Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 8. Daire | 2021/7896 E. | 2022/8527 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2021/7896 E. 2022/8527 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Dairesi
Esas No 2021/7896
Karar No 2022/8527
Karar Tarihi 30.12.2022
Dava Türü Tam Yargı
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Kısa sürede üst üste açılan soruşturmalar mobbingdir.
  • İptal edilen disiplin cezaları idarenin hizmet kusurudur.
  • Manevi tazminat miktarı caydırıcı ve tatmin edici olmalıdır.
  • Tam yargı davalarında ıslah harcı ödenerek yapılabilir.

Bu karar, kamu kurumlarında çalışan personelin, idare tarafından makul sayılamayacak kadar kısa bir zaman dilimi içerisinde sürekli ve haksız yere disiplin soruşturmalarına maruz bırakılmasının ağır bir hizmet kusuru oluşturduğunu hukuki bir zemine oturtmaktadır. Karar, idarenin soruşturma ve disiplin yetkisini kamu görevlisini yıldırmak, pasifize etmek veya cezalandırmak amacıyla ölçüsüz bir şekilde kullanmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, peş peşe verilen ve sonrasında bağımsız mahkemelerce iptal edilen ağır disiplin cezalarının tesadüf veya olağan bir idari işlem zinciri olarak nitelendirilemeyeceğini net bir biçimde teyit etmektedir.

Benzer uyuşmazlıklar açısından bu karar, idarenin hiyerarşik gücünü personeli üzerinde bir psikolojik taciz (mobbing) aracı olarak kullanmasının önüne geçecek son derece güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, manevi tazminat miktarının mağdur taraf için salt bir zenginleşme aracı olamayacağı kuralını hatırlatmakla birlikte, takdir edilecek bedelin idarenin kusurunun ağırlığını yansıtacak, hukuka aykırılığı özendirmeyecek ve benzeri hak ihlallerinin bir daha yaşanmaması için "caydırıcı ve cezalandırıcı" bir seviyede belirlenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Uygulamada, haksız disiplin cezaları silsilesiyle mağdur edilen kamu görevlilerinin idari yargıda açacakları manevi tazminat davalarında, illiyet bağının ve idarenin kusurunun ispatı yönünden bu karar temel bir dayanak noktası olacaktır. Ayrıca, usul hukuku pratiği bakımından tam yargı davalarında miktar artırımı (ıslah) kurumu işletilirken mutlaka eksik harcın da ödenmesi gerektiğine vurgu yapılması meslektaşlar için önemli bir usuli hatırlatmadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinde bölüm başkanı sıfatıyla görev yapan bir öğretim üyesi, yaklaşık iki yıllık kısa bir süre zarfında idare tarafından peş peşe tam altı farklı disiplin soruşturmasına tabi tutulmuştur. İdare tarafından yürütülen bu soruşturmalar neticesinde akademisyene; görevden uzaklaştırma, yönetim görevinden ayırma, kademe ilerlemesinin durdurulması ve son olarak memuriyetini sonlandıran "görevinden çekilmiş sayılma" gibi son derece ağır disiplin cezaları verilmiştir.

Davacı öğretim üyesi, söz konusu hukuka aykırı cezaların iptali için mahkemelere başvurmuş ve yargı organları bu disiplin cezalarının tamamını haksız bularak esastan iptal etmiştir. Mahkeme kararıyla mesleğine ve görevine geri dönmeyi başaran öğretim üyesi; maruz kaldığı bu haksız ve sistematik idari işlemler sürecinde akademik kariyerinin sekteye uğradığını, şeref, haysiyet ve sosyal statüsünün ağır zararlar gördüğünü belirterek, kendisine yönelik psikolojik taciz (mobbing) uygulandığı gerekçesiyle idareden 292.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davacı, yargılama süreci devam ederken mahkemeye bir ıslah dilekçesi sunarak talep ettiği manevi tazminat miktarını 1.000.000 TL'ye yükseltmek istemiş ancak bu işlem için gerekli olan nispi harcı yatırmamıştır. İdare mahkemesinin davayı reddetmesi üzerine süreç temyiz merciine taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 125 hükmüne atıf yapmıştır. Anayasal kural gereği idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Aynı doğrultuda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-b bendi uyarınca, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan ihlal edilen vatandaşlar tarafından idareye karşı tam yargı (tazminat) davaları açılabilmesi mümkündür.

İdarenin hukuki mali sorumluluğunun temeli, yürüttüğü kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin uğradığı zararların hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri çerçevesinde giderilmesidir. İdarenin üstlendiği bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya işleyişinde ortaya çıkan her türlü bozukluk, aksaklık ve eksiklik "hizmet kusuru" olarak tanımlanmaktadır. İdare, kamu hizmetini kusurlu işleterek bireylere verdiği zararı tazmin etmek zorundadır.

Manevi tazminat kurumu ise, idarenin işlemi veya eylemi nedeniyle kişilerin manevi değerlerinde (şeref, haysiyet, mesleki itibar) meydana gelen eksilmenin, şahısta yaratılan elem, duyulan acı ve üzüntünün kısmen de olsa hafifletilmesini amaçlayan hukuki bir tatmin aracıdır. Danıştay'ın yerleşik içtihatlarına göre, manevi tazminat miktarı belirlenirken davacının sebepsiz zenginleşmesine yol açmayacak makul bir ölçü benimsenmelidir. Ancak, takdir edilecek bu miktar sıradan bir bedel olmamalı; zararın ve idarenin sahip olduğu kusurun ağırlığını net bir şekilde ortaya koyacak, kamu idaresinin hukuka aykırı tutumunu özendirmeyecek ve benzer haksız eylemlerin gelecekte tekrarlanmasını önleyecek ölçekte mutlak surette "caydırıcı ve cezalandırıcı" bir nitelik taşımalıdır.

Ayrıca davada, usul hukuku yönünden 2577 sayılı Kanun m. 16/4 kuralı da titizlikle değerlendirilmiştir. Mezkur kanun maddesine göre tam yargı davalarında, dava dilekçesinde ilk başta belirtilen tazminat miktarı, mahkemece nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir (ıslah kurumu). Kanun koyucu, yalnızca miktar artırım dilekçesinin mahkeme dosyasına sunulmasını yeterli görmemiş, bu hakkın kullanılabilmesi için gerekli olan yasal harcın eksiksiz yatırılmasını emredici bir usul kuralı olarak düzenlemiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 8. Dairesi, dosya kapsamında sunulan tüm bilgi, belge ve mahkeme kararlarını inceleyerek, idarenin davacı akademisyene yönelik gerçekleştirdiği disiplin eylem ve işlemlerinin bir bütün halinde "ağır hizmet kusuru" teşkil ettiğine kesin olarak kanaat getirmiştir. İncelemede, davacı öğretim üyesi hakkında 23.03.2007 tarihi ile 25.12.2008 tarihi arasındaki yaklaşık iki yıl gibi oldukça kısa sayılabilecek bir zaman zarfında tam altı adet disiplin soruşturması açıldığı saptanmıştır. İşin çarpıcı yönü, bu soruşturmaların beş tanesinin, davacının sırf bölüm başkanı sıfatıyla diğer öğretim elemanlarına mevzuatı hatırlatmak amacıyla kaleme aldığı rutin idari yazılara dayandırılmış olmasıdır.

Davacıya bu asılsız ve ölçüsüz soruşturmalar neticesinde verilen çok ağır disiplin cezaları bağımsız idari yargıya taşınmış ve yetkili idare mahkemelerince bu cezaların tümünün esastan hukuka aykırı olduğu tespit edilerek iptaline karar verilmiştir. Üstelik söz konusu iptal kararları Danıştay denetiminden de geçerek kesinleşmiştir. Yüksek Mahkeme, davacı kamu görevlisi hakkında bu denli kısa bir süre diliminde peş peşe disiplin soruşturmaları yürütülmesinin ve meslekten koparma noktasına varan ağır yaptırımların tesis edilmesinin, idarenin olağan bir etki-tepki sürecini çoktan aşarak doğrudan davacıyı hedef alan ve onu yıldırmayı amaçlayan sistematik bir psikolojik tacize (mobbing) dönüştüğünü vurgulamıştır. Davacının "görevinden çekilmiş sayılma" gibi akademik hayatını bitiren çok ağır bir işlemle karşı karşıya kalması ve ancak uzun yargılamalar sonucunda mahkeme kararıyla görevine dönebilmesi, yaşanan hukuki mağduriyetin ne denli vahim olduğunu kanıtlamaktadır.

Tesis edilen bu ısrarlı ve hukuka aykırı disiplin işlemleri sebebiyle davacının akademik geçmişinin, toplum içindeki sosyal itibarının, ailesi ve meslektaşları arasındaki saygınlığının, kişilik haklarının ve haysiyetinin ağır bir şekilde zarar gördüğü tespit edilmiştir. Danıştay, yerel idare mahkemesinin davayı reddederken kullandığı "idarenin sırf taciz kastıyla hareket ettiğine dair emare olmadığı" yönündeki gerekçesini son derece isabetsiz bularak, yerel mahkeme kararında hukuka uyarlık görmemiştir.

Bununla beraber, davacının yargılama aşamasında miktar artırım (ıslah) dilekçesi vererek talep ettiği manevi tazminat bedelini 1.000.000 TL'ye çıkardığı, fakat bu artırım için gereken nispi harcı mahkeme veznesine yatırmadığı belirlenmiştir. Yüksek Mahkeme, usul hukuku gereği ilk derece mahkemesince bu eksik harcın davacı tarafa mutlaka tamamlattırılarak talebin esası hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğine de bilhassa işaret etmiştir. Bu değerlendirme yapılırken, takdir edilecek manevi tazminatın idarenin ağır kusuru karşısında kesinlikle caydırıcı bir bedel üzerinden tayin edilmesi gerektiğinin altı çizilmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 8. Dairesi, idarenin kısa sürede üst üste tesis ettiği hukuka aykırı disiplin işlemleri ile ağır hizmet kusuru işlediği ve bu durumun ilgili personele yönelik sistematik psikolojik taciz boyutuna ulaştığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde verilen ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: