Karar Bülteni
AYM Ahmet Yıldız ve Diğerleri BN. 2022/108393
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/108393 |
| Karar Tarihi | 26.03.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kovuşturma bulunması tek başına avukatlığa engel değildir.
- Baroya kayıt işleminde takdir yetkisi ölçülü kullanılmalıdır.
- Yargı denetimi idarenin takdir yetkisini işlevsizleştirmemelidir.
- Mesleki hayata müdahale özel hayata müdahale sayılır.
Bu karar, hakkında ceza kovuşturması devam eden hukukçuların baro levhasına yazılma ve avukatlık mesleğine kabul süreçleri açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kanun koyucunun hakkında kovuşturma bulunan kişilerin avukatlığa kabulü konusunda doğrudan ve kesin bir yasak öngörmediğini, bunun yerine barolara ve Türkiye Barolar Birliğine geniş bir takdir yetkisi tanıdığını net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargı makamlarının, sadece devam eden bir kovuşturmanın varlığına dayanarak avukatlık başvurularının bekletilmesine karar vermesi, kanunun amacını aşan ve takdir yetkisini anlamsızlaştıran bir müdahale olarak nitelendirilmiştir.
Bu içtihat, idari yargı mercilerinin baro kayıtlarına yönelik Adalet Bakanlığı tarafından açılan iptal davalarında uygulayacağı denetimin sınırlarını yeniden çizmektedir. Mahkemelerin iptal kararı verirken yalnızca kovuşturmanın varlığıyla yetinmemesi, suçun niteliği ve somut olguları göz önünde bulundurarak kamusal menfaat ile bireysel çalışma hürriyeti arasında adil bir denge kurması gerektiği vurgulanmıştır. Benzer davalarda idare mahkemelerinin daha derinlikli ve somut olaya özgü gerekçeler sunmasını zorunlu kılan bu karar, avukat adaylarının mesleki hayata katılımları önündeki ölçüsüz engelleri kaldırmakta ve özel hayata saygı hakkının güvence altına alınmasında güçlü bir emsal teşkil etmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, hukuk fakültesinden mezun olan ve avukatlık stajını tamamlayarak baro levhasına yazılmak isteyen başvurucuların taleplerinin idare mahkemesi kararıyla durdurulmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucular, baroya kayıt olmak için bulundukları ilin barosuna başvurmuş ve baro yönetimleri bu talepleri kabul etmiştir. Akabinde Türkiye Barolar Birliği de bu kararları onaylamıştır.
Ancak Adalet Bakanlığı, başvurucular hakkında devam eden ceza kovuşturmaları bulunduğu gerekçesiyle bu kararlara itiraz etmiş ve idare mahkemelerinde iptal davaları açmıştır. İdare mahkemeleri, Bakanlığın talebini haklı bularak, haklarındaki kovuşturmalar sonuçlanıncaya kadar başvurucuların baro levhasına yazılma işlemlerinin bekletilmesine karar vermiştir. Başvurucular, henüz mahkûm olmadıkları bir yargılama nedeniyle mesleklerini yapmalarının engellendiğini ve bu durumun özel hayatlarına haksız bir müdahale oluşturduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu başvuruyu, Anayasa m.20 kapsamında güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı çerçevesinde incelemiştir. Kişilerin mesleki hayatlarına yönelik her müdahale doğrudan özel hayata saygı hakkını ihlal etmese de, kişinin mesleğini ifa etme ve meslek çerçevesinde sosyal ilişkiler kurma imkânını önemli ölçüde zayıflatan işlemler bu hak kapsamında değerlendirilmektedir.
Uyuşmazlığın yasal temelini 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.5 oluşturmaktadır. Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi, kasten işlenen belirli suçlardan veya devletin güvenliğine karşı suçlardan mahkûm olanların avukatlığa kabul edilmeyeceğini düzenlemektedir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise, söz konusu suçlardan dolayı hakkında kamu davası açılmış olan adayların avukatlığa alınması isteği hakkındaki kararın, kovuşturmanın sonuna kadar bekletilmesine karar verilebileceği ifade edilmiştir.
Ayrıca, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.8 uyarınca, baro yönetim kurullarının adayın levhaya yazılması hakkındaki kararları Türkiye Barolar Birliğine, oradan da Adalet Bakanlığına gönderilmektedir. Bakanlığın uygun bulmayıp geri gönderdiği kararlarda Türkiye Barolar Birliğinin üçte iki çoğunlukla ısrar etmesi hâlinde, Bakanlığın idari yargı merciinde iptal davası açma hakkı bulunmaktadır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m.74 ise, mesleğe kabulden sonra dahi belirtilen suçlardan kesin hüküm giyilmesi durumunda ruhsatnamenin iptal edilerek avukatın levhadan silineceğini emretmektedir. Bu hukuki zemin, idarenin ve yargı makamlarının yetki sınırlarını belirleyen temel çerçeveyi oluşturmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların baro levhasına yazılma taleplerinin yargı makamları tarafından kovuşturma sonuna kadar bekletilmesine karar verilmesini, serbest avukatlık yapmalarının engellenmesi sebebiyle özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu müdahalenin kanuni dayanağı ve meşru amacı bulunsa da, asıl incelenmesi gereken husus müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülüğüdür.
Mahkeme, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu hükümlerini incelediğinde, kanun koyucunun hakkında ceza kovuşturması bulunan kişilerin avukatlığa kabulünü doğrudan ve kategorik olarak yasaklamadığını tespit etmiştir. İlgili kanun, bu konuda barolara ve Türkiye Barolar Birliğine bir takdir yetkisi vermiştir. Meslek kuruluşları bu takdir yetkisini kullanırken adayın avukatlık yapmaya engel bir hâlinin bulunup bulunmadığını, kovuşturmanın niteliğini ve somut olguları dikkate alarak kamusal menfaat ile kişinin kişisel ve mesleki menfaati arasında adil bir denge kurmak zorundadır.
Somut olayda, barolar ve Türkiye Barolar Birliği takdir yetkilerini başvurucuların levhaya yazılması yönünde kullanmıştır. İptal davasına bakan idare mahkemeleri ise başvurucular hakkındaki somut olguları ve kovuşturmanın niteliğini hiç tartışmadan, sadece devam eden bir ceza kovuşturmasının varlığına dayanarak işlemleri iptal etmiş ve bekletme kararı vermiştir. Yargı makamlarının, kanunda doğrudan bir engel olarak düzenlenmeyen kovuşturma varlığını, yeterli ve ilgili bir gerekçe sunmaksızın otomatik bir bekletme sebebi olarak uygulaması, mevzuatın öngörülemez biçimde genişletilmesine ve meslek kuruluşlarına tanınan takdir yetkisinin işlevsiz kalmasına neden olmuştur. Yargı makamları, kişisel menfaat ile kamusal menfaat arasındaki adil dengeyi kuracak derinlikli bir inceleme yapmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.