davaların esasına girilmesini önlüyor veya mahkeme kararlarının icra kabiliyetini sıfıra indiriyorsa, bu durum hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkelerini doğrudan ihlal eder. Dolayısıyla, dava açma hakkı, sonradan çıkarılan kanunlarla pratikte başarı şansından yoksun bir hâle dönüştürülemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Aliye Kaynak ve diğerleri tarafından yapılan bireysel başvuruyu incelerken, olay ve olguların daha önce karara bağlanan ve temel anayasal ilkelerin tespit edildiği emsal dosyalarla birebir aynı nitelikte olduğunu saptamıştır. Somut olayda başvurucuların, bir şirkete yatırdıkları paraların iadesi talebiyle hukuki mekanizmaları usulüne uygun şekilde işlettikleri ve yetkili derece mahkemelerinde davalarını açtıkları dosya kapsamından sabittir. Ne var ki bu davalar henüz derdest iken yürürlüğe giren kanuni düzenleme, başvurucuların alacaklarını tahsil etme imkânını yasal olarak ortadan kaldırmıştır.
Mahkemenin tespitlerine göre, devletin bir yandan vatandaşlara mülkiyet haklarını koruyabilmeleri ve alacaklarını tahsil edebilmeleri için mahkeme kapılarını göstermesi, ancak diğer yandan tam da bu yargı süreci devam ederken çıkardığı bir yasa ile bu yolu tamamen sonuçsuz bırakması kabul edilebilir bir durum değildir. Bu tür bir yasama müdahalesi, mahkemeye başvuruyu adaletin tecelli edeceği bir hak arama yolu olmaktan çıkarıp, içi boş ve sadece şekli bir merasime dönüştürmektedir. Etkili başvuru hakkının özü, sadece dilekçe verip dava açabilme hakkını değil, aynı zamanda bu davanın sonucunda adaletin sağlanarak alacağa kavuşma ve mağduriyetin etkili bir şekilde giderilmesi ihtimalini de barındırmalıdır. Somut olayda yapılan kanuni düzenleme, hukuki yolları teorik olarak açık tutmuş gibi görünse de pratikte başarı elde etme ve mülke erişim şansını tamamen yok etmiştir.
Bu tespitler ışığında Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda yeniden uzun uzadıya bir değerlendirme yapmaya gerek görmeksizin daha önce benzer konularda belirlediği anayasal ilkelerin bu olayda da tereddütsüz biçimde geçerli olduğunu vurgulamıştır. Yargılama sırasında idare ve yasama eliyle yapılan bu haksız düzenlemenin, başvurucuları hukuki mekanizmaları verimli bir şekilde işletme imkânından kesin olarak mahrum bıraktığı anlaşılmıştır.
Bireysel başvuru neticesinde ihlalin tespiti ve giderimi yönünden yapılan incelemede ise, tespit edilen bu temel hak ihlalinin ve zararlı sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğuna karar verilmiştir. Derece mahkemelerinin bu ihlal kararı doğrultusunda yeniden yargılama yaparak mağduriyeti gidermesinin yeterli ve etkili bir telafi mekanizması sağlayacağı anlaşıldığından, başvurucuların ayrıca ve ilaveten talep ettikleri maddi tazminat isteklerinin ise reddedilmesi gerektiğine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listede belirtilen mahkemelere kararın gönderilmesi yönünde başvuruyu kabul etmiştir.