Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Necmettin Tuzlalı ve Diğerleri | BN....

Karar Bülteni

AYM Necmettin Tuzlalı ve Diğerleri BN. 2022/37957

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/37957
Karar Tarihi 28.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kanunla alacak tahsilinin engellenmesi hak ihlalidir.
  • Makul süre şikayetlerinde öncelikle komisyona başvurulmalıdır.
  • Taraf olunmayan dava üzerinden hak ihlali iddia edilemez.

Bu karar, bireylerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla yargı yollarına başvurmalarına rağmen, dava devam ederken yürürlüğe giren kanuni düzenlemelerle bu tahsil imkanının ellerinden alınmasının mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin yasal değişiklikler yaparak devam eden uyuşmazlıklarda hukuki mekanizmaları işlevsiz hale getirmesini hak arama hürriyetine ve hukuki güvenlik ilkesine aykırı bulmuştur. Bireylerin yargı sistemine olan güveninin zedelenmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, dava dosyasına taraf olmayan kişilerin hak ihlali iddiasında bulunamayacağı tespitiyle, bireysel başvurularda kişi bakımından yetkisizlik ilkesinin katı sınırları netleştirilmiştir.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, bilhassa şirketlere yatırılan paraların iadesine yönelik davalarda yasama organının yargı sürecine müdahale niteliğindeki düzenlemelerinin anayasal sınırlarını kesin olarak çizmektedir. Daha önce verilen emsal kararlara atıf yapılarak istikrarlı bir içtihat sürdürülmüş ve benzer mağduriyetler yaşayan tüm alacaklılar için güçlü bir hukuki zemin oluşturulmuştur. Ek olarak, makul sürede yargılanma hakkı şikayetlerinde Adalet Bakanlığı bünyesindeki yeni Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun olağan ve öncelikli bir mekanizma olduğu bir kez daha vurgulanmış, bu yol tüketilmeden Anayasa Mahkemesine gelinemeyeceği kuralı pekiştirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, geçmişte ticari bir şirkete belirli birikimlerini yatıran ancak daha sonra paralarını geri alamayan vatandaşların açtığı alacak ve iade davalarına dayanmaktadır. Başvurucular, mağduriyetlerinin giderilmesi ve alacaklarına kavuşabilmek için yasal yollara başvurmuş, ilgili mahkemelerde haklarını arayarak davalarını takip etmişlerdir. Ancak bu davalar mahkemeler önünde devam ederken, idare ve yasama organı tarafından çıkarılan yeni bir kanuni düzenleme ile söz konusu şirketlerden alacak tahsil etme imkanı hukuken tamamen ortadan kaldırılmıştır.

Başvurucular, yasal olarak hak aradıkları bir süreçte devletin çıkardığı kanunla tahsilat yollarının bir anda kapatılmasının çok büyük bir haksızlık olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır. Kendilerinin mülkiyet haklarının doğrudan ihlal edildiğini, ayrıca yıllarca süren belirsiz davalar nedeniyle makul sürede yargılanma haklarının da ellerinden alındığını talep etmişlerdir. Dosyadaki bir başka başvurucu ise aslında tarafı dahi olmadığı bir dava dosyası üzerinden hak ihlaline uğradığını ileri sürerek hukuki bir iddiada bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı çözerken özellikle mülkiyet hakkı, etkili başvuru hakkı, makul süre prensipleri ve bireysel başvuru usulüne ilişkin temel kurallara dayanmıştır. İlk olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde, kişilerin kesinleşmemiş olsa dahi hukuki bir beklenti barındıran alacak hakları anayasal bir mülk olarak kabul edilmektedir. Bu mülkiyet hakkının etkin bir şekilde korunması için bireylerin yargı yollarına ulaşabilmesi ve hukuki çareler üretebilmesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 uyarınca etkili başvuru hakkının temel bir gereğidir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kişilerin alacaklarını tahsil etmek için açtıkları davalar henüz derdest iken, yasama organı tarafından yapılan kanuni bir düzenlemeyle hukuki tahsil mekanizmalarının işletilmesinin engellenmesi, doğrudan hak arama özgürlüğüne yönelik orantısız ve haksız bir müdahale oluşturmaktadır. Mahkemenin istikrar kazanmış kararları uyarınca, devletin yasal düzenlemelerle yargı sürecini sonuçsuz bırakarak vatandaşın alacağına kavuşmasını engellemesi hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz.

Öte yandan, bireysel başvuru kuralları kapsamında 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 46 gereğince, bir kimsenin anayasal ihlal iddiasında bulunabilmesi için o idari veya yargısal işlemden bizzat, kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması mutlak bir şarttır. Dava tarafı dahi olmayan kişilerin mağdur sıfatı kanunen bulunmamaktadır. Ayrıca, yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle ihlal iddiaları için yakın zamanda yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında yapılan değişiklikler çerçevesinde, vatandaşların öncelikle Tazminat Komisyonuna gitmesi zorunlu kılınmış, aksi durum başvuru yollarının tüketilmemesi olarak değerlendirilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu incelediğinde dosyada yer alan birden fazla hukuki durumu şahıslar ve şikayet konuları bazında ayrı ayrı değerlendirmiştir. İlk olarak, başvuruculardan Acun Papakçı'nın durumu incelenmiş ve bu başvurucunun ihlal iddiasına konu edilen asıl dava dosyalarına hiçbir şekilde taraf olmadığı açıkça tespit edilmiştir. İhlale neden olduğu ileri sürülen kamusal eylemden kişisel olarak ve doğrudan etkilenmeyen, dolayısıyla doğrudan bir zararı bulunmayan bu kişinin hukuken mağdur sıfatı taşımadığı anlaşıldığından, başvurusu kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle reddedilmiştir.

İkinci olarak, Şerife Şahin, Ummuhan Uzdilli, Rafet Bakışkan, Semiya Bakışkan ve Murat Katırcı'nın davalarının uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkına yönelik şikayetleri ele alınmıştır. Yüksek Mahkeme, yürürlüğe giren yeni yasal düzenlemeler ışığında bu tür şikayetler için Tazminat Komisyonunun ilk bakışta ulaşılabilir, pratik ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip bir yol olduğunu belirtmiştir. Başvurucular bu komisyona gitmeden doğrudan bireysel başvuruda bulundukları için, bu iddialar başvuru yollarının usulünce tüketilmemesi nedeniyle incelenmeksizin kabul edilemez bulunmuştur.

Üçüncü ve kararın temelini oluşturan tespit ise alacağın tahsiline yönelik kanuni engelleme hakkındadır. Başvurucuların şirketlere yatırdıkları paraların iadesi için büyük bir beklentiyle yasal yollara başvurdukları, ancak tam da yargılama sırasında yürürlüğe konan yeni bir kanunla bu alacağı tahsil mekanizmalarının ve haciz imkanlarının fiilen kapatıldığı görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, kişilerin hukuki yolları işletme imkanından devam eden davalar sırasında kanunla mahrum bırakılmasını mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının apaçık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Bu ağır ihlalin sonuçlarının ve mağduriyetlerin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında mutlak surette hukuki yarar olduğu, adaletin ancak bu yolla tesis edilebileceği ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: