Anasayfa Karar Bülteni AYM | İnan Yaman ve Diğerleri | BN. 2020/39434

Karar Bülteni

AYM İnan Yaman ve Diğerleri BN. 2020/39434

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2020/39434
Karar Tarihi 05.02.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kötü muamele iddialarında etkili ceza soruşturması yürütülmelidir.
  • Soruşturmada olayı aydınlatacak tüm deliller toplanmalıdır.
  • Kolluk tutanakları tek başına hükme esas alınamaz.
  • Eksik incelemeyle verilen takipsizlik kararları hak ihlalidir.

Bu karar, kolluk kuvvetlerinin güç kullanımına ilişkin iddiaların soruşturulması aşamasında savcılık makamının yerine getirmesi gereken hukuki yükümlülükleri net bir biçimde ortaya koyması açısından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişilerin fiziksel şiddete maruz kaldıklarına dair savunulabilir iddiaları ve bunu destekleyen hastane raporları bulunmasına rağmen, olayın sadece sürece dâhil olan kolluk görevlilerince tutulan tutanaklara dayanılarak kapatılamayacağını kesin bir dille vurgulamıştır. Savcılığın, olaya karışan mağdurların bizzat beyanlarını almadan, bağımsız tanıkları dinlemeden ve elde edilen kamera kayıtlarını detaylıca incelemeden verdiği kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, anayasal bir güvence olan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi son derece güçlü olacaktır. Zira uygulamada sıklıkla karşılaşılan, kolluk görevlilerinin taraf olduğu arbede veya orantısız güç kullanım olaylarında yalnızca resmî kolluk tutanaklarıyla yetinilip takipsizlik kararı verilmesi pratiğinin Anayasa'ya aykırı olduğu bir kez daha tescillenmiştir. Karar, savcılık makamının objektif, tarafsız ve derinlemesine bir soruşturma yürütme mecburiyetini hatırlatmakta, devletin bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını çizmektedir. Bundan sonraki süreçte, kötü muamele iddialarını araştıran yargı ve soruşturma mercileri, eksik delil toplama ve tek taraflı tutanaklara itibar etme alışkanlıklarından vazgeçerek usulüne uygun, çok daha şeffaf, özenli ve iddiaları tüm yönleriyle aydınlatacak bir soruşturma yürütmek durumundadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Olay, sokakta kimlik kontrolü sırasında polis memurları ile tartışan ve sonrasında hastaneye götürülen bir şahsın yakınları olan başvurucular ile polis ekipleri arasında yaşanmıştır. Başvurucular, yakınlarını görmek için gittikleri hastane bahçesinde polis memurlarının kendilerine hakaret ettiğini, ardından çıkan arbede sırasında polislerin fiziksel şiddetine ve biber gazlı müdahalesine maruz kaldıklarını iddia etmiştir. Hatta bu olaylar esnasında başvuruculardan biri komaya girmiştir.

Yaşanan şiddet olayının ardından savcılık tarafından resen bir ceza soruşturması başlatılmış, ancak yalnızca olaya karışan polis memurlarının hazırladığı tutanaklar esas alınarak polisin müdahalesinin orantılı olduğu gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmiştir. Başvurucular, polislerin fiziksel şiddet uyguladığını, savcılığın eksik inceleme yaptığını, kendi ifadelerinin dahi alınmadığını ve sadece kolluk tutanaklarına dayanılarak dosyanın kapatıldığını belirterek, yetkili makamların olay hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bu uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı çerçevesinde incelemiştir. Anayasa m.17, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen maddeyle birlikte sistemli bir biçimde okunduğunda, kamu görevlilerinin her türlü kötü muamelesine maruz kaldığını savunan kişiler için sadece şekli değil, esasa etkili bir yargısal koruma sisteminin işletilmesini zorunlu kılar.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kimse devlet görevlileri tarafından fiziksel veya ruhsal bir şiddete uğradığına dair somut ve savunulabilir bir iddia ortaya attığında, devletin derhâl, bağımsız ve etkili bir ceza soruşturması başlatma yükümlülüğü doğar. Şikâyet olmasa dahi, kişiye kötü muamelede bulunulduğuna dair açık belirtiler mevcutsa, örneğin adli tıp raporları veya hastane kayıtlarında yaralanmalar tespit edilmişse, konuyla ilgili soruşturma resen açılmalıdır.

Etkili bir soruşturmanın temel unsurları son derece nettir: Soruşturma makamları olayı aydınlatacak ve sorumluları tespit edecek tüm delilleri bizzat ve hızla toplamalıdır. Soruşturma süreci mağdurun katılımına açık olmalı, kamu denetimi şeffaf şekilde sağlanmalıdır. Yetkili makamlar, sorumluları belirlemek için gerekli makul özeni göstermeli ve soruşturmayı aceleci, temelden yoksun ya da tek taraflı kanıtlara dayandırarak sonlandırmamalıdır. Savcılık, kamera kayıtlarının detaylı analizinden, bağımsız görgü tanıklarının ifadelerinin alınmasına kadar her türlü hukuki adımı atmakla yükümlüdür. Aksi hâlde, kötü muamele yasağının usul boyutu geri dönülemez şekilde ihlal edilmiş sayılır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelediğinde savcılık makamının yürüttüğü soruşturmada çok ciddi ve esasa etkili eksiklikler bulunduğunu tespit etmiştir. Olayın hastane bahçesinde gerçekleşmesi nedeniyle temin edilen kamera kayıtlarının yetersiz kaldığı, görüntülerin karanlık ve kalabalık sebebiyle olayın tam olarak nasıl meydana geldiğini netleştiremediği görülmüştür. Anayasa Mahkemesi, görüntü veya fiziksel kanıtların yetersiz kaldığı bu tür durumlarda tarafların bizzat verecekleri beyanların hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, soruşturma kapsamında şikâyetçi taraf olan başvurucuların beyanlarının savcılık tarafından hiçbir şekilde alınmadığını açıkça belirlemiştir.

Dosyaya sunulan ve cep telefonu kamerasıyla çekilmiş olan on iki saniyelik kısıtlı bir görüntüde polislerin yerdeki kişiye müdahale ettikleri belirtilmesine rağmen, savcılık makamınca bu müdahalenin kime yapıldığı, sınırlarının ne olduğu veya orantılı olup olmadığı hiç araştırılmamıştır. Ayrıca kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda, başvuruculardan birinin aniden bayılarak yere düştüğü ve başını çarptığı belirtilmişse de bu düşmenin fiziksel bir müdahale sonucu mu yoksa başka bir şekilde mi meydana geldiği uzman raporlarıyla incelenmemiş ve bizzat mağdurun ifadesine başvurulmamıştır.

Soruşturmanın en göze çarpan eksikliklerinden biri de olaya şahit olan tarafsız görgü tanıklarının araştırılıp dinlenmemesi ve mağdur başvuruculara herhangi bir fail teşhis işleminin yaptırılmamasıdır. Mahkeme, savcılığın olay hakkında verdiği takipsizlik kararının yalnızca olaya karışan taraf olan kolluk görevlileri tarafından tutulan tek taraflı tutanaklara dayandırıldığını saptamıştır. Üstelik olay nedeniyle idari bir soruşturma başlatıldığı ifade edilmesine karşın, bu idari soruşturmaya ilişkin hiçbir inceleme raporu ve disiplin değerlendirmesi dosyaya yansımamıştır. Tüm bu somut eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, soruşturmanın kötü muamele iddialarının doğasının gerektirdiği ciddiyet, objektiflik ve derinlikle yürütülmediği şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yetkililerce olayı aydınlatmak amacıyla etkili bir ceza soruşturması yürütülmediği ve aceleci davranılarak temelden yoksun sonuçlara dayanıldığı gerekçesiyle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden soruşturma yapılmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: