Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdülvahap Yusuf Çevik ve Diğerleri |...

Karar Bülteni

AYM Abdülvahap Yusuf Çevik ve Diğerleri BN. 2020/31336

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/31336
Karar Tarihi 02.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kapalı görüşlerin kaydedilmesi yasal dayanaktan yoksundur.
  • İletişimin denetlenmesi öngörülebilir kurallara dayanmalıdır.
  • Temel haklara müdahalede kanunilik şartı zorunludur.
  • İdari işlemlerle kanunların kapsamı aleyhe genişletilemez.

Bu karar, ceza infaz kurumlarında mahpusların yakınlarıyla gerçekleştirdiği kapalı görüşmelerin dinlenmesi ve teknik cihazlarla kaydedilmesinin hukuki boyutunu ele almaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin genel güvenlik veya kurum düzeni gerekçeleriyle dahi olsa, bireylerin özel hayatına ve haberleşme hürriyetine müdahale niteliğindeki bu tür sistematik kayıt uygulamalarının açık, öngörülebilir ve sınırları belli bir kanuni dayanağa sahip olması gerektiğini vurgulamıştır. Kanun metninde yer almayan yetkilerin, yorum yoluyla veya alt düzenleyici işlemlerle idareye tanınması hukuka aykırı bulunmuştur.

Emsal teşkil eden bu karar, infaz hukuku uygulamalarında idarenin takdir yetkisinin sınırlarını temel haklar lehine daraltmaktadır. Özellikle infaz kurumlarındaki kapalı görüş kabinlerindeki dâhilî telefonların, dışarıyı aramakta kullanılan ücretli ankesörlü telefonlarla aynı hukuki statüde değerlendirilemeyeceğine yönelik tespit, benzer uygulamalar açısından bağlayıcıdır. Bundan sonraki süreçte, ceza infaz kurumlarında kapalı görüşmelerin kaydedilmesi yönündeki mevcut idari pratiklerin yasal bir düzenleme yapılmadığı müddetçe sonlandırılmasını gerektirecek niteliktedir ve benzer davalarda idare aleyhine doğacak ihlal kararlarına temel oluşturacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Farklı ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan başvurucular, cezaevi ziyaretleri sırasında yakınlarıyla camlı bölmeler ardında telefon aracılığıyla gerçekleştirdikleri kapalı görüşmelerin cezaevi idaresi tarafından dinlenmesine ve teknik cihazlarla kayıt altına alınmasına karşı çıkmıştır. Başvurucular, bu uygulamanın hiçbir yasal dayanağı bulunmadığını, keyfî olduğunu belirterek uygulamanın kaldırılması talebiyle infaz hâkimliklerine şikâyet başvurusunda bulunmuştur.

İnfaz hâkimlikleri ve itiraz mercii olan ağır ceza mahkemeleri, uygulamanın cezaevi güvenliği için gerekli olduğu ve ilgili yönetmelik ile tüzük hükümlerine dayandığı gerekçesiyle şikâyetleri reddetmiştir. Başvurucular ise temel haklarına yapılan bu müdahalenin haksız olduğunu ileri sürerek haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejiminin temel taşı olan kanunilik ilkesine dayanmıştır. Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyeti, ancak Anayasa'nın 13. maddesine uygun olarak, açık ve öngörülebilir bir kanunla sınırlandırılabilir.

Yerel mahkemelerin ret kararlarına dayanak yaptığı 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.66 hükmü, kurumda bulunan ücretli ankesörlü telefonlarla kurum dışına yapılan aramaları ve bu iletişimin denetlenmesini düzenlemektedir. İdare ve infaz hâkimlikleri, bu maddeyi geniş yorumlayarak kapalı görüşmelerde kullanılan dâhilî iletişim sistemlerine de teşmil etmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi içtihatları uyarınca, idari işlemlerle veya mahkeme yorumlarıyla kanun hükümlerinin temel hak ve özgürlükler aleyhine genişletilmesi kanunilik ilkesine kesinlikle aykırıdır.

Ayrıca mahkemelerce atıf yapılan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük hükümleri, görüşmelerin dinlenebileceği mesafede bir görevlinin bulundurulabileceğini öngörmekte olup, teknik bir araç vasıtasıyla sistematik dinleme ve kayıt yapılmasına cevaz veren bir yasal dayanak oluşturmamaktadır. Dolayısıyla, dinleme ve kaydetme işleminin hangi suçlar yönünden, hangi koşullarda, ne kadar süreyle uygulanacağı, kayıtların tutulma şekli ve imha edilme prosedürü gibi güvenceleri içermeyen alt düzenleyici işlemler, temel haklara müdahalede meşru bir kanuni dayanak olarak kabul edilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda öncelikle mahkemeye erişim ve başvuru yollarının tüketilmesi kriterlerini incelemiştir. Dosya kapsamındaki bazı başvurucuların (tutuklu ve hükümlü yakınları), kapalı görüşmelerin dinlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin olarak doğrudan idari veya yargısal mercilere usulüne uygun herhangi bir şikâyet veya başvuru yapmadığı tespit edilmiştir. Bu kişiler yönünden olağan kanun yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığından, başvurunun bu kısmının kabul edilemez olduğuna hükmedilmiştir.

Esastan incelemeye geçilen diğer başvurucular yönünden ise, mahpusların kapalı görüş alanlarındaki cam bölmeler ardında telefonla yaptıkları görüşmelerin sistematik biçimde teknik araçlarla dinlenmesi ve kaydedilmesinin haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkına doğrudan bir müdahale oluşturduğu saptanmıştır. Müdahalenin gerçekleştiği tarih itibarıyla, ilgili mevzuatta bu tür bir teknik dinleme ve kayıt uygulamasını yasal bir çerçeveye oturtan, sınırlarını çizen ve keyfiliğe karşı yeterli koruma sağlayan açık bir kanun hükmünün bulunmadığı belirlenmiştir. Mahkemelerin dayandığı kanun hükmünün ise yalnızca kurum dışı ücretli aramaları kapsadığı, bu maddenin kapalı görüşleri de kapsayacak şekilde yorumlanmasının Anayasa'ya aykırı olduğu tespiti yinelenmiştir. İdarenin dayandığı yönetmelik ve tüzük hükümlerinin de yasal güvencelerden yoksun olduğu değerlendirilmiştir.

Söz konusu dinleme ve kayıt işlemleri kanunilik şartını karşılamadığından, müdahalenin meşru amaç veya ölçülülük gibi diğer anayasal güvence ölçütlerine riayet edip etmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir. Yaşanan ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülmüş ve manevi tazminat talebinde bulunan başvurucular lehine tazminata hükmedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kanuni dayanağı bulunmayan dinleme ve kayıt uygulamaları nedeniyle başvurucuların özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: