Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Burak Akbay ve diğerleri | BN. 2022/61371

Karar Bülteni

AYM Burak Akbay ve diğerleri BN. 2022/61371

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/61371
Karar Tarihi 02.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Gazetecinin ispat yükü savcı gibi değerlendirilemez.
  • Basın, görünür gerçeğe uygun haber yapmalıdır.
  • Olgusal iddialarda gazeteci yeterli araştırma yapmalıdır.
  • Belge sahteliği kanıtlanmadan gazeteciye yaptırım uygulanamaz.

Bu karar, basının haber verme hakkı ile siyasilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, gazetecilerin bir haberi hazırlarken somut gerçeği bir savcı titizliğinde kanıtlama yükümlülüğü altında olmadığını, yayının yapıldığı andaki görünür gerçeğe uygun hareket etmelerinin yeterli olacağını kuvvetle vurgulamıştır. Özellikle kamuoyuna mal olmuş siyasilerle ilgili haberlerde, basının bilgi verme ve siyasi erki denetleme işlevini tam anlamıyla yerine getirebilmesi için ifade özgürlüğünün daha geniş bir çerçevede yorumlanması gerektiği ortaya konmuştur.

Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu ihlal kararı, hakaret veya tazminat davalarına bakan derece mahkemelerine çok önemli bir yöntem kılavuzu sunmaktadır. Yerel mahkemelerin, habere dayanak teşkil eden belgelerin sahteliği somut, objektif ve kesin bir biçimde kanıtlanmadan salt şikâyetçinin iddialarına dayanarak basını cezalandırması, ifade özgürlüğü üzerinde doğrudan caydırıcı bir etki yaratacaktır. İleride görülecek benzer davalarda, gazetecinin iyi niyetle, meslek ilkelerine uygun olarak makul bir araştırma yapıp yapmadığı ve dayandığı kaynakların güvenilirliğini teyit edip etmediği titizlikle incelenmek zorunda kalınacaktır. Belgeye dayalı haberlerde, belgenin asılsız olduğu şüpheden uzak şekilde saptanmadan basın aleyhine orantısız tazminatlara hükmedilmesi, anayasal hakların ihlali sayılacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Sözcü gazetesi yayıncısı ve çalışanları olan başvurucular hakkında, dönemin Dışişleri Bakanı tarafından manevi tazminat davası açılmıştır. Davanın nedeni, gazetede 11 Temmuz 2013 tarihinde yayımlanan "Bakanın oğlu fakirlik bursuyla okuyor" başlıklı haberdir. Bu haberde, ilgili bakanın oğlunun Türkiye Eğitim Derneği (TED) Koleji'nden tam eğitim bursu almaya hak kazandığına dair bir belge yayımlanmıştır. Bakan, haberin tamamen asılsız olduğunu, kişilik haklarına ağır şekilde saldırıldığını ileri sürerek mahkemeden tazminat talep etmiştir.

Yerel mahkeme, derneğin daha sonra yaptığı açıklamaları ve ilgili dönem faturalarını dikkate alarak haberin gerçeğe aykırı olduğuna karar vermiş, haberi hazırlayan ve yayımlayan gazeteciler aleyhine tazminata hükmetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, haberin dayanağı olan belgenin sahte olup olmadığı yargı mercilerince araştırılmadan doğrudan cezalandırılmalarının, halkı bilgilendirme görevlerini açıkça engellediğini belirterek ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile bireylerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki dengeyi esas almıştır. Ayrıca uyuşmazlığın kanuni dayanağını oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 kapsamında kişilik haklarının zedelenmesi hâlinde manevi tazminat talep edilebileceği kuralı değerlendirilmiştir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, Anayasa'nın güvencesi altındaki ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılayan orantılı bir müdahale olması şarttır. Basın özgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna başvurulması mümkün görülmekle birlikte, basının meslek ahlakına saygı göstererek kamuoyuna doğru ve güvenilir bilgi sunma, iyi niyetli hareket etme sorumluluğu bulunmaktadır.

Özellikle olgusal isnat içeren ifadelerde gazetecinin, topluma güvenilir bilgi sağlama ödevini yerine getirip getirmediği titizlikle araştırılmalıdır. Doktrinde ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarında "görünür gerçeklik" olarak adlandırılan ilke uyarınca, basından beklenen husus haberin mutlak somut gerçekliğinin her türlü şüpheden uzak şekilde kanıtlanması değildir. Gazeteci, yayının yapıldığı andaki beliriş biçimine göre olayın doğru olduğuna makul nedenlerle inanarak, iddialarının doğruluğu konusunda imkânları dâhilinde yeterli araştırmayı yapmakla yükümlüdür.

Gazeteciden bir beyanın veya kendisine ulaşan bir belgenin doğruluğunu bir savcı ya da ceza hâkimi gibi kesin delillerle kanıtlaması beklenemez. Haberin kaynağının makul düzeyde güvenilir olup olmadığı, gazetecinin iddiaları teyit etmek için ilgili kişilerle veya kurumlarla iletişime geçme yönünde iyi niyetli bir çaba gösterip göstermediği önem taşır. Bu asgari çaba gösterildiği takdirde, sonradan haberin tamamen doğru olmadığı anlaşılsa bile, demokratik toplumun gereği olarak ifade özgürlüğünün korunması asıldır. Aksi bir hukuki yaklaşım, basının kamuoyunu yakından ilgilendiren önemli meseleleri tartışmaya açmasını engelleyerek basın organları ve gazeteciler üzerinde ağır bir caydırıcı etki yaratacaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucuların gazetecilik meslek ilkelerine ve görünür gerçeklik kuralına uygun hareket edip etmediklerini detaylı biçimde değerlendirmiştir. İhtilafın merkezinde, davacı konumundaki dönemin bakanının oğluna Türkiye Eğitim Derneği tarafından bir sonraki eğitim dönemi için burs verileceği isnadı ve bu isnadın kaynağını oluşturan kurum antetli liste yer almaktadır.

Mahkemenin tespitlerine göre, haberi hazırlayan gazeteci söz konusu iddiayı doğrudan derneğin genel başkanı ile iletişime geçerek gündeme getirmiş ve belgenin doğru olup olmadığını açıkça sormuştur. Dernek başkanı ise bu kritik görüşmede söz konusu iddiayı kesin bir dille reddetmemiş, aksine konuyu araştıracağını ve evrakları inceleteceğini beyan etmiştir. Başvurucular, bu görüşmeye haber metninde hiçbir sübjektif yorum katmadan olduğu gibi yer vermiş, ayrıca aynı gün Bakanlık tarafından yapılan resmî tekzip açıklamasına da haberin güncellenmiş hâlinde geniş yer ayırmışlardır. Bu adımlar, gazetecinin iyi niyet çerçevesinde haberi doğrulama, muhatapların cevap hakkına saygı duyma ve objektif olarak kamuoyuna sunma yükümlülüğünü eksiksiz bir biçimde yerine getirdiğini göstermektedir.

Buna karşın, derece mahkemeleri yargılama sürecinde habere dayanak teşkil eden belgenin sahte olup olmadığını somut ve ikna edici delillerle araştırmamıştır. Ceza yargılamasında kuruma yazılan müzekkere cevaplarında dahi belgenin sahteliğine dair kesin bir hukuki bulgu ortaya konulamamasına rağmen, belgenin durumu aydınlığa kavuşturulmadan gazeteciler aleyhine hem ceza hem de ağır manevi tazminat yaptırımları uygulanmıştır. Mahkemeler, gazeteciden adeta bir savcı gibi somut delil toplamasını bekleyerek basının ispat yükünü ölçüsüz bir biçimde ağırlaştırmıştır.

Belgeye dayalı olarak yapılan bir haber yönünden, habere dayanak olan belgenin gerçek dışı olduğu objektif bir şekilde kanıtlanmadan sırf şikâyetçilerin ve ilgili idarecilerin aksini iddia etmesi üzerine gazetecilerin cezalandırılması, ifade özgürlüğünün özüne ölçüsüz bir müdahale anlamına gelmektedir. Yargı mercileri, uyuşmazlığın temeli olan belgenin gerçekliği meselesini tam olarak çözüme kavuşturmadan tazminata hükmederek ifade özgürlüğü ile siyasi figürlerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında kurulması gereken o hassas adil dengeyi kurmayı başaramamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin müdahalesinin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığına ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: