Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/30669 E. 2017/3796 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/30669 |
| Karar No | 2017/3796 |
| Karar Tarihi | 13.03.2017 |
| Dava Türü | İşe İade |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Toplu eylemlerin ölçülülük ilkesine uygun olması gerekir.
- İşyeri işgali şeklindeki eylemler ölçülülük ilkesini aşar.
- Kanuni şartları taşımayan iş bırakma yasadışı grevdir.
- Toplu iş sözleşmesi varken kanuni grev yapılamaz.
Bu karar, işçilerin anayasal ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan demokratik tepki ve toplu eylem haklarının sınırlarını oldukça net bir hukuki çerçeveye oturtmaktadır. Yargıtay, işçilerin iş koşullarını veya ekonomik menfaatlerini korumak amacıyla gerçekleştirdikleri iş bırakma eylemlerinin temel bir hak olduğunu kabul etmekle birlikte, bu hakkın keyfi ve sınırsız bir biçimde kullanılamayacağını özellikle vurgulamaktadır. Hak arama hürriyetinin meşru bir zeminde kalabilmesi için eylemin kesinlikle barışçıl nitelik taşıması, ölçülülük ilkesine titizlikle uygun olması ve işverene özel olarak bir zarar verme kastı içermemesi gerekmektedir. İşyerini terk etmeme, günlerce işgal eylemi yapma ve emniyet gücü müdahalesine kadar üretimi kesintisiz biçimde uzun süre durdurma gibi eylemler bu yasal sınırın çok açık bir şekilde aşılması anlamına gelmektedir.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu karar, özellikle işyerinde yetkili sendikaya duyulan tepki olarak gelişen ve zamanla fiili yasadışı grev halini alan kontrolsüz işçi eylemlerinde işverenlerin haklı fesih yetkisini somut biçimde netleştirmektedir. Yürürlükte geçerli bir toplu iş sözleşmesi halihazırda varken işçilerin farklı beklentilerle yeni talepler üreterek eylem yapması ve bu eylemlerin yasadışı grev boyutuna ulaşan işgallerle sonuçlanması, işverene yasal dayanaklar çerçevesinde derhal sözleşmeyi sonlandırma imkanı tanımaktadır. Karar, sendikal rekabetin, iç uyuşmazlıkların veya yetki itirazlarının işyeri barışını ve düzenini onarılamaz biçimde bozacak seviyeye ulaştığı durumlarda emsal niteliği taşımakta; salt topluluk psikolojisiyle hareket edilerek yasadışı eylemlere sorgusuzca katılmanın işçiler açısından doğuracağı ağır hukuki sonuçları ve tazminatsız işten çıkarılma risklerini tüm somutluğuyla ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İşçi statüsünde çalışan davacı, görev yaptığı fabrikaya ve işverene karşı feshin geçersizliği ve işe iade davası açmıştır. Olayların temelinde, metal sektöründe faaliyet gösteren başka firmalardaki işçilerin sendika değiştirme süreçleri neticesinde ek zamlar ve yeni ekonomik haklar elde etmeleri yatmaktadır. Bu gelişmeleri emsal alan davalı şirketteki davacı ve büyük bir grup işçi de benzer mali ve sosyal haklar talep ederek mevcut yetkili sendikadan istifa etmişlerdir. İşçiler, fabrika içinde üretimi durdurma ve uyarıları dikkate almayarak alanı terk etmeme eylemleri gerçekleştirmişlerdir. İşveren, yetkili sendikayı aradan çıkararak yalnızca kendi seçtikleri yeni sözcülerle resmi protokol yapılmasını dayatan bu işçi eylemini yasadışı grev olarak değerlendirmiş ve iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmiştir. İşçi ise bu eylemlerinin tamamen demokratik, barışçıl ve hak arama hürriyeti kapsamında kaldığını belirterek işe iadesine ve sendikal tazminat ödenmesine karar verilmesini mahkemeden talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Bu hukuki uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasında, ulusal iş hukuku mevzuatı ile uluslararası sözleşme normları bir arada detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Davanın temel hukuki problemi, gerçekleştirilen iş bırakma eyleminin anayasal meşru bir hak arama faaliyeti mi yoksa mevzuata aykırı yasadışı bir grev mi olduğu noktasında toplanmaktadır.
6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 hükmü uyarınca, işçilerin topluca çalışmamak suretiyle işyerindeki faaliyeti tamamen durdurmak veya işin niteliğine göre önemli ölçüde aksatmak amacıyla aralarında anlaşarak işi bırakmalarına kanuni olarak grev adı verilmektedir. Yürürlükte bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesi varken veya kanuni grev için aranan zorunlu şartlar henüz tam anlamıyla gerçekleşmeden eyleme geçilmesi durumunda yapılan eylemler hukuken kanundışı grev olarak kesin şekilde nitelendirilir.
Diğer yandan, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 87 ve 98 sayılı sözleşmeleri, Avrupa Sosyal Şartı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.51, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.54 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.90 hükümleri gereğince, işçilerin sosyal ve ekonomik çalışma haklarını savunmak amacıyla demokratik ve barışçıl toplu eylem hakları hukuken güvence altındadır. Ancak yerleşik içtihat prensipleri, bu demokratik hakkın kullanımının mutlak ve sınırsız olmadığını ifade eder. Bir eylemin barışçıl sayılabilmesi için işverene veya işyerine özel olarak zarar verme kastı içermemesi ve eylemin gerçekleştirilme süresi, şekli, katılımcı sayısı itibarıyla hukuktaki ölçülülük ilkesine sadık kalması gerekmektedir. Eylemler bu sınırı aştığında, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II ile 6356 sayılı Kanun m.70 uyarınca sözleşmeyi derhal haklı fesih yetkisi doğmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamına sunulan belgeler, dinlenen taraf tanık beyanları ve tüm mahkeme süreci titizlikle incelendiğinde, davacı ve beraberindeki geniş bir işçi grubunun işyerinde üretimi aniden durdurmak ve fabrika üretim alanını günlerce terk etmemek suretiyle organize bir toplu eylem gerçekleştirdikleri kesin olarak saptanmıştır. Bu yaygın eylemin hukuki ve fiili kökeninde, başka fabrikalarda yaşanan sendikal gelişmelere paralel olarak, işveren nezdinde halihazırda kanunen yetkili sendikanın fiilen dışlanması ve işçiler tarafından yeni seçilen sözcülerin işverence zorla resmi muhatap olarak tanınması talepleri bulunmaktadır.
İlk derece yerel mahkemesi, her ne kadar bu fiili durumu, işverene karşı doğrudan zarar verme kastı bulunmaması, makinelere ve ekipmanlara fiziki zarar verilmemesi sebepleriyle demokratik, ölçülü ve barışçıl bir hak arama özgürlüğü olarak nitelendirmişse de, Yargıtay dairesi hukuken bu değerlendirmeye katılmamıştır. Yargıtay özel dairesinin incelemesinde, işçi ile işveren tarafları arasında olay tarihi itibarıyla geçerli bir toplu iş sözleşmesi bulunduğu açıkça belirlenmiştir. Hukuk sistemimizde mevcut ve geçerli bir toplu iş sözleşmesi barış süreci yürürlükteyken işçilerin kanuni grev haklarını kullanmaları hiçbir şekilde mümkün değildir.
Somut uyuşmazlıkta gerçekleştirilen eylem; yüzlerce işçinin fabrika binasından uyarılarına rağmen çıkmaması, durumun kolluk emniyet güçlerinin zorunlu müdahalesiyle ancak sona erdirilebilmesi, günlerce sürmesi ve üretim faaliyetini tamamen sekteye uğratması gibi belirleyici objektif nitelikleri göz önüne alındığında, demokratik bir protestonun hukuken sahip olması gereken ölçülülük ve makullük sınırlarından tamamen uzaktır. Dahası, eylemin işverene yönelik haklı bir talepten ziyade, işyerindeki mevcut yetkili sendikaya tepki olarak başlaması ve hukuken muhatap kabul edilmesi imkânsız olan yeni gayriresmi bir yapının işverence tanınmasını zorlaması, yapılan eylemi hukuki bir dayanağa veya korumaya kavuşturmamaktadır. İşverenin, sendikal rekabete dayalı bu krizde eyleme son verilmesi yönündeki çağrılarının sonuçsuz kalması neticesinde iş sözleşmelerini sona erdirmesinde ayrımcılık yaptığı da ispat edilememiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, feshin haklı nedene dayandığı ve davanın reddedilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.