Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/30670 E. 2017/3797 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/30670 |
| Karar No | 2017/3797 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kanun dışı grev haklı fesih nedenidir.
- Toplu eylemlerin ölçülü ve barışçıl olması gerekir.
- Yürürlükte TİS varken işi bırakma kanun dışıdır.
- Tüzel kişiliği olmayan temsilcilerin tanınması zorunlu değildir.
Bu karar hukuken, işyerinde yürürlükte olan bir toplu iş sözleşmesi (TİS) bulunmasına rağmen, işçilerin sendika değiştirmeye zorlamak veya çeşitli ek menfaatler elde etmek amacıyla gerçekleştirdikleri toplu iş bırakma ve işyeri işgali eylemlerinin sınırlarını netleştirmektedir. Yüksek Mahkeme, uluslararası sözleşmeler ve anayasal haklar çerçevesinde işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları bulunduğunu peşinen kabul etmekle birlikte, bu hakkın kullanımının keyfi ve sınırsız olamayacağını vurgulamıştır. Özellikle eylemin işverene zarar verme kastı taşımaması ve ölçülü olması gerektiği açıkça ifade edilmiş, aksi takdirde masum bir hak arama hürriyetinin kanun dışı grev niteliğine bürüneceği hüküm altına alınmıştır.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi bakımından bu karar, işçilerin yetkili sendikaya tepki olarak başlattıkları ancak asıl zararı işverenin üretimine verdikleri fiili eylemlerde işverenin fesih hakkının meşru zeminini kesin olarak çizmektedir. Mahkeme, yasal olarak tanınması imkansız olan kendi gayri resmi temsilcilerine resmi statü verilmesi gibi talepler karşısında işverenin eylemsiz kalmaya zorlanamayacağını belirterek, ölçüsüz eyleme katılan işçilerin işten çıkarılmasının haklı nedene dayandığını teyit etmiştir. Bu yönüyle içtihat, kanuni grev prosedürleri işletilmeden yapılan fiili işgal ve iş bırakma eylemlerinin iş güvencesi korumalarından faydalanamayacağını ortaya koymakta ve benzer toplu iş uyuşmazlıklarındaki fesih süreçleri için temel bir dayanak oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı fabrikada yetkili olan sendikanın imzaladığı sözleşmeden memnuniyetsizlik duyarak diğer birçok işçiyle birlikte sendikadan istifa etmiş ve işyerinde gerçekleştirilen çeşitli protesto eylemlerine katılmıştır. İşçiler, kendi seçtikleri fiili sözcü ve temsilcilerin işverence resmi olarak tanınmasını, mevcut yetkili sendika temsilcilerinin odasının kapatılmasını ve diğer bazı emsal fabrikalarda yapıldığı iddia edilen ek ücret artışlarının kendilerine de uygulanmasını talep ederek iş bırakmış, fabrikayı günlerce terk etmeyerek üretimi tamamen durdurmuştur.
İşveren ise bu durumu yasa dışı grev ve işgal eylemi olarak değerlendirmiş, işçilere eylemi sona erdirmeleri ve üretime dönmeleri için çeşitli kereler ihtar ile uyarılarda bulunmuştur. Fabrikanın işgal edilmeye devam etmesi üzerine ise, eylemi sürdüren davacı işçinin iş sözleşmesi tazminatsız olarak haklı nedenle feshedilmiştir. Davacı işçi, eylemlerinin barışçıl bir hak arama hürriyeti niteliğinde olduğunu, feshin asıl nedeninin yasa dışı sendikal baskılar olduğunu ileri sürerek işe iadesi talebiyle dava açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 düzenlemesini referans almıştır. İlgili kanun maddesine göre, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerinde faaliyeti durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmaları grev olarak tanımlanmaktadır. Uyuşmazlık anında yasanın aradığı kanuni grev şartları gerçekleşmeden yapılan fiili iş bırakma eylemleri ise açıkça kanun dışı grev sayılmaktadır.
Bununla birlikte mahkeme, iş hukukunda işçilerin bireysel veya toplu haklarını savunmak amacıyla gerçekleştirdikleri eylemleri sadece iç hukuk normları bağlamında değil, evrensel ilkeler çerçevesinde de derinlemesine değerlendirmiştir. Bu bağlamda, 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, m.54 ve m.90 hükümleri gereğince işçilerin demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunduğu yerleşik bir içtihat prensibi olarak kabul görmüştür.
Ne var ki, bu anayasal ve uluslararası demokratik hakkın kullanımı mutlak bir serbesti alanı yaratmamaktadır. Eylemin hukuka uygun ve barışçıl nitelikte kabul edilebilmesi için mutlaka işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve eylemin ölçülülük ilkesiyle bağdaşması temel bir kuraldır. Toplu iş sözleşmesinin tarafı olan ve yasalarca yetkilendirilmiş bir resmi sendika varken, işçilerin hiçbir tüzel kişiliği ve yasal statüsü bulunmayan fiili temsilcilerinin resmi muhatap alınmasını istemesi ve bu uğurda işyerini işgal edip üretimi engellemeleri, meşru bir hak arama yöntemi olmaktan çıkarak hakkın açıkça kötüye kullanımı niteliğini taşır. İşverenin bu tür hukuka aykırı toplu eylemler ve direnişler karşısında, 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi uyarınca ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller kapsamında iş sözleşmesini derhal ve tazminatsız olarak haklı nedenle fesih hakkı doğmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan detaylı incelemede, somut olayın meydana geldiği fabrikada hali hazırda yasal prosedürlere uygun olarak bağıtlanmış ve geçerli bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu, bu sözleşmenin 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olduğu tespit edilmiştir. İşçilerin başka bazı emsal işyerlerindeki maddi zam oranlarını gerekçe göstererek mevcut toplu iş sözleşmesi döneminde iş bırakmaları, yasal bir kanuni grev hakkının kullanımı mahiyetinde değildir.
İşçilerin gerçekleştirdiği fiili eylemin, demokratik ve barışçıl bir hak arama özgürlüğü çerçevesinde ölçülü olup olmadığı değerlendirildiğinde; eylemin uzayan süresi, eyleme katılan yüksek kişi sayısı ve eylemin sırf işi bırakmakla kalmayıp emniyet güçlerinin müdahalesine kadar fabrika binasından çıkmama (fiili işgal) şeklinde sürmesi hususları göz önüne alındığında, eylemin barışçıl ve ölçülü olma sınırlarını tamamen aştığı kanaatine varılmıştır. Ayrıca tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere, işçilerin asıl tepkisinin doğrudan işverene değil, üyesi bulundukları yetkili sendikaya yönelik olduğu, ancak bu iç çekişmenin işverenin üretimini durduracak haksız bir boyuta ulaştığı saptanmıştır.
Somut olayda işçiler, işverenden yasal olarak yerine getirilmesi imkansız taleplerde bulunmuşlardır. İşyerinde yetkili bir sendika bulunmasına rağmen, kendi aralarından seçtikleri tüzel kişiliği bulunmayan temsilcilerin işverence bir protokolle tanınmasını ve onlara yetkili sendika gibi oda tahsis edilmesini istemişlerdir. İşverenin bu kanun dışı fiili talepleri kabul etmesi hukuken mümkün değildir. Öte yandan işverenin, olayların başından itibaren iyi niyetli bir yaklaşım sergilediği, üretimi durduran işçilere işe dönmeleri konusunda uyarılar yaptığı, SMS yoluyla ihtarlarda bulunduğu ve yasa dışı eyleme son vermeyenlerin iş sözleşmelerinin haklı nedenle feshedileceğini açıkça bildirdiği saptanmıştır. Olay örgüsünde işverenin, sendikalı olan işçiler ile sendikadan istifa eden işçiler arasında bir ayrımcılık yaptığına veya mevcut sendikayı koruma gayesiyle hareket ettiğine dair dosyaya yansıyan hiçbir somut delil bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, gerçekleştirilen ölçüsüz yasa dışı grev eylemi karşısında işverenin fesih işleminin haklı nedene dayandığı yönünde karar vererek yerel mahkemenin kabul kararını bozmuştur.