Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 4. HD | 2016/2878 E. | 2016/7137 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2016/2878 E. 2016/7137 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2016/2878
Karar No 2016/7137
Karar Tarihi 30.05.2016
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Mobbing iddiaları kişisel kusur kapsamında değerlendirilmelidir.
  • Kişisel kusurlarda kamu görevlisine doğrudan dava açılabilir.
  • Göreviyle ilgisiz haksız eylemler hizmet kusuru sayılamaz.
  • Mobbing idaresel bir eylem veya işlem niteliği taşımaz.

Bu karar, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken gerçekleştirdikleri iddia edilen psikolojik taciz (mobbing) eylemlerinin hukuki niteliği açısından kritik bir öneme sahiptir. Kararda, bir kamu görevlisinin diğerine yönelik gerçekleştirdiği aşağılama, rencide etme ve kişisel hırslara dayalı haksız eylemlerinin, idarenin bir "hizmet kusuru" olarak değerlendirilemeyeceği açıkça ortaya konulmuştur. Bu tür davranışlar, memurun kamu hizmetinden ve görevinden bağımsız, tamamen "kişisel kusur" niteliğindedir. Dolayısıyla, mağdurun idareye değil, doğrudan zararı veren kamu görevlisine karşı adli yargıda tazminat davası açabileceği hukuken tescillenmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, bu içtihat kamu hastaneleri, okullar veya diğer devlet kurumlarında yaşanan amir-memur uyuşmazlıklarında amire doğrudan husumet yöneltilebilmesinin önünü açmaktadır. Uygulamada, idare mahkemelerinde açılan davaların husumet yokluğundan reddedilmesi veya sürecin uzaması gibi mağduriyetler yaşanabilmekteydi. Yargıtay bu kararıyla, mobbing uyguladığı iddia edilen kamu görevlisinin idari zırhın arkasına saklanamayacağını vurgulamış, haksız fiil sorumluluğu bağlamında doğrudan şahsi malvarlığı ile sorumlu tutulabileceği yönünde güçlü bir emsal oluşturmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir kamu hastanesinde görev yapan personel, aynı hastanede başhekim olarak görev yapan amirine karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davacı personel, başhekimin kendisine sürekli olarak psikolojik taciz (mobbing) uyguladığını, diğer personellerin yanında kendisini sürekli rencide edip küçük düşürdüğünü ve tamamen kişisel hırsıyla hareket ettiğini iddia etmiştir. Bu ağır baskılar sonucunda dayanamayıp istifa etmek zorunda kaldığını belirterek, kişilik haklarının ihlal edilmesi sebebiyle tazminat talep etmiştir.

İlk derece mahkemesi, kamu görevlilerine karşı doğrudan dava açılamayacağını, zararın tazmini için davanın idareye karşı idari yargıda açılması gerektiğini belirterek davayı husumet ehliyeti yokluğundan reddetmiştir. Davacı taraf ise amirin bu davranışlarının kişisel kusur olduğunu ve doğrudan kendisine dava açılabileceğini belirterek bu kararı temyiz etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan yasal düzenlemelerin başında, idarenin ve kamu görevlilerinin sorumluluğunu çizen Anayasa kuralları ile 657 sayılı Kanun gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 hükmü uyarınca, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlu eylemlerden doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. İdare, ödediği tazminatı daha sonra kusurlu memura rücu eder. Bu anayasal güvence, kamu görevlilerinin görevlerini baskı altında kalmadan, rahatça yerine getirebilmelerini sağlamak amacıyla getirilmiştir.

Benzer şekilde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13 hükmü de bu kuralı desteklemekte ve kişilerin kamu hizmetinin yürütülmesi sırasındaki zararlarından dolayı doğrudan memura değil, ilgili kuruma dava açmaları gerektiğini düzenlemektedir.

Ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, idare aleyhine dava açılabilmesi için söz konusu eylemin bir "hizmet kusuru" kaynaklı olması ve idari işlem veya eylem niteliğini yitirmemesi şarttır. Kamu görevlisinin tamamen kişisel hırs, kin, düşmanlık veya garezle hareket ederek gerçekleştirdiği haksız eylemler görevle ilişkilendirilemez. Bunlar "kişisel kusur" olarak kabul edilir. Bir çalışanın şeref ve haysiyetine yönelik saldırılar, diğer personelin önünde rencide edilmesi ve sistematik psikolojik taciz uygulanması, hiçbir kamu görevinin ifası kapsamında değerlendirilemez. Bu nedenle, mobbing niteliğindeki haksız eylemleri gerçekleştiren kamu görevlileri, ilgili yasalardaki koruyucu zırhtan faydalanamaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, davacı taraf çalıştığı hastanenin başhekimi olan davalının kendisine yönelik haksız eylemlerinden dolayı zarara uğradığını iddia etmiştir. Davacının iddialarının temelini, başhekimin diğer personelin yanında kendisini sürekli olarak rencide etmesi, sistematik bir şekilde baskı uygulaması ve bu davranışları tamamen kişisel hırs ve öfkesine dayalı olarak gerçekleştirmesi oluşturmaktadır.

Yerel mahkeme, davalının başhekim statüsünde bir kamu görevlisi olması nedeniyle, zararın idareye karşı açılacak bir davada talep edilmesi gerektiğini düşünerek davalıya doğrudan husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Ancak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu hukuki yaklaşımı isabetli bulmamıştır. Dairenin tespitlerine göre, davacının iddia ettiği eylemler, başhekimin kamu görevini ifa etmesiyle veya kanuni yetkilerini kullanmasıyla ilgili bir hizmet kusuru barındırmamaktadır.

Bir kimsenin çalışma arkadaşlarının veya astlarının önünde sürekli olarak aşağılanması, rencide edilmesi ve kişisel öfke ile hedef alınması, kamu hizmetinin bir gereği olamaz. Bu tür iddialar kanıtlandığı takdirde açıkça "kişisel kusur" teşkil eden haksız eylemlerdir. Dolayısıyla, davalı başhekimin bu eylemleri nedeniyle idari zırhın arkasına sığınması ve anayasal güvenceden faydalanması mümkün değildir. Mahkemenin yapması gereken, davacının iddialarını davanın esasına girerek titizlikle araştırmaktır. İddia edilen mobbing eylemlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği incelenmeli, deliller toplanmalı ve oluşacak sonuca göre tazminat talepleri hakkında bir esastan karar verilmelidir. Davanın sırf husumet ehliyeti yokluğundan reddedilmesi, mağdurun hak arama hürriyetini engellemektedir.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, davalının eylemlerinin kişisel kusur niteliğinde olduğu ve kendisine doğrudan husumet yöneltilebileceği gerekçesiyle yerel mahkemenin kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: