Karar Bülteni
AYM Yasin Şahiner BN. 2020/37555
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/37555 |
| Karar Tarihi | 11.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- KHK ile tesis edilen işlemler esastan incelenmelidir.
- Mahkemeye erişim hakkı keyfiliğe karşı korunmalıdır.
- Yargı mercileri anayasal güvenceleri sağlayan yorum yapmalıdır.
- Kazanılmış statü hakkı mahkeme önünde tartışılabilmelidir.
Bu karar, olağanüstü hâl döneminde çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile statü geçişleri iptal edilen kamu görevlilerinin idari yargıda dava açma hakkının keyfî şekilde engellenemeyeceğini ve mutlaka bir denetim mekanizmasına tabi tutulmaları gerektiğini hukuken teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, idari mahkemelerin KHK'ya dayanarak tesis edilen işlemleri salt "idarenin takdir yetkisi yoktur" gerekçesiyle esastan incelemeden reddetmesinin, yahut yetkili kılınan OHAL Komisyonunun da görevsizlik kararı vererek başvurucuyu bir yargısal veya yarı yargısal denetim mekanizmasından tamamen mahrum bırakmasının hak arama hürriyetine ve mahkemeye erişim hakkına açık bir aykırılık teşkil ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Zira Anayasa Mahkemesi, daha önceki içtihatlarında belirlediği kriterleri bu somut olayın kendine has özellikleri çerçevesinde detaylıca yeniden değerlendirmiş ve hak kaybının kalıcı olduğu, kişinin hedeflenen statüye bir daha ulaşamadığı durumlarda yargısal denetimin mutlaka sağlanması gerektiğini kuvvetle vurgulamıştır. Uygulamada, idare tarafından doğrudan KHK kuralları ile tesis edilen işlemlerde yargı yollarının veya OHAL Komisyonu incelemesinin yalnızca şeklî bir ret mekanizması olarak kullanılamayacağı, her hâlükârda başvurucuların anayasal güvencelerini sağlayacak esasa dair somut, adil ve etkili bir değerlendirme yapılması gerektiği hususu yerleşik bir içtihat hâline gelerek hukuk sistemine kazandırılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Gaziantep 5. Zırhlı Tugay Komutanlığında astsubay unvanıyla görev yapan başvurucu, mesleki kariyerinde ilerlemek amacıyla girdiği sınavı başarıyla kazanmış ve subay olmak için gerekli olan temel eğitim kursuna başlamıştır. Ancak başvurucunun eğitimi fiilen devam ederken 15 Temmuz darbe girişimi yaşanmış ve sonrasında devlet tarafından alınan olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında çıkarılan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile, nasıpları henüz onaylanmamış subay adaylarının statüye geçiş işlemleri iptal edilmiştir. Bu yasal düzenleme sebebiyle başvurucu kursu başarıyla tamamlayamamış ve hak kazandığı subaylığa atanamayarak Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki eski görevine, yani astsubaylığa mecburen dönmek durumunda kalmıştır.
Kazanılmış hakkının iadesi ve subay olarak atanmak için Millî Savunma Bakanlığına yaptığı idari başvurunun kurum tarafından reddedilmesi üzerine, hakkını aramak için idari yargıda iptal davası açmıştır. İdare mahkemesi davayı idarenin takdir yetkisi olmadığı gerekçesiyle reddetmiş, itiraz üzerine istinaf mahkemesi ise uyuşmazlığın OHAL Komisyonunun görev alanına girdiğini belirterek dosyayı bu komisyona göndermiştir. Ancak OHAL Komisyonunun da uyuşmazlık hakkında karar alma yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle yetkisizlik kararı verip dosyayı mahkemeye iade etmesi üzerine, yargı mercilerince davanın esası incelenmeksizin kesin olarak reddine karar verilmiştir. Başvurucu, esasa ilişkin hiçbir somut ve hukuki inceleme yapılmadan davasının usulü gerekçelerle reddedilmesi sebebiyle mahkemeye erişim hakkının ağır bir şekilde ihlal edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan ve adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olağanüstü hâl mevzuatı çerçevesinde geniş kapsamlı bir hukuki değerlendirme yapmıştır. Bu kapsamda, 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname m.6 ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu m.109 uyarınca astsubaylıktan subaylığa geçiş aşamasında olan ancak nasıpları idarece henüz onaylanmamış adayların statüye geçiş işlemlerinin iptal edilmesi kuralı yargısal boyutta irdelenmiştir.
Yüksek Mahkeme, konuyu karara bağlarken daha önceki emsal kararları olan Ömer Kılınç ve Ayhan Orhanlı kararları ışığında titiz bir kıyaslama yapmıştır. Ömer Kılınç kararında; kişinin eski görevine dönmesi ve daha sonra yeniden bir kursa katılıp istediği statüyü fiilen elde etmesi nedeniyle hakkın kalıcı olarak ihlal edilmediği kabul edilmiştir. Ancak Ayhan Orhanlı kararında; temin faaliyetinin doğrudan KHK ile iptal edilmesi ve kişinin ilişiğinin tamamen kesilmesi durumunda, mahkemelerin davayı esastan incelemeyip doğrudan reddetmesinin birey açısından öngörülemez olduğu ve mahkemeye erişim hakkını ciddi şekilde ihlal ettiği vurgulanmıştır.
Uyuşmazlığın usul hukuku boyutundaki çözümünde ayrıca 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun m.2 kapsamında OHAL Komisyonunun görev ve yetki alanı detaylıca tartışılmış ve aynı Kanun'a eklenen geçici 5. madde uyarınca, komisyonun görev süresinin sona ermesinden sonra bu kapsamdaki hukuki işlemlerin hangi mercilerce karara bağlanacağı kuralı dikkate alınmıştır. Yargı mercilerinin, işlemin doğrudan KHK ile tesis edildiği gerekçesine sığınarak esasa girmemesi ve uyuşmazlığı keyfiliğe karşı koruyacak anayasal bir güvence sağlamadan doğrudan usulden reddetmesi temel hukuk kurallarına ve hak arama hürriyetine açıkça aykırı bulunmuştur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki durumu ve başvurucunun iddialarını önceki içtihatları olan Ömer Kılınç ve Ayhan Orhanlı kararlarıyla farklılıkları ve benzerlikleri yönünden titizlikle analiz etmiştir. Başvurucunun hukuki ve fiilî durumu incelendiğinde, başvurucunun subaylığa nasbedilmemesi üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişiğinin tamamen kesilmediği, ordudaki astsubaylık görevine fiilen geri döndüğü tespit edilmiştir. Bu yönüyle somut olay, ordudan ilişiği tamamen kesilen başvurucunun durumunun incelendiği Ayhan Orhanlı kararından belirgin bir şekilde farklılık göstermektedir. Ancak, diğer emsal olan Ömer Kılınç kararındaki başvurucunun aksine, eldeki başvuruda başvuran kişinin yeniden bir sınava girip istediği subaylık statüsünü sonradan elde edemediği ve eğitimini almaya hak kazandığı statüye hiçbir zaman fiilen geçemediği görülmüştür. Olaylar arasındaki bu temel farklılık, Anayasa Mahkemesinin hukuki değerlendirmesinin de olay örgüsüne özgü olarak farklı yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Somut olayda başvurucunun subaylık statüsüne geçiş işlemleri olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK ile doğrudan iptal edilmiş, idari yargıda hak arama hürriyeti kapsamında açtığı iptal davasında ise ilk derece mahkemeleri ve bölge idare mahkemesi işlemin doğrudan KHK kuralı uyarınca tesis edildiğini, bu aşamada idarenin herhangi bir takdir yetkisinin bulunmadığını belirterek uyuşmazlığın esasına dair hiçbir inceleme yapmamıştır. Yargılama sürecinde dosya istinaf mahkemesince uyuşmazlığın çözüm yeri olduğu gerekçesiyle OHAL Komisyonuna gönderilmiş olsa da, ilgili komisyon tarafından da uyuşmazlık hakkında karar alma yetkisinin bulunmadığı belirtilerek yetkisizlik kararı verilmiş ve esastan bir inceleme yapılmaktan bütünüyle kaçınılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, dava konusu idari işlemin doğrudan KHK kuralı uyarınca tesis edildiği gerekçesinin, yargı mercilerini esasa ilişkin hakkaniyetli bir değerlendirme yapmaktan muaf tutmayacağını önemle vurgulamıştır. Doğrudan KHK hükümleri ile tesis edilen idari işlemler hakkında yargı yerlerinin veya OHAL Komisyonunun, keyfiliğe karşı başvurucuyu koruyacak ve anayasal güvenceler sağlayacak nitelikte özgürlükçü bir yorum geliştirerek esastan bir yargısal denetim yapması hukuk devletinin vazgeçilmez bir şartıdır.
Bu bağlamda, başvurucunun meşru beklentiyle açtığı davanın anayasal güvenceler sağlayacak şekilde esastan hiçbir makamca değerlendirilmemesi, OHAL Komisyonu ve idari mahkemeler arasında adeta sürüncemede bırakılarak kişinin hukuki talebinin yargısal denetim mekanizmalarının bütünüyle dışında tutulması, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunan, ölçüsüz ve demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmayan bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.