Anasayfa/ Karar Bülteni/ DANIŞTAY | 8. Daire | 2016/4905 E. | 2020/3967 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 8. Daire 2016/4905 E. 2020/3967 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 8. Daire
Esas No 2016/4905
Karar No 2020/3967
Karar Tarihi 01.10.2020
Dava Türü İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • Kurul toplantısındaki ifadeler ifade özgürlüğüdür.
  • Akademik işleyişe yönelik eleştiriler suç oluşturmaz.
  • Eleştiriler amire saygısızlık olarak değerlendirilemez.
  • Yönetime yönelik itirazlar disiplin suçu sayılamaz.

Bu karar hukuken, üniversite gibi akademik özgürlüğün, demokratik katılımın ve tartışma ortamının en üst düzeyde güvence altında olması gereken kurumlarda, öğretim elemanlarının idari veya akademik işleyişe yönelik eleştirilerinin salt birer disiplin suçu olarak cezalandırılamayacağı anlamına gelmektedir. Danıştay, akademik bir kurul toplantısında bölüm başkanının yönetim tarzına, kadro tahsislerine ve kararlarına yönelik getirilen sert eleştirilerin, anayasal ifade özgürlüğü şemsiyesi altında korunduğunu açıkça vurgulamıştır. Özellikle eleştirinin kişisel bir hakaret boyutuna ulaşmadığı, bölümün akademik işleyişini ve liyakat sorunlarını (asistanlara mobbing yapıldığı, jürilerin taraflı oluşturulduğu iddiaları gibi) doğrudan hedef aldığı durumlarda, idarenin "amire saygısızlık" veya "görevlerin yerine getirilmemesi" kılıfıyla disiplin cezası veremeyeceği kesin olarak hüküm altına alınmıştır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece yüksektir. Zira akademisyenlerin, idarenin kararlarına karşı çıkma, görevli oldukları kurullarda fikirlerini hiçbir baskı altında kalmadan özgürce beyan etme ve varsa yanlış uygulamaları açıkça dile getirme hakları, demokratik bir hukuk devletinde vazgeçilmez bir haktır. Söz konusu karar, idari mercilerin disiplin yetkilerini eleştirel sesleri kısmak veya akademik muhalefeti cezalandırmak, pasifize etmek amacıyla keyfi olarak kullanmasının önüne güçlü bir set çekmektedir. Uygulamada idare mahkemeleri ve kurum içi disiplin kurulları, artık personelin sarf ettiği sözlerin bağlamını, nerede ve hangi amaçla söylendiğini ve sert eleştiri ile amire saygısızlık arasındaki o ince çizgiyi Anayasa'nın ifade özgürlüğü kriterlerine göre çok daha adil, objektif ve titiz bir şekilde tartmak zorunda kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir devlet üniversitesinin Felsefe Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapan davacı akademisyen, ilgili bölümün akademik kurul toplantısında yeni bir anabilim dalı açılması teklifi görüşülürken bölüm başkanına yönelik çeşitli eleştirilerde bulunmuştur. Toplantı sonrasında tutanaklara yansıyan iddialara göre davacı akademisyen, bölüm başkanına hitaben kararları tamamen kendi isteğine göre aldığını, toplantı ve jürileri kendi arzularına göre tanzim ettiğini, araştırma görevlilerine mobbing uyguladığını ve alımlarda taraf tutarak ayrımcılık yaptığını açıkça dile getirmiştir.

Bu eleştirel sözleri üzerine üniversite yönetimi tarafından davacı hakkında derhal bir disiplin soruşturması başlatılmış ve kendisine "verilen emir ve görevleri kasıtlı olarak yapmamak" ile "amire sözle saygısızlık etmek" suçlamaları yöneltilerek aylıktan kesme cezası verilmiştir. Davacı, akademik kurulda dile getirdiği sözlerin eleştiri ve düşünce özgürlüğü kapsamında olduğunu belirterek cezanın iptali için kurum içine itiraz etmiş, itirazı reddedilince de idare mahkemesinde söz konusu disiplin cezasının iptali talebiyle rektörlüğe karşı işbu davayı açmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Danıştay'ın önüne gelen bu uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki kuralların en başında, düşünce ve ifade özgürlüğünü güvence altına alan 1982 Anayasası m.26 gelmektedir. Anayasa'nın ilgili hükmü uyarınca; herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu anayasal hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de şemsiyesi altına almaktadır.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan ve dava konusu idari işlemin temel dayanağı olan mülga Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği m.8/a hükmü, "kasıtlı olarak verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak, görev mahallinde kurumlarca belirlenen usul ve esasları yerine getirmemek" fiilini düzenlemektedir. Aynı Yönetmeliğin m.8/e bendi ise "görev sırasında amirlerine sözle saygısızlık etmek" eylemini 1/30 oranında aylıktan kesme cezasını gerektiren ağır disiplin suçları arasında saymıştır.

Disiplin hukukunun evrensel temel prensiplerine göre, bir kamu görevlisine disiplin cezası verilebilmesi için isnat edilen eylemin kanunlarda veya yönetmeliklerde açıkça suç olarak tanımlanan eylemlerle birebir örtüşmesi (tipiklik şartı) gerekmektedir. İdari yargının ve yüksek mahkemelerin yerleşik içtihatlarına göre, kamu kurumlarında ve özellikle bilimin, özgür aklın merkezi olan üniversitelerde kurulların işleyişine, yönetim tarzına veya alınan kararlara yönelik dile getirilen söylemler, doğrudan bir kişiye şahsi hakaret amacı taşımadıkça ifade hürriyeti ve eleştiri hakkı kapsamında değerlendirilmektedir. Bu tür yapıcı ya da yıkıcı eleştirilerin, amire saygısızlık veya görevi kasten yapmamak gibi disiplin suçlarıyla örtüştürülemeyeceği temel bir kuraldır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dava dosyasının ve soruşturma evraklarının incelenmesinden, davacı akademisyenin Felsefe Bölümü Akademik Kurul toplantısında "Türk-İslam Düşüncesi Tarihi Ana Bilim Dalının açılması" konusunun görüşüldüğü esnada söz alarak bölüm idaresine ve bölüm başkanına yönelik sert eleştiriler getirdiği anlaşılmaktadır. İlk derece yargılamasını yapan İdare Mahkemesi, toplantı tutanaklarında yer alan ve davacının sarf ettiği iddia edilen sözlerin "kasıtlı olarak, verilen emir ve görevleri tam ve zamanında yapmamak" ile "görev sırasında amirine sözle saygısızlık etmek" eylemleri kapsamında olduğunu kabul ederek, disiplin cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmetmiştir.

Ancak Danıştay Sekizinci Dairesi tarafından yapılan hukuki incelemede, söz konusu sözlerin disiplin hukuku ve anayasal güvenceler çerçevesinde çok daha farklı bir nitelik taşıdığı tespit edilmiştir. Akademik Kurul toplantısında davacı tarafından söylendiği belirtilen "jürileri kendi istediğiniz kararlara göre tanzim ediyorsunuz, asistanlara mobbing yapıyorsunuz, taraf tutuyorsunuz, ayrımcılık yapıyorsunuz" şeklindeki ifadelerin, bölümün akademik ve idari işleyişine yönelik bir itiraz, idari bir tespit ve kurum içi bir eleştiri mahiyetinde olduğu vurgulanmıştır.

Yüksek mahkeme, bir üniversite öğretim üyesinin, mensubu olduğu bölümün geleceğini doğrudan etkileyecek akademik kurul toplantılarında görüşlerini, eleştirilerini ve tanık olduğu aksaklıkları açık yüreklilikle dile getirmesinin amire karşı gösterilmiş bir "saygısızlık" ya da "verilen emri yerine getirmeme" olarak hukuken yorumlanamayacağını altını çizerek ifade etmiştir. Söylenen sözler tamamen eleştiri niteliğinde olup, akademik işleyişe yönelik şahsi bir fikir beyanıdır. Bu minvalde, anılan söz ve davranışların 1982 Anayasası m.26 uyarınca güvence altına alınan ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı açıkça saptanmıştır.

Dolayısıyla, düşünceyi açıklama ve eleştiri hakkı kapsamında kalan bu eylemlerin, disiplin hukuku temelinde cezalandırılabilecek bir fiil olma niteliğine sahip olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Davalı idarenin, bu yasal ve anayasal eleştirileri disiplin cezasına konu etmesinin ifade özgürlüğüne haksız, orantısız bir müdahale olduğu ve tesis edilen disiplin cezasının hukuka uyarlık taşımadığı kesin olarak belirlenmiştir.

Sonuç olarak Danıştay 8. Daire, davacının eleştiri sınırları içindeki sözleri nedeniyle disiplin cezası verilemeyeceğine hükmederek İdare Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: