Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2016/30677 E. | 2017/3804 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2016/30677 E. 2017/3804 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/30677
Karar No 2017/3804
Karar Tarihi 13.03.2017
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kanuni şartları taşımayan iş bırakma eylemi yasadışıdır.
  • Toplu eylemler ölçülü ve barışçıl olmak zorundadır.
  • İşyeri işgali işverene haklı fesih imkanı verir.
  • Yetkili sendika varken gayriresmi temsilci hukuken tanınamaz.

Bu karar, işyerinde yetkili sendikaya tepki olarak başlayan ve iş bırakma ile işyeri işgaline dönüşen toplu eylemlerin sınırlarını hukuken net bir şekilde çizmektedir. Yargıtay, işçilerin demokratik itiraz ve toplu eylem hakları bulunduğunu kabul etmekle birlikte, eylemin ölçülülük ilkesine uyması gerektiğinin altını titizlikle çizmiştir. Fabrikanın günlerce işgal edilmesi ve yasal olarak karşılanması mümkün olmayan talepler öne sürülerek üretimin durdurulması, hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilmiş ve feshin haklı nedene dayandığına hükmedilmiştir.

Kararın uygulamadaki en büyük emsal etkisi, işçi eylemlerinin barışçıl ve ölçülü olma kriterlerini somutlaştırmasıdır. Sırf sendikal tepkilerle başlatılan ancak işyerini işgal boyutuna ulaşan ve üretimi felç eden eylemlerde işverenin derhal ve tazminatsız fesih hakkının doğacağı kesin olarak tescillenmiştir. Özellikle, toplu iş sözleşmesi yürürlükte olan bir işyerinde işçilerin yasal prosedür dışına çıkarak gayriresmi temsilcilik tanınmasını talep etmelerinin, işverenden yasadışı bir davranış bekleme anlamına geldiği ve bu sebeple işverenin iş sözleşmelerini haklı nedenle feshedebileceği açıkça vurgulanmıştır. Bu yönüyle kriz anlarında eyleme katılan işçiler ve süreci yöneten işverenler açısından son derece kritik bir standart getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, çalıştığı fabrikadaki yetkili sendikadan istifa ettiğini, bu süreçte işveren ve sendika temsilcileri tarafından kendisine ve arkadaşlarına psikolojik baskı yapıldığını iddia etmiştir. Davacıya göre, işçilere sendikaya dönmeleri için ağır baskılar yapılmış, işçilerin yerleri değiştirilmiş ve temel ihtiyaç molalarında dahi sürekli takip edilmişlerdir. Davacı, bu baskılar sonrası iş sözleşmesinin haksız ve geçersiz bir şekilde feshedildiğini öne sürerek işe iadesini ve sendikal tazminat talep etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren iddiaların asılsız olduğunu, davacı ve beraberindeki yüzlerce işçinin yasadışı bir şekilde üretimi durdurarak işyerini işgal ettiklerini savunmuştur. İşveren, sağduyu çağrılarına, polis uyarılarına ve yasal hakların hatırlatılmasına rağmen eyleme son verilmediğini, bu nedenle iş sözleşmelerinin haklı nedenle tazminatsız olarak feshedildiğini öne sürmüştür. Uyuşmazlık, işçilerin başlattığı eylemin demokratik hak arama hürriyeti kapsamında kalıp kalmadığı ve yapılan feshin hukuken geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümü, işçilerin toplu eylem hakkının sınırları ile işverenin haklı nedenle fesih yetkisinin hukuki çerçevesinin belirlenmesine dayanmaktadır. Türk çalışma mevzuatında 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu m.58 uyarınca, işçilerin ekonomik ve sosyal durumları ile çalışma şartlarını korumak veya geliştirmek amacıyla kendi aralarında anlaşarak işi bırakmalarına grev denir. Ancak kanuni grev için aranan prosedürel şartlar gerçekleşmeden yapılan tüm iş bırakma eylemleri kanun dışı grev olarak nitelendirilir. Kanun dışı eylemler ise işverene 4857 sayılı İş Kanunu m.25/II bendi kapsamında ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller gerekçesiyle iş sözleşmesini haklı nedenle ve derhal feshetme yetkisi verir.

Bununla birlikte Yargıtay uygulamasında; Anayasa'nın 51., 54. ve 90. maddeleri ile Türkiye'nin taraf olduğu 87 ve 98 sayılı ILO Sözleşmeleri ve Avrupa Sosyal Şartı hükümleri birlikte değerlendirilmektedir. Bu uluslararası ve anayasal güvenceler çerçevesinde, işçilerin bireysel veya toplu haklarının savunulması için kısa süreli, demokratik ve barışçıl toplu eylem haklarının bulunduğu kabul edilmektedir.

Ancak bu hakkın kullanımı mutlak ve sınırsız değildir. Eylemin hukuken korunabilmesi için iki temel şart aranır: Birincisi, eylemin işverene özel olarak zarar verme kastı içermemesi, ikincisi ise eylemin katılım, süre ve yöntem açısından "ölçülü" olmasıdır. İşyeri işgali, üretime belirsiz süreli haksız yere ara verilmesi ve yürürlükte kesinleşmiş bir toplu iş sözleşmesi varken işverenden hukuken mümkün olmayan taleplerde bulunulması (örneğin gayriresmi temsilcilerin muhatap alınması), barışçıl eylem sınırlarını aşan ve işverene haklı fesih imkanı tanıyan ihlallerdir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yüksek Mahkeme, dosya kapsamındaki delilleri ve iş bırakma eyleminin gelişim sürecini inceleyerek uyuşmazlığı karara bağlamıştır. Somut olayda, davalı işverene ait fabrikada 01.09.2014 ile 31.08.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan yasal ve bağlayıcı bir toplu iş sözleşmesinin bulunduğu tespit edilmiştir. Olayların, metal sektöründeki başka fabrikalarda yapılan ilave zamların duyulması üzerine yayıldığı, davacının da aralarında bulunduğu bir grup işçinin üretimi tamamen durdurarak günlerce devamsızlık yaptığı ve fabrikayı terk etmeyerek işgal eylemine dönüştürdüğü belirlenmiştir.

Dosyadaki emniyet tutanakları ve tanık beyanlarından anlaşıldığı üzere, işçiler aslında doğrudan işverene değil, üyesi oldukları yetkili sendikaya tepki göstermişlerdir. İşçiler, sendika odasının kapatılmasını ve kendi seçtikleri gayriresmi sözcülerin işverence resmi muhatap olarak tanınmasını talep etmişlerdir. Yargıtay, yasaya uygun olarak yetki almış bir sendikanın varlığı sürerken, işverenin böylesi yasadışı talepleri yerine getirmesinin hukuken beklenemeyeceğini vurgulamıştır. İşverenin defalarca iyi niyetli çağrı yapmasına, olayın büyümemesi için fabrikayı tatil edip işçilere ücretli izin vermesine ve eyleme son verenlere yasal işlem yapılmayacağını duyurmasına rağmen, işçilerin işbaşı yapmadıkları tespit edilmiştir.

Yargıtay incelemesinde, her ne kadar işçilerin demokratik itiraz ve protesto hakkı bulunsa da, gerçekleşen fiili işyeri işgali ve yasadışı iş bırakma eyleminin katılımcı sayısı, zamanlaması ve üç günü aşan süresi dikkate alındığında, eylemin ölçülülük ilkesinden tamamen uzaklaştığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca işverenin, eyleme katılan sendikalı ya da sendikasız tüm işçiler hakkında ayrım gözetmeksizin aynı prosedürü uyguladığı ve fesihlerin sendikal nedene dayandığını ispatlayacak hiçbir somut delil bulunmadığı saptanmıştır. Yerel mahkemenin salt makinelere fiziksel zarar verilmediği gerekçesiyle eylemi barışçıl sayan yaklaşımı Yargıtay tarafından isabetsiz bulunmuştur.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, işverence yapılan feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle yerel mahkeme kararını ortadan kaldırarak davanın reddi yönünde kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: