Anasayfa/ Karar Bülteni/ AYM | Musa Çelebi | BN. 2022/23867

Karar Bülteni

AYM Musa Çelebi BN. 2022/23867

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/23867
Karar Tarihi 14.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kolluk tutanaklarına mutlak üstünlük tanınması adil yargılanmayı zedeler.
  • Kamu gücü karşısında birey dezavantajlı konuma düşürülmemelidir.
  • Tutanakların gerçekliği karinesi aksi ispat edilebilir niteliktedir.
  • Mahkemeler başvurucunun savunma delillerini titizlikle incelemekle yükümlüdür.

Bu karar, idari yaptırımlara karşı yapılan itirazlarda kolluk tutanaklarının ispat gücü ile bireylerin savunma hakkı arasındaki hassas dengeyi yeniden tanımlaması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkemelerin, idare tarafından tanzim edilen tutanaklara mutlak ve sarsılmaz bir gerçeklik atfederek vatandaşların aksini ispatlama çabalarını peşinen reddetmesi, adil yargılanma hakkının özüne yönelik ağır bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Karar, devletin sahip olduğu kamu gücü karşısında bireyin hak arama hürriyetinin etkin biçimde korunması gerektiğini ve idari işlemlerin yargısal denetiminde sadece kâğıt üzerinde kalan şekilci yaklaşımlardan mutlak surette uzaklaşılmasının zorunlu olduğunu çok net bir biçimde vurgulamaktadır.

Benzer idari yaptırım davalarında tartışmasız bir emsal teşkil edecek olan bu hüküm, sulh ceza hâkimliklerinin itiraz incelemelerindeki edilgen ve pasif tutumunu ciddi şekilde eleştirmekte ve yargı mercilerine çelişmeli yargılama ilkesi gereğince aktif bir delil toplama yükümlülüğü getirmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, sadece polis tutanağına dayanılarak verilen cezalara karşı vatandaşın MOBESE kaydı veya tanık dinletme gibi son derece makul ve sonuca etkili delil taleplerinin mahkemelerce göz ardı edilmesi pratiği bu kararla açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Bundan böyle, trafik cezaları başta olmak üzere her türlü idari yaptırıma karşı yapılan hukuki başvurularda, mahkemeler vatandaşın itirazlarını peşinen soyut bularak doğrudan reddetmek yerine, ileri sürülen delilleri eksiksiz bir şekilde toplamak ve taraflar arasında bozulan dengeyi yeniden kurarak çelişmeli yargılama ilkesini tam anlamıyla hayata geçirmek mecburiyetindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Musa Çelebi isimli vatandaş, gece saatlerinde gerçekleşen bir trafik denetimi sırasında dur ihtarına uymama, tehlikeli şekilde ardı ardına şerit değiştirerek trafiği tehlikeye sokma ve yakalandıktan sonra alkolmetreye üflemeyi reddetme gerekçeleriyle polis ekiplerince hakkında toplam 5.489 TL tutarında idari para cezası kesilmiş ve bununla birlikte sürücü belgesine iki yıl süreyle geçici olarak el konulmuştur. Kendisi ise olay sırasında aracı süren kişinin arkadaşı olduğunu, polisin dur ihtarına uymayarak hızla kaçan ve sonrasında aracı park edip yaya olarak uzaklaşan kişinin bahsi geçen bu arkadaşı olduğunu, kendisinin ise sadece aracın arka koltuğunda oturan bir yolcu konumunda bulunduğunu ileri sürmüştür.

Vatandaş, bu haklı iddialarını ispatlamak amacıyla olayın yaşandığı güzergâhtaki MOBESE kamera kayıtlarının detaylıca incelenmesini ve araçta bulunan diğer şahısların mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla dinlenmesini talep ederek sulh ceza hâkimliğine resmi başvuruda bulunmuş ve kesilen cezaların iptalini istemiştir. İlgili sulh ceza hâkimliğinin, sadece polis tarafından tutulan tutanağa dayanarak ve vatandaşın olayı aydınlatabilecek nitelikteki delil toplanması taleplerini hiçbir şekilde dikkate almadan itirazı reddetmesi üzerine, ortaya çıkan bu haksızlığın giderilmesi amacıyla uyuşmazlık Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yoluyla taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temelinden çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine dayanmıştır. Bu evrensel hukuk ilkeleri, yargılama sürecinin her aşamasında taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme huzurunda özgürce sunmaları için adil, eşit ve makul imkânların eksiksiz bir biçimde tanınmasını emretmektedir.

Somut olayda uygulanan idari yaptırımların temel yasal dayanağı olan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 48 hükmü, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin kullanılıp kullanılmadığını ya da alkolün kandaki miktarını tespit amacıyla güvenlik güçlerince teknik cihazlar kullanılmasını kabul etmeyen sürücülere yüklü miktarda idari para cezası verileceğini ve sürücü belgelerinin iki yıl süreyle geri alınacağını açıkça öngörmektedir. Aynı yasanın tanımlara yer veren 2918 sayılı Kanun m. 3 hükmünde ise hukuki anlamda sürücü kavramı "Karayolunda, motorlu veya motorsuz bir aracı veya taşıtı sevk ve idare eden kişi" olarak spesifik bir biçimde tanımlanmıştır.

Bununla birlikte, yargılamalarda kamu görevlileri tarafından resmi olarak düzenlenen tutanakların içeriğinin hukuka ve gerçeğe uygunluk karinesinden yararlanması genel ve köklü bir idare hukuku kuralı olmakla birlikte, bu hukuki durum hiçbir zaman mutlak ve tartışılamaz nitelikte değildir. Özellikle suç veya kabahat isnadına ilişkin hassas yargılamalarda bu karinenin adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal etmemesi için, söz konusu karineyle kişinin otomatik olarak peşinen suçlu ilan edilmemesi ve karinenin aksinin ispat edilebilir niteliğinin her zaman korunması gerekmektedir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu m. 27 uyarınca yapılan idari yaptırım itirazlarının incelenmesinde hâkim, sadece idarenin tanzim ettiği belgelere sarsılmaz bir üstünlük tanımamalıdır. Yargı makamları, başvuranın karinenin aksini ispatlama gayesiyle yaptığı tutarlı açıklamaları ve bizzat sunduğu veya toplanmasını istediği delilleri titizlikle ele alarak taraflar arasındaki adaleti ve dengeyi korumakla mükelleftir. Aksi yöndeki katı ve şekilci bir yaklaşım, idari işlemin hukukiliğinin yargısal denetimini tamamen işlevsiz ve anlamsız hâle getirecek, bireyi kamu gücü karşısında savunmasız bırakacaktır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayın tüm detaylarını titizlikle incelerken ilk derece mahkemesi konumundaki sulh ceza hâkimliğinin, yalnızca olay yerindeki kolluk kuvvetleri tarafından tek taraflı olarak tutulan olay tutanağını yegâne ve kesin delil olarak kabul edip başvurucunun esaslı iddialarını bütünüyle ve haksız yere göz ardı ettiğini açık bir biçimde tespit etmiştir. Başvurucu yargılama boyunca, olay anında söz konusu aracı kesinlikle kendisinin kullanmadığını, sadece arka koltukta oturduğunu ve uygulanan yaptırımların asıl hukuki muhatabı olan "sürücü" sıfatını yasal olarak taşımadığını çok net bir şekilde iddia etmiştir. Dahası, bu somut iddiasını desteklemek ve maddi gerçeği ortaya çıkarmak üzere olay yerindeki ve güzergâhtaki MOBESE kamera kayıtlarının detaylıca incelenmesini ve araçta bulunan diğer şahısların mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulmasını ısrarla talep etmiştir.

Buna karşın itirazı inceleyen sulh ceza hâkimliği, başvurucunun bu son derece makul ve yerinde olan itirazlarını tamamen soyut ve dayanaksız bularak, sadece polis tutanağının aksini kanıtlayacak yazılı ve kesin bir belgenin dosyaya sunulmadığı gerekçesiyle adalete erişim talebini reddetmiştir. Hâlbuki başvurucunun öne sürdüğü iddiaların doğası ve toplanmasını mahkemeden talep ettiği deliller, kolluk tarafından düzenlenen olay tutanağının doğruluğunu ciddi biçimde şüpheye düşürebilecek ve davanın sonucunu doğrudan ve esastan değiştirebilecek kritik bir mahiyete sahiptir. Mahkemenin, gerçeği ortaya çıkarmak adına tanıkları dinlemek veya emniyetten kamera kayıtlarını celbetmek gibi hukuken yapması gereken en basit araştırmaları dahi yapmaktan ısrarla imtina etmesi, Anayasa ile teminat altına alınmış olan savunma hakkının ağır bir şekilde kısıtlanmasına yol açmıştır.

Elbette ki, kamu görevlilerince resmiyete dökülen tutanakların içeriğinin doğruluğu karinesi hukuken mevcuttur ancak bu karine her zaman aksi ispat edilebilir niteliktedir. Ne var ki derece mahkemesinin, başvurucunun bu karinenin aksini ispatlamak için ileri sürdüğü makul, mantıklı itirazları ve sonuca direkt etki edecek delil toplama taleplerini incelemeye dahi değer bulmaması, bu hukuki karinenin fiilen çürütülemez ve aşılamaz mutlak bir doğru hâlini almasına neden olmuştur. Bu hatalı tutum, başvurucunun yargısal süreçte otomatik olarak suçlu kabul edilmesine doğrudan sebebiyet vermiştir. Bu yaklaşım tarzı, kamu otoritesinin gücü karşısında sıradan bir bireyi tamamen çaresiz, savunmasız ve dezavantajlı bir konuma sürükleyerek ceza muhakemesindeki en temel kurallardan biri olan silahların eşitliği prensibini temelinden zedelemiştir. Başvurucuya kâğıt üzerinde teorik olarak bir itiraz hakkı tanınmış olsa dahi, itirazı inceleyen hâkimliğin polis tutanağına mutlak ve sarsılmaz bir üstünlük atfeden tavrı, bu savunma imkânını tamamen işlevsiz ve etkisiz kılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: