Anasayfa/ Karar Bülteni/ AİHM | EROL AKSOY | BN. 58919/18

Karar Bülteni

AİHM EROL AKSOY BN. 58919/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM İkinci Bölüm
Başvuru No 58919/18
Karar Tarihi 10.02.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Mahkeme kararlarının icrası adil yargılanmanın parçasıdır.
  • İptal kararları idarece gecikmeksizin ve eksiksiz uygulanmalıdır.
  • Eski hale getirme imkânsızsa alternatif çözümler bulunmalıdır.
  • Şirket ortakları kural olarak şirketin mağduriyetini ileri süremez.
  • Tüzel kişilik perdesi ancak istisnai durumlarda aralanabilir.

Bu karar, idari yargı makamlarınca verilen kesinleşmiş iptal kararlarının idare tarafından yerine getirilmemesinin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen mekanizmaları bağlamında nasıl değerlendirileceği açısından son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. AİHM, mahkeme kararlarının icrasının yargılama sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha vurgulayarak, idarenin yargı kararlarına uymamasının veya icrasını eylemsiz bırakmasının hukukun üstünlüğü ilkesiyle açıkça bağdaşmadığını ortaya koymuştur. İdarenin, satılan malların üçüncü kişilere devredildiği gibi fiili imkânsızlık gerekçeleriyle yargı kararlarını etkisiz bırakması reddedilmiştir.

Bunun yanı sıra karar, şirket tüzel kişiliği ile ortakların kişisel hakları arasındaki ayrım bakımından mülkiyet hukuku alanında önemli ilkeler barındırmaktadır. Mahkeme, kural olarak şirket ortaklarının, doğrudan şirketin mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel mağdur sıfatı taşıyamayacağını hatırlatmıştır. Hissedarların mülkiyet hakkı bağlamında tüzel kişilik perdesinin aralanarak kendi adlarına başvuru yapabilmelerinin sınırları çok net bir şekilde çizilmiştir. Bu yönüyle karar, hem idare hukukunda iptal kararlarının bağlayıcılığı ve icrası hem de ticaret hukukunda tüzel kişilik perdesinin aralanması kuramının uluslararası insan hakları hukuku boyutundaki yansımaları bakımından uygulayıcılara ve vatandaşlara güçlü bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Erol Aksoy, Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz sonrasında yönetimi, denetimi ve hissedar hakları Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilen İktisat Bankası'nın eski yöneticisi ve hissedarıdır. TMSF, kamu alacaklarının tahsili amacıyla başvurucunun da aralarında bulunduğu borçlularla bir tasfiye protokolü imzalamıştır. İlerleyen süreçte idare, protokol hükümlerine uyulmadığı gerekçesiyle başvurucunun doğrudan veya dolaylı yoldan hissedarı olduğu şirketlere ait Viva TV ve Radyo Viva'nın varlıklarını bir araya getirerek satışına karar vermiş ve bu varlıkları ihale yoluyla bir üçüncü kişiye satmıştır.

Başvurucu, söz konusu ihalenin, değer tespitinin ve satış işlemlerinin hukuka aykırı olduğu iddiasıyla idari yargıda iptal davası açmış ve Danıştay, işlemlerin iptaline karar vermiştir. Başvurucu, kesinleşen bu iptal kararlarının TMSF tarafından uygulanmasını ve varlıkların iadesini talep etmiştir. Ancak TMSF, satışın tamamlandığını, üçüncü kişinin haklarının korunduğunu ve kararın uygulanmasının fiilen imkânsız olduğunu belirterek yargı kararlarını uygulamamıştır. Uyuşmazlık, mahkeme kararlarının idarece uygulanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ve şirket varlıklarının satışı nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilip edilmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesi, yalnızca mahkemeye erişim ve dava açma hakkını değil, aynı zamanda mahkemeler tarafından verilen kesin ve bağlayıcı kararların icra edilmesini de güvence altına almaktadır. AİHM içtihatlarına göre, mahkeme kararlarının icrası, "yargılama" sürecinin ayrılmaz ve tamamlayıcı bir parçasıdır. İdarenin, aleyhine verilen bir mahkeme kararını uygulamayı reddetmesi veya eylemsiz kalarak süreci sürüncemede bırakması, Sözleşme'nin 6. maddesi ile korunan adil yargılanma güvencelerini tamamen anlamsız hale getirir. İdari işlemlerin hukuka aykırılığının yargı kararıyla tespit edilip iptal edilmesi halinde, idare hukuka aykırı işlemi ortadan kaldırarak "eski hale getirme" (restitutio in integrum) yükümlülüğü altındadır. Şayet mülkiyetin iyi niyetli üçüncü kişilere devredilmesi gibi aşılamaz fiili veya hukuki engeller nedeniyle kararın aynen ifası nesnel olarak imkânsız ise, idare kendi inisiyatifiyle hareket ederek, hukuka aykırılığın doğurduğu sonuçları giderecek tazminat gibi alternatif hukuki çözümler bulmakla yükümlüdür.

Mülkiyet hakkı bağlamında ise, 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi uyarınca kural olarak bir şirketin hissedarları, bizzat şirketin tüzel kişiliğine ait mülkiyet haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle kendi adlarına mağdur sıfatıyla başvuru yapamazlar. Şirket ile ortak arasındaki tüzel kişilik perdesinin aralanarak hissedarın doğrudan mağdur kabul edilebilmesi için, hissedarın şirket üzerinde tek başına veya ezici bir kontrolünün bulunması ve şirket ile hissedar arasında ayrım yapmanın yapay kalacağı son derece istisnai durumların varlığı şarttır. Hissedarın şirkette yalnızca dolaylı bir paya veya azınlık payına sahip olduğu durumlarda, mülkiyet hakkı iddiaları şirket tüzel kişiliğinin bizzat kendisi tarafından ileri sürülmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda öncelikle mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetleri "mağdur sıfatı" (ratione personae) yönünden ele almıştır. Mahkeme, Viva TV ve Radyo Viva'nın mülkiyetinin tüzel kişiliğe sahip birden fazla anonim şirkete ait olduğunu, başvurucunun ise bu şirketlerde yalnızca dolaylı yoldan veya çok düşük oranlarda (örneğin %0,62 gibi) pay sahibi olduğunu tespit etmiştir. Şirketlerin büyük çoğunluk hisselerinin başka şahıslara veya kurumlara ait olması nedeniyle, başvurucu ile söz konusu şirketler arasında tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirecek sıkı ve ayrılmaz bir bağ bulunmadığına hükmedilmiştir. Bu sebeple başvurucunun, doğrudan doğruya şirketlere ait malvarlıklarının satışı üzerinden kendi bireysel mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süremeyeceği sonucuna varılmış ve mülkiyet hakkı şikâyeti kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Adil yargılanma hakkı yönünden yapılan incelemede ise AİHM, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu tarafından verilen kesinleşmiş iptal kararlarının TMSF tarafından yerine getirilmediğini saptamıştır. Kararda, ihale ve satış işlemlerinin hukuka aykırı olduğunun kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla sabit olmasına rağmen, idarenin varlıkların üçüncü kişiye devredilmiş olmasını ve kamu güvenini gerekçe göstererek kararları uygulamaktan kaçınmasının hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmadığı kuvvetle vurgulanmıştır. AİHM, idari yargı kararlarının aynen icrasının objektif olarak imkânsız hale geldiği durumlarda dahi, Devletin iyi niyet çerçevesinde hareket ederek hukuka aykırı idari eylemlerin zararlı sonuçlarını telafi edecek alternatif yollar (örneğin tazminat ödenmesi) bulmakla yükümlü olduğunu hatırlatmıştır. Somut olayda idarenin böyle bir çaba içerisine girmediği, başvurucunun taleplerini cevapsız bıraktığı ve yargı kararlarını tamamen işlevsiz hale getirdiği tespit edilmiştir.

Sonuç olarak AİHM İkinci Bölüm, ulusal mahkemelerce verilen iptal kararlarının idare tarafından yerine getirilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: