Karar Bülteni
AYM Sercan Aran BN. 2021/24835
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/24835 |
| Karar Tarihi | 26.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddiaları derhâl ve etkili soruşturulmalıdır.
- Toplantı hakkına müdahale mutlak surette kanuna dayanmalıdır.
- Süresiz yasaklama kararları barışçıl toplantılara engel olamaz.
- Eksik incelemeyle verilen takipsizlik kararları hak ihlalidir.
Bu karar, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına idare tarafından getirilen süresiz yasaklamaların anayasal güvencelerle bağdaşmadığını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kanunların mülki idare amirlerine verdiği yetkilerin sınırsız olmadığını, alınan her türlü yasaklama ve kısıtlama kararının mutlaka belirli bir süre ve mekân sınırı içermesi gerektiğini hüküm altına almıştır. Süresiz ve il genelini kapsayan genel nitelikteki yasaklamalara dayanılarak barışçıl toplantılara yapılan kolluk müdahaleleri, kanunilik şartını temelden sağlamadığı için anayasaya açıkça aykırı bulunmuştur. Aynı zamanda karar, kamu görevlilerinin orantısız güç kullanımına ilişkin şikâyetlerin sadece idarenin kendi iç raporlarına dayanılarak kapatılamayacağını güçlü bir şekilde vurgulamaktadır.
Uygulamada kolluk görevlileri hakkında yapılan kötü muamele şikâyetlerinin, savcılıklar tarafından yeterli delil toplanmadan, olay yeri kamera kayıtları bağımsız bilirkişilere inceletilmeden ve tanıklar dinlenmeden takipsizlikle sonuçlandırılması sıkça karşılaşılan bir sorundur. Yüksek Mahkeme bu kararıyla, savcılıkların şikâyetçi beyanlarını, adli muayene raporlarında yer alan tıbbi bulguları ve tüm emareleri bütüncül bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini emsal bir ilke olarak belirlemiştir. Soruşturmanın idareden bağımsız, özenli ve süratli yürütülmesi zorunluluğunun altı çizilmiştir. Bundan böyle valiliklerin toplantı haklarını süresiz olarak askıya alan kararlar yayımlaması veya savcılıkların eksik incelemeyle kötü muamele iddialarının üzerini örtmesi durumunda bu ihlal kararı hukukçular için çok güçlü bir dayanak oluşturacaktır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Avukat olan başvurucu, 24 Ocak 2020 tarihinde Tehlikedeki Avukatlar Günü kapsamında Ankara Adliyesi önünde diğer meslektaşlarıyla birlikte "Sessiz Çığlık" sloganıyla barışçıl bir basın açıklaması yapmak istemiştir. Ankara Valiliğinin Zeytin Dalı Operasyonu gerekçesiyle il genelinde aldığı süresiz eylem yasağı kararı gerekçe gösterilerek polis ekipleri tarafından basın açıklaması yapan gruba müdahale edilmiştir. Çıkan arbedede kolluk kuvvetlerinin orantısız güç ve biber gazı kullanması sonucunda başvurucu yaralanmış ve vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar oluşmuştur.
Olayın ardından başvurucu, kendisine kasten zarar veren, hakaret eden ve polis aracında darp eylemini sürdüren polis memurlarının tespit edilerek cezalandırılması için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık, tanıkları dinlemeden ve kamera kayıtlarını bağımsız uzmanlara inceletmeden, sadece emniyetin hazırladığı idari raporları dikkate alarak takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu, hem haksız polis müdahalesiyle barışçıl toplantı hakkının engellendiğini hem de kolluk şiddetine yönelik şikâyetinin etkili şekilde incelenmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan kuralların başında, Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen kötü muamele yasağı ile 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı gelmektedir. Ayrıca kolluk müdahalesinin kanuni dayanağı olarak ileri sürülen 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu m.11 ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu m.17 hükümleri değerlendirmenin merkezinde yer almaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eden bir muameleye uğradığını iddia eden kişiler için derhâl ve etkili bir ceza soruşturması başlatılması devletin en temel pozitif yükümlülüğüdür. Soruşturmayı yürüten adli makamlar, olaya karışan kolluk personelinden tamamen bağımsız hareket etmeli, olayı aydınlatacak tüm delilleri bizzat toplamalı ve mağdurun sürece etkin katılımını sağlamalıdır. Sadece idarenin hazırladığı ön inceleme raporlarına veya teknik yeterliliği olmayan personelin tuttuğu eksik kamera inceleme tutanaklarına dayanılarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi, kötü muamele yasağının usul boyutunun doğrudan ihlali anlamına gelmektedir. Savcılıklar, adli muayene raporlarında yer alan bulguların kaynağını tespit etmekle yükümlüdür.
Öte yandan, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca mutlaka kanunla yapılması anayasal bir zorunluluktur. Kanunilik ilkesi sadece şeklî bir kuralın varlığını değil, bu kuralın öngörülebilir ve belirli olmasını da gerektirir. 5442 sayılı Kanun ve 2911 sayılı Kanun kapsamında mülki idare amirlerine tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşlerini yasaklama veya erteleme yetkisi, sınırsız ve keyfî kullanılamaz. Kanun koyucu, bu yasakların en fazla bir ay veya on beş gün gibi belirli bir süre ve somut mekân ile sınırlandırılmasını özel olarak emretmiştir. Dolayısıyla, idarenin kamu düzeni gerekçesiyle dahi olsa il genelindeki tüm etkinlikleri belirsiz ve süresiz bir şekilde yasaklayan kararları, anayasal haklara yönelik müdahaleler için geçerli bir kanuni dayanak oluşturamaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, somut olayda başvurucunun katıldığı basın açıklamasına yapılan müdahaleyi ve sonrasındaki adli süreci iki ayrı anayasal hak ekseninde detaylı olarak incelemiştir. İlk olarak, kötü muamele yasağının usul boyutu açısından yapılan değerlendirmede, başvurucunun darp iddialarını destekleyen nitelikte, olaydan çok kısa bir süre sonra alınmış bağımsız adli muayene raporları bulunduğu tespit edilmiştir. Bu tıbbi raporlarda başvurucunun vücudundaki çeşitli ekimozlar ve fiziksel yaralanmalar açıkça ortaya konulmuştur.
Buna rağmen soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının, olay anına ait video görüntülerini bağımsız ve alanında uzman bilirkişilere inceletmediği, başvurucunun şikâyet dilekçesinde ismen bildirdiği görgü tanıklarını dinlemediği ve olaya karışan kolluk personelinin kimlik tespitini dahi yapmadığı açıkça görülmüştür. Savcılığın, adli tıp raporlarındaki bulguların kaynağını araştırmak yerine, yalnızca Valilik tarafından idari bir soruşturma kapsamında hazırlatılan ön inceleme raporunu esas alarak iddiaları somut delillere rağmen "soyut" kabul etmesi ve kovuşturmaya yer olmadığı kararı vermesi, etkili bir soruşturma yürütülmediğini gözler önüne sermiştir. Yüksek Mahkeme, bu ciddi eksikliklerin kötü muamele yasağının usul boyutunu ağır biçimde ihlal ettiğini kaydetmiştir.
İkinci olarak, başvurucunun toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik gerçekleştirilen kolluk müdahalesi incelenmiştir. Kolluk kuvvetleri, eyleme müdahale gerekçesi olarak Ankara Valiliğinin Zeytin Dalı Operasyonu nedeniyle il genelinde süresiz olarak aldığı tüm eylem ve etkinlikleri yasaklama kararını göstermiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, 5442 sayılı Kanun ve 2911 sayılı Kanun hükümlerinin valiliklere ucu açık, süresiz ve tüm ili kapsayan genel bir yasaklama yetkisi vermediğini vurgulamıştır. Mevzuat, yasakların belirli bir süreye ve amaca özgülenmesini açıkça emretmektedir. Bu nedenle, barışçıl nitelikte olduğu anlaşılan "Sessiz Çığlık" isimli adliye önü eylemine yapılan polis müdahalesinin hukuken geçerli kanuni bir dayanağının bulunmadığı saptanmıştır. Müdahale daha ilk aşamada kanunilik şartını sağlamadığından, orantılılık ve demokratik toplum düzeninin gerekleri bakımından alt incelemelere geçilmesine dahi gerek görülmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kötü muamele yasağının usul boyutunun ve toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasına ve başvurucuya 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.